Nasrettin Hoca Fıkraları’ndan Seçmeler

0
332

TANITIM: Nasrettin Hoca, rivayete göre, Sivrihisar’da doğ­muş, Akşehir’de ölmüş. Prof. Fuat Köprülü’nün tetkik­lerine bakılırsa, XIII. yüzyılda, Selçukiler zamanında yaşamış. Başkaları Timur’la çağdaş olduklarını söylü­yorlar. Gerçekten de, fıkralarında, Timur’un adı sık sık geçiyor. Akşehir’de hâlâ mevcut olan bir türbenin de ona ait olduğu söyleniyor. Türk halk edebiyatı üzerinde çalışmış bir Fransız folklorcusu olan Edmond Saussey de Hocanın hayatının bu fıkralardan çıkarılamayacağını görmüş; tetkiklerini daha çok fıkraların özellikleri ile Hocanın bu fıkralar­dan çıkacak şahsiyeti üzerine yöneltmiş. Ona göre, bu fıkralardan bir çoğu, batı milletlerinin halk hikâyele­rinde de görülen temalara dayanmaktadır. Bu fikrini destekleyecek örnekleri bir bir sayıp döken Fransız ya­zarı, sonunda «Bütün bunlar, diyor, Avrupa ve Asya in­sanlığının müşterek malıdır.»

METİNLER: KEDİDEN SAKLANAN BALTA

Sık sık eve ciğer getirir Hoca;

Ama kısmet olup da bit defacık tadamaz. :

Derdini de kimseye anlatamaz; .

Bir karısına sorar sıkışınca.

“Kadın, der, ciğeri yine kim yedi? “

Kadında cevap hazır: — «Ciğeri kim yer? Kedi.» .

Hoca bir gün kalkar, baltayı alır;

Götürür dolaba koyar, kilitler..

Karısı şaşar kalır:

-“Ayol, ne yapıyorsun baltayı?”der.

-«Kedi görmesin. Ne olur, ne olmaz.»

-«Aman Hoca, tuhafsın!

Kedi onu ne yapsın ?»

Hoca hiç bir lafın altında kalmaz.

Ne yapar yapar, ekler ekleştirir;

Taşı da gediğine yerleştirir:

– “ İlahi karıcığım, sendeki de akıl mı?

Hala gözün yılmamış bu kediden.

Üç akçalık ciğere tamah eden

Kırk akçalık baltayı bırakır mı?”

 

PERDE

 

Bir gün sazlı sözlü toplantı var.

Hocaya bir bağlama uzatırlar.

“Hoca! derler şunu çalsana biraz!”

Hoca, malum, sazdan mazdan anlamaz.

Ama “hayır “ demez alır eline.

Bir dokunur sazın orta teline;

Kendine göre bir hava, tutturur;

Aynı telin üstüne vurur durur.

Bir gürültüdür yayılır etrafa.

Mecliste ne kulak kalır, ne kafa.

-“Hey! der ev sahibi, ne yapıyorsun?

Vaz geçtik, böyle saz yerinde dursun!

Adet! Bu perdelerde gezinirler.”

O zaman Hoca; hazrete şöyle der:

– “İşin aslı öyle değildir, beyim!

Bu perdeyi bulamazlar da onlar,

Aramak için gezinir dururlar.

Ben bulmuşum; ne diye gezineyim?”

 

 

HİÇ

 

Hoca kadıyken iki adam gelir;

Biri ötekinden şikayetçidir.

Der ki: -“Hocam! Ben yolda gidiyordum; ,   ­

Bu da evine odun taşıyordu.

Sırtından çuval düşmüş, boyna uğraşıyordu.

Arkadaş, dedim; sordum:

Tutsam şu çuvalı vursam sırtına,

Karşılığında ne verirsin bana?

Hiç! dedi. Ala! Mesele kalmadı;

Demek anlaştık, dedim;

Tuttum yükü, yükledim.

Ya borcun? dedim; oralı olmadı.

Şimdi ben hakkımı istemez miyim?

Ver bakayım borcunu demez miyim?..”

Hoca keser, der ki: – “Doğru! Haklısın!

Madem ki vadetmiş, alacaksın.

Yalnız bir zahmet et şuraya kadar;

Kaldır şu kilimi altında ne var?”

– “Ne mi var? Hiç!” – “Hah! Al onu oradan

Çek git! Kaldı mı alacağın falan?”

(Orhan Veli KANIK, Nasrettin Hoca Hikayeleri)

KAYNAKÇA: 1. M.Fuad KÖPRÜLÜ, hzl.Dr.Ata Çatıkkaş, 1990. 2. Orhan Veli KANIK, Nasrettin Hoca Hikayeleri (70 manzum olay), 3. Erdoğan TOKMAKÇIOĞLU, Her Yönüyle Nasrettin Hoca, Geçit, 1993. 4. Eflatun Cem GÜNEY, Nasrettin Hoca Fıkraları, Varlık.

(6115)