Hangi Türkçe

0
287

HANGİ TÜRKÇE? Öğr. Gör. Yusuf YILDIRIM

İstanbul Arel Üniversitesi yusufyildirim@arel.edu.tr

 

NASIL BİR DİL EĞİTİMİ?

İnsan, sosyal varlık diye tanımlanır. Toplumda yaşayan onun bir parçasıdır. Günümüzde kendisini her şeyden değerli ve önemli gören bir kuşak ile karşı karşıyayız. Sorunlu gençliğe sorumluluk duygusu aşılamak zorundayız. Bunun ilk basamağı da ana dil eğitimidir.

 

Birey önce kendisini iyi, doğru anlatabilmeli.  Temel eğitimini tamamlayan genç, dilini iyi kullanamıyor. Bunda eğitim kurumları kadar iletişim araçlarının da rolü var. Okullarda grameri ve kurallarını sıralamakla, ezberletmekle görevin yerine getirildiğine inanan sözde eğiticiler çoğunlukta. Oysa özde eğitici dil eğitiminin bütün yaşamda geçerli olmasına inanır. Görevinin sadece sınıf içinde değil  yaşamın her alanında sürdüğünü bilen ömür boyu eğiticilerle dilimiz gelişecek ve güzelleşecek. İşlevsel, görevleri belleten dil eğitimine geçilmeli. Ezberci ve kuralcı yolla çocuklar derslerden uzaklaşır.  Örnekli, uygulamalı, görsel ve işitsel öğelerle, hele canlandırma oyunlarıyla ana dil daha sağlam öğretilir. Oysa Türkçe ve yabancı dil derslerinin öğretiminde kitap ve bir de ses dinletme cihazı yani teyp kullanılır daha çok. Dil eğitimi araç ve yöntem işidir. Donanım gerekir, bilinç ve birikimli olmak ister. Gerçek dil eğiticileri de kolay yetişmiyor. Eğitim Enstitülerinden mezun öğretmenlerimizin sayıları gittikçe azalıyor. Uygulamalı eğitimi temel alan bu değerli öğretmenlerimiz birer Türkçe tutkunu, Türkçe ustası olarak yetişmişlerdi. Öğrencilerini de aynı bilinçle eğittiler.

 Konuşmalarımızda sık sık “İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar” sözünü kullanırız. Doğru söz doğrusu. Anlaşmak iki yönlüdür. Konuşmak da öyle. Ama bir insan kendi kendine de konuşabilir. Günümüzde sadece bir grup insan kendi arasında da konuşmakta. Böylece kişisel dil kullanımının yanında gruplaşarak konuşma da ortaya çıktı.

 

İnsan aynı zaman da “sosyal varlık” diye de tanımlanır. Sosyalliğin ölçüsü nedir? Ne olacak, toplumun üyesi olduğunu göstermeli. Yaşlı ile de genç ile de ortak bir dil ile anlaşmaktır. Bunu gerçekleştirmek de eğitimin işidir. Anadili eğitimi devletin görevidir. Dil zaten toplumun temel öğesi değil midir? Öyleyse bu ortak anlaşma aracını iyi kullanmak da vatandaşın asıl görevlerindendi. Kimliği tanımlayan temel ölçüt olan ana diline önem ve değer vermeyen bir toplum çözülür.

 

Günümüzde az sözcükle, deyim atasözü kullanmadan yazışan, konuşan bir genç kuşak ile karşı karşıyayız. Burada dilimizin incelik, güzellik ve derin anlamlılığını bilmeyen bu yeni nesli suçlamak kolay. Çözüm de değil. Sorunun temelinde test sınav sistemi var bence. Sadece bir seçeneğe odaklanmak öğrenmek değil ki… Hatta testte aynı seçenekleri işaretlese bile belli, belki de geçecek puanı alabilecek. Böylece az okuyan, az yazan, az düşünen; çok konuşan, çok yiyen, çok yüksek müzik dinleyen yeni kuşak bizi eğiticileri düşündürüyor. İçedönük, bilgisayar başından kalkmayan, eli tuşlarda, gözü ekranda yetiştirilecek çocuk ve gençlerle  karşı karşıyayız. Sorunun testten sonra ikinci basamağında iletişim araçlarını olumsuz kullanma ortadadır. İnteraktif, katılımcı insanlar yerine edilgen, aile üyeleriyle bile iletişimsiz bir topluluk geliyor geriden.  İnsan yetiştirme yöntemlerimizi yeniden ele almalı, planlama yapmalıyız. Beceri sadece bilgisayar kullanmak ve oyun oynamak değildir. Üretici eğitimi benimsemeliyiz. İş, proje oluşturacak gençleri hazırlamak zorundayız. Sokak, park, atölye, bilgi evine giden katılımcı gençleri yetiştirmek zorundayız.

 

SOKAK TÜRKÇESİ NEREDE?

 

Halide Edip Adıvar’ın en ünlü eseri Sinekli Bakkal, güncelleştirilerek televizyon dizisi yapıldı. 1870’li yılların İstanbul’unu ve insanlarını aramak boşuna. Ana karakter Rabia’nın evlendirileceği erkeklerden biri de Sabit Beyağabey’dir:

“Sabit Beyağabey, mahalle tulumbacıbaşıları arasında en hatırı sayılanlardandı. Beyazıt kulesi işareti çeker çekmez köşklü elinde kırmızı feneriyle köşe başında döne döne narasını atar atmaz, Sinekli Bakkal takımı kolsuz, kırmızı fanilalarını başlarından geçirir, ayaklarına çarıklarını takar, tulumba omuzlarında, Sabit Beyağabey’in siyah atının arkasından tabanlarını kaldırırlardı. Onun naraları öteki takımların narasını kedi miyavlaması gibi ehemmiyetsiz bırakır, onların çevik bacakları mutlak en evvel yangın yerine erişirdi.”

 

Yangın söndürme görevi günümüzde itfaiyecilerin işidir. Türkçemiz de yanıyor. Bakın yüz elli  yıl önceki meslek terimleri nasıl değişmiş: tulumbacılık-itfaiye, tulumba takımı- itfaiye müfrezesi, tulumba-arazöz,  köşklü-gözetleyici, kırmızı fener-siren, fanila- ısıya dayanıklı elbise, çarık-çizme, nara- araç sireni.. Bir kısa paragraftaki değişiklik şaşırtıcı değil mi?  Değişim olmadan gelişme de olmaz derler, doğru. Aşırı değişiklik üretimi azaltınca, tüketimi azdırınca borçlanmalar başlıyor. Eskiyi yıkmak yerine düzenlemek ve düzeltmek gerekmez mi?

 

Sinekli Bakkal, İstanbul’un Fatih ilçesinin Aksaray semtindedir. Anadolu’dan gelenlerin uğrak yeridir. Büyük hikâyeci ve dilci Ömer Seyfettin de İstanbul Türkçesinin en doğru ve güzel Aksaray semtindeki hanımefendilerce konuşulduğunu savunur. Kendisi de eserlerinde bu semtteki insanların konuşmalarını örnek alarak yazı dilini oluşturur. Hüseyin Rahmi Gürpınar da aynı semtte yaşamış ve özellikle romanlarında gözlemlediği Sinekli Bakkal mahalle kadınlarını gerçekçi ve başarıyla anlatmıştır. Bir değişiklik daha işte. Yüz elli yıl önce en seçkin semt olan Aksaray şimdi iş merkezi olmuş. Peki sokak Türkçesi nereye uçmuş? Anadolumuzdan gelenler burada seslerini yükseltmiş ve sert, biraz kaba ve incelikten uzak, düz, mecaz ve kinayesiz bir sokak, argo oluşturdular. Eski İstanbul sokak Türkçesinin zenginliğini Hüseyin Rahmi ile Sermet Muhtar Alus’un kitaplarında ya da siyah beyaz Türk-Yeşilçam filmlerinde görebiliriz.

 

KONAK TÜRKÇESİ NEREDE?

 

Konak, dedeli nineli; amcalı yengeli, halalı enişteli; hizmetçili, beslemeli birçok insanın yaşadığı büyük iki katlı evdir. Bahçesinde güller, asmalar yetiştirilir, tulumbasından, kuyusundan sular çekilir. Kendi düzenini çevresindekilere göre kurar. Canlı bir organizma gibidir.

 

Sinekli Bakkal romanının kahramanı Rabia, sokaktan sonra konakta yaşar. İçişleri bakanının konağında  eğitilir ve geliştirilir. Sokaktan konağa yükselir. Yeteneği işlendikçe dili de değişir.  Mahalle bakkalının kızı konakta hanımefendi gibidir. Tulumbacıbaşı yerine Avrupalı piyano müzik eğitmeni koca adayıdır artık. Rabia konakta zengin bir kelime hazinesi ile karşılaşır. Sokakta beden dili anlatmada yardımcıdır.  “Tarzanca” denilen usul geçerlidir sokakta. Oysa konakta eşyalar farklı, isimleri de yenidir. İşte sokaktan konağa geçen Rabia gelişmeyi seçer. Tepeden bakmayı seçmez, sokağı bırakmaz, “züppeleşmez”. Rabia gelenekten geleceğe geçecek değerleri birleştiren bir karakterdir. Şen, şakacı, taklitçi çocuktan; duygulu, ince, alıngan bir genç kıza dönüşür. Katı Müslüman dedesinin yerine yumuşak Mevlevi Dedesinin elinde, dizi dibinde pişer, olgunlaşır. Dili de incelir, söyleyişine müzik ezgileri yüklenir. İdeal genç kız olur.

 

Halide Edip 1936’de İngiltere’de “Soytarı ve Kızı” adıyla İngilizce bastırdığı bu eserinde Doğu-Batı dengesini ve birleşmesini işler. Sinekli Bakkal’ın Türkçe basımıyla 1942’de de CHP Roman Yarışması’nı kazanır. Cumhuriyet ile birlikte konaklar apartmana dönüşür, dil de değişim hızlanır. Apartman yeni kelime, eşya, görgü demektir.

 

Yakup Kadri Kiralık Konak romanında ironik, alaycı bir biçimde bu değişimin başlangıcını anlatır. Asıl,  Ankara ile Panorama romanlarında bunu örnekler. Hem Halide Edip hem de Yakup Kadri şehirleşme, yeni yapılarla birlikte Türk toplumunun da değiştiğinin farkındadır. Ancak olumsuz biçimci Avrupa’nın eğlence ve gösteriş düşkünlüğünü benimsemez ve onaylamazlar. Çünkü İstiklâl Savaşı’nın hangi zor şartlarda kazanıldığını ikisi de yaşayarak görmüşlerdir. “Züppe”leri alkışlamaları ve övmeleri mümkün değildir.

 İşte dilimizin doğru gelişimi için anahtar bu: Halkın dili ile aydınların dili arasında köprüler kurmak.   

 

Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Orhan Kemal, Kemal Tahir bunun için çalıştılar. Kültür devrimcisi Atatürk de aynı görüşü Yazı ve Dil devrimleriyle uyguladı. Kendisi de aydın dilinden halk diline geçti. Uzlaşmayla halka yakınlaştı. Atatürk ‘ün  Halkçılık ilkesinin özü de halkı bilgilendirmek, onun değer ve eserlerini geliştirmektir. Halkı eşit ve bütün görmektir. Yazı dilini konuşma diline yakınlaştırmaktır. Seçkinlerin belirleyiciliğini halktan yana dengelemeye çalışırlar. Gazi Mustafa Kemal’in özdeyişi çok anlamlı: “ Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

 

APARTMAN TÜRKÇESİ VAR MI?

 

Yok. Çünkü insanlar birbirleriyle görüşmezler. Günümüzde sitelerde, toplu konutlarda, gösterişli büyük iş binalarında insanlarımız birbirleriyle konuşmaz ve görüşmezler. Telefonlaşır, mesajlaşırlar. Yüz yüze görüşmenin yerini teknik haberleşme almıştır. İnsan ilişkileri sınırlanmıştır. Her şey elektronik. İletişim, alım, satım, yazışma, konuşma her şey hepsi elektronik. Tabii bu sistemin dili de İngilizce’ye dayalı. 

Gençler de İngilizce’yi öğrenmek ve kullanmak istiyor. Üretirken kullanalım ama tüketirken niçin kullanalım. Elektronik terimlerinin Türkçelerini bulmak, türetmek dernek ve kurumlarımızın görevi,

Şu iki site yararlı bu konuda:  Türk Dil Kurumu: www.tdk.org.tr  Türk Bilişim Derneği: www.tbd.org.tr/genel/sözlük

 

HANGİ İNTERNET  TÜRKÇESİ ?

 

İletişimin bu denli hızlandığı bir çağda parmaklarının ucunda bütün dünyayı izleyen gençler için sır ve sınır kalmadı. Verilen, programlanmış veri ve bilgilere kolayca ulaşan meraklı insan bıkmıyor bu hayali ve beyin yıkayıcı yeni eğlenceden. Etkileri incelemelerden sonra anlaşılacak bu çılgınlığın. Sırsız ve sınırsız bir bilgi, yayın saldırısından nasıl bir kuşak çıkacağını daha sonra göreceğiz.

 

Üç aydır yüksekokul öğrencilerimle yaz-konuş  ‘çet’ sistemindeyim. Bilgileri, açıklamaları oluşturduğum gruplara gönderdim. Belirli saatlerde de çevrim içi konumuna geçtim. Öğrencilerim benim titizliğimi bildikleri için çekine çekine yazdılar. Kısaltma ve eksik yazdıkları da oldu: Kib: kendine iyi bak, açş: Allaha çok şükür, ewt: evet, İnternet yazışmalarında avatar, logo, resim gibi pek çok yeni kullanım var. Gençler bunlar üzerinde de hiç kafa yormuyorlar. Olduğu gibi kullanmayı  seçiyorlar. Yeni bir dilin ve yazışmanın başlangıcındayız. Düz metin yazarken de tıpkı ‘çet’leşirkenki yazmayı sürdürüyorlar. Bi, gelio, …

Gerçekten küçük, büyük harf karmaşıklığının ötesinde her kullanıcı kendisi özel işaretler oluşturmada, yeni durgun veya hareketli simgeler, belirtkeler satın almakta.

 

Ben üç ayda yepyeni anlatım yolları öğrendim. Türkçem buna ne kadar dayanır bilmem. Her şeyin etiği varsa bunun da kuralları, görgüsü olmalı.

 

Dağınık odalarındaki gençlerimizin yaşam tarzlarını düzenlemelerine yardım etmeliyiz. Önce onların bildiği kadar internet, bilgisayar öğrenmeli. Bilgisayarı ortak, sıralı kullanmayı benimsemeliyiz. İletişim eksikliğini böylece azaltabiliriz. İnternet Kafelerle başladı her şey. Şimdi evlerimizde, odalarımızda artık. Filtre, süzme sistemleri etkili değil. En ünlü kırıcılar ‘hakır’lar 16 yaşından küçükler.

 

 İnsanı eğitmek ve etkin duruma getirmek gerek.

 

Bilgisayarları, dizüstüleri parklarda, oyun alanlarında da kullandırmalıyız. Açık havalarda gençler bedensel etkinlikler de yapsınlar.

 

Sorun kapalı odadan, karanlıktan gençleri dışarıya, aydınlığa çıkarmak.

 

TARKAN İLE Mİ DÜZELECEK TÜRKÇE?

 

‘Söz gümüşse, sükut altındır’, ‘rüzgâr eken fırtına biçer’, ‘mangalda kül bırakmamak’, ‘aynı tas aynı hamam’, ‘pireyi deve yapmak’, ‘alnım açık yüzüm ak’ gibi toplam 44 deyim ve atasözü kullanan Tarkan’a Türk Dil Kurumu teşekkür etti.

 

Bu bir başlangıç ise iyi.  1960’lı yıllarda aranjman müzik yani yabancı müziğe Türkçe söz yazarak başlayan müzikteki bozulma tersine dönmez artık, çünkü kulaklar çok sese ve hızlı ritme alıştı. Korku ve endişem: Güzel Türkçemin de yabancı dil etkileşimi ile yapı, ses ve ritminin bozulması.

 

Türk  ve Türkçe eğitmeni olarak son günüme dek “ses bayrağım” için nefes nefese çalışacağım. Önümde de Atatürk’ün bilim yolunun ışıkları olacak….

(4298)

TEILEN
Önceki İçerikHangi Öğretmen
Sonraki İçerikHatay’da Edebiyat