Dede Korkut Hikayeleri

0
569

TANITIM: 14. yüzyılda Kuzey Anadolu’da yazıya aktarılan kahramanlık hikâyelerinin duygulu ve konuşmalı bölümleri manzum anlatmalı bölümler ise düzyazıdır. Destan izleri taşıyan eserde Türklerin İslamlık adına mücadelelerini, göreneklerini, kadının erkekle denkliğini okuruz. Göçebe ve hayvancılıkla uğraşarak yaşayan Türklerin devlet, aile ve toplum yapısını da öğreniriz. Duru dili, coşkun uslubu Dede Korkut’un önemini arttırır. Öğüt veren bilge kişi Dede korkut hikayelerin çoğunda görülür. Ad koyma, sorunun çözümünde elçi olma, mutlu günlerde saz çalma, töreni yönetme gibi görevleri bulunan cesur öncü Dede Korkut yol gösterici, çocukları eğiticidir aynı zamanda. Giriş bölümünde önce Dede Korkut tanıtılır sonra kadınlar dörde ayrılır: “ Karılar dört türlüdür. Birisi solduran soptur. Birisi dolduran toptur. Birisi evin dayağıdır. Birisi ne kadar dersern bayağıdır. “ Hikâyelerin adları devlet, toplum ilişkilerini de belirlemektedir:

  1. Dirse Han oğlu Boğaç Han destanı
  2. Salur Kazan’ın evinin yağmalanması destanı
  3. Kam Püre oğlu Bamsı Beyrek destanı
  4. Kazan Bey’in oğlu Uruz Bey’in esir düştüğü destan
  5. Duha Koca oğlu Deli Dumrul destanı
  6. Kanlı Koca oğlu Kan Turalı destanı
  7. Kazılık Koca oğlu Yigenek destanı
  8. Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü destan
  9. Begil oğlu Emren’in destanı
  10. Uşun Koca oğlu Segrek’in destanı
  11. Salur Kazan’ı oğlu Uruz’u tutsaklıktan çıkardığı destan
  12. İç Oğuz’a Dış Oğuz âsi olup Beyrek’in öldürdüğü destan

 

METİN: kam pürenin oğlu bamsı beyrek destanı’ndan

Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Kara yerin üstüne ak otağını diktirmişti.’Alaca gölgeliği gök yü­züne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. İç Oğuz, Dış Oğuz beyleri Bayındır Hanın sohbetine toplan­mıştı. Pay Püre Bey de Bayındır Hanın sohbetine gelmişti.

Bayındır Hanın karşısında Kara Göne oğlu Kara Bu­dak yaya dayanıp durmuştu. Sağ yanında Kazan oğlu Uruz durmuştu. Sol yanında Kazılık Koca oğlu Bey Yigenek dur­muştu. Pay Püre Bey bunları gördüğünde âh eyledi, başın­dan aklı gitti, mendilini eline aldı. böğüre böğüre ağladı.

Böyle edince, kudretli Oğuzun arkası, Bayındır Hanın güveyisi Salur Kazan kaba dizinin üzerine çöktü, gözünü dikerek Pay Püre Beyin yüzüne baktı, der: Pay Püre Bey ne ağlayıp bağırıyorsun? Pay Püre Bey der: Han Kazan nasıl ağlamayayım, nasıl bağırmayayım, oğulda nasibim yok, kardeşte kaderim yok, Allah taala bana beddua et­miştir, beyler tacım tahtım için ağlarım, bir gün olacak dü­şeceğim öleceğim, yerimde yurdumda kimse kalmayacak dedi. Kazan der: Maksudun bu mudur? Pay Püre Bey der: Evet budur, benim de oğlum olsa, Han Bayındırın karşısı­na geçse dursa, hizmet eylese, ben de baksam sevinsem, kıvansam, güvensem dedi.

Böyle diyince kudretli Oğuz beyleri yüzlerini göğe tut­tular, el kaldırıp dua eylediler, Allah taala sana bir oğul versin dediler. O zamanda beylerin hayır duası hayır dua, bedduası beddua idi, duaları kabul olunurdu.

Pay Piçen Bey de yerinden kalktı, der: Beyler benim de hakkıma bir dua eyleyin. Allah taala bana da bir kız ver­sin dedi. Kudretli Oğuz beyleri el kaldırdılar dua eylediler, Allah taala sana da bir kız versin dediler. Pay Piçen Bey der: Beyler, Allah taala bana bir kız verecek olursa, siz şa­hit olun, benim kızım Pay Püre Beyin oğluna beşik kertme yavuklu olsun dedi.

Bunun üzerine bir kaç zaman geçti, Allah taala Pay Püre Beye bir oğul, Pay Piçen Beye bir kız verdi. Kudretli Oğuz beyleri bunu işittiler, şad olup sevindiler. Pay Püre Bey bezirganlarını yanına çağırdı, buyruk etti; Bre bezir­ganlar, Allah taala bana bir oğul verdi, varın Rum eline benim oğlum için güzel armağanlar getirin, benim oğlum büyüyünceye kadar dedi.

Bezirganlar da gece gündüz yola girdiler, İstanbul’a geldiler. Fevkalâde, nadide, güzel armağanlar aldılar. Pay Pürenin oğlu için bir deniz tayı boz aygır aldılar, bir ak ki­rişli sert yay aldılar, bir de altı kanatlı gürz aldılar. Yol ha­zırlığını yaptılar.

Pay Pürenin oğlu beş yaşına girdi, beş yaşından on ya­şına girdi, on yaşından on beş yaşına girdi. Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli bir güzel iyi yiğit oldu.

O zamanda bir oğlan baş kesmese kan dökmese ad koymazlardı. Pay Püre Beyin oğlu atlandı, ava çıktı. Av av­larken babasının tavlasının üzerine geldi. Tavlacı başı karşıladı, indirdi, misafir etti. Yiyip içip oturuyorlardı. Be­ri yandan da bezirganlar gelerek Kara Derbent ağzına konmuşlardı. Murada maksuda erişmesin, Evnük Kalesi­nin kâfirleri bunları casusladı.

Bezirganlar yatarken ansızın beş yüz kâfir saldırdılar, vurdular, yağmaladılar. Bezirganın büyüğü tutuldu, küçü­ğü kaçarak Oğuza geldi.

( Küçük bezirgan Boz oğlan da denilen Pay Püre’nin oğlundan malını kurtarmasını ister. Paraları bölüşen vurguncuları öldürüp malları bezirganlara verir.)

Boz oğlan babasının evine geldi. Babasına haber veril­di bezirganlar geldi diye. Babası sevindi, çadır otağ, alaca gölgelik diktirdi, ipek nahaklar serdi, geçti oturdu. Oğlu­nu sağ yanına aldı. Oğlan bezirganlar hususundan bir söz söylemedi, kafirleri öldürdüğünden bahsetmedi.

Birdenbire bezirganlar geldiler. Baş indirip selam ver­diler. Gördüler ki o yiğit ki baş kesmiştir, kan dökmüştür, Pay Püre Beyin sağında oturuyor. Bezirganlar yürüdüler yiğidin elini öptüler. Bunlar böyle edince Pay Püre Beyin hiddeti tuttu, bezirganlara der; Bre kavat oğlu kavatlar, baba dururken oğul elini mi öperler? Dediler: Hanım, bu yiğit senin oğlun mudur? Evet benim oğlumdur dedi. Dedi­ler: Şimdi incinme hanım önce onun elini öptüğümüze, eğer senin oğlun olmasaydı bizim malımız Gürcistanda git­mişti, hepimiz esir olmuştuk dediler. Pay Püre Bey der: Bre benim oğlum baş mı kesti, kan mı döktü? Evet baş kesti, kan döktü, adam devirdi dediler. Bre, bu oğlana ad koyacak kadar var mıdır dedi. Evet sultanım, fazladır dediler.

Pay Püre Bey kudretli Oğuz beylerini çağırdı misafir etti. Dedem Korkut geldi, oğluna ad koydu.Der:

Karşı vatan kara karlı dağlardan aşar olsa

Allah Taala seni oğluna aşıt versin

Kanlı kanlı sulardan geçer olsa geçit versin

Kalabalık kafire girince

Allah Taala senin oğluna fırsat versin

Sen oğlunu Bamsım diye okşarsm

Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun

Adını ben verdim vasim Allah versin

( Bamsı Beyrek Aladağ’a geyik avlamaya gider. Banı Çiçek’in çadırlarının yakınında süyük bir geyiği öldürür. Banı Çiçek, geyikten pay isteyince gönderir. Banı böyle bir avcıyı tanımak amacıyla Bamsıyı çağırtır.)

Bamsı Beyrek dedikleri benim dedi. Kız der: Peki ya ne yapmaya geldin yiğit dedi. Beyrek der: Pay Piçen Bey’in bir kızı varmış, onu görmeğe geldim dedi. Kız der: O öyle in­san değildir ki sana görünsün dedi, amma ben Banı Çiçe­ğin dadısıyım, gel şimdi seninle ava çıkalım, eğer senin atın benim atımı geçerse onun atını da geçersin, hem se­ninle ok atalım, beni geçersen onu da geçersin ve hem se­ninle güreşelim, beni yenersen onu da yenersin dedi. Bey­rek der: Pekala, şimdi atlanın

İkisi atlandılar, meydana çıktılar. At teptiler, Beyreğin atı kızın atını geçti. Ok attılar, Beyrek kızın okunu geride bıraktı. Kız der: Bre yiğit benim atımı kimsenin geçtiği yok, okumu kimsenin geride bıraktığı yok, şimdi gel senin­le güreş tutalım dedi.

Hemen Beyrek attan indi. Kavuştular, iki pehlivan olup birbirine sarmaştılar. Beyrek kaldırır kızı yere vur­mak ister, kız kaldırır Beyreği yere vurmak ister. Beyrek bunaldı,der: Bu kıza yenilecek olursam, kudretli Oğuz içinde başıma kakınç, yüzüme dokunç ederler dedi. Gayre­te geldi, kavradı kızı sarmaya aldı, memesinden tuttu. Kız koçundu. Bu sefer Bej’rek kızın ince beline girdi, sarma taktı, arkası üzerine yere yıktı. Kız der: Yiğit Pay Piçenin kızı Banu Çiçek benim dedi. Beyrek üç öptü bir dişledi, dü­ğün kutlu olsun han kızı diye parmağından altın yüzüğü çıkardı kızın parmağına geçirdi. Aramızda bu nişan olsun han kızı dedi. Kız der: Madem ki böyle oldu, hemen şimdi ileri atılmak gerek bey oğlu dedi. Beyrek de ne olacak ha­nım, baş üzerine dedi.

(Beyrek kızdan ayrılıp evlerine geldi. Ak sakallı baba­sına tanıştığı Banı Çiçek ile evlenmek istediğini söyler.)

Babası der: Oğuzda kimin kızını alı vereyim dedi. Beyrek der: Baba bana bir kız alı ver ki ben yerim­den kalkmadan o kalkmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmeli, ben hasmıma varmadan o bana baş getir­meli, böyle kız alı ver baba bana dedi. Babası Pay Püre Han der: Oğul sen kız istemiyorsun, kendine bir hempa istiyormuşsun, oğul galiba senin istediğin kız Pay Piçen Bey kızı Banu Çiçektir dedi. Beyrek der: Evet ya, evet ak sakallı aziz baba benim de istediğim odur dedi. Babası der: Ay oğul Banu Çiçeğin bir deli kardeşi vardır, adına Deli Karçar derler kız isteyeni öldürür. Beyrek der: Peki ya nidelim? Pay Püre Bey der: Oğul kudretli Oğuz beyle­rini evimize çağıralım, nasıl uygun görürlerse ona göre iş edelim dedi.

Kudretli Oğuz beylerini bep çağırdılar, evlerine getir­diler. Ağır misafirlik eylediler. Kudretli Oğuz beyleri de­diler: Bu kızı istemeğe kim vara bilir? Uygun gördüler ki Dede Korkut varsın dediler. Dede Korkut der: Dostlar mademki beni gönderiyorsunuz, biliyorsunuz ki Deli Karçar kız kardeşini isteyeni öldürür, bari Bayındır Ha­nın tavlasından iki güzel koşucu at getirin, bir keçi başlı geçer aygırı, bir toklu başlı doru aygırı, ansızın kaçma ko­valama olursa birisine bineyim, birisini yedekte çekeyim dedi. Dede Korkutun sözü haklı görüldü. Vardılar Bayın­dır Hanın tavlasından o iki atı getirdiler. Dede Korkut bi­rine bindi, birini yedekte çekti, dostlar sizi Hakka ısmar­ladım dedi gitti.

(Dede Korkut, Deli Karçar’ın isteklerini tamamlar. Pireli ahıra çıplak girdirdiği Deli Kaçar’ı pireledrden kurtarır. O da düğüne razı olur. Banının verdiği kırmızı kaftanı da Bamsı arkadaşlarıyla sırayla giyerler. Eğlenirler. )

Murada maksuda ermesin kafirin casusu bunları casusladı, varıp Bayburt hisarının be­yine haber verdi. Der: Ne oturuyorsun sultanını, Pay Piçen. Bey o sana vereceği kızı Beyreğe verdi, bu gece gelin oda­sına giriyor dedi. Murada maksuda ermesin, o mel’un, ye­di yüz kafir ile dört nala hücum etti.

Beyrek apalaca gelin odası içinde yiyip içip habersiz oturuyordu. Gece uykusunda kafir otağa saldırdı. Naibi kılıcı sıyırdı eline aldı, benim başım Beyreğin başına kur­ban olsun dedi. Naip paralandı, şehit oldu. Derin olsa ba­tırır kalabalık korkutur, at işler er övünür, yayan erin ümidi olmaz. Otuz dokuz yiğit ile Beyrek esir gitti.

Tan ağardı, güneş doğdu. Beyreğin babası anası baktı gördü ki gerdek görünmez olmuş. Âh ettiler, akılları başla­rından gitti. Gördüler ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış, gelin odası paralanmış, naip şehit olmuş. Beyreğin babası kaba sarığı kaldırıp yere çaldı, çekti yakasını yırttı, oğul oğul diyerek böğürdü feryat fi­gan etti. Ak bürcekli anası boncuk boncuk ağladı, gözünün yaşım döktü, acı tırnak ak yüzüne aldı çaldı, al yanağım yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, ağlayarak sızlayarak evine geldi. Pay Püre Beyin penceresi altın otağına feryat figan girdi. Kızı gelini kah kah gülmez oldu, kızıl kına ak eline yakmaz oldu. Yedi kız kardeşi ak çıkardılar kara el­biseler giydiler, vay beyim kardeş, muradına maksuduna ermeyen yalnız kardeş diyip ağlaştılar böğrüstüler. Beyre­ğin yavuklusuna haber oldu. Banı çiçek karalar giydi ak kaftanını çıkardı, güz elması gibi al yanağını çekti yırttı,

Vay al duvağımın sahibi

Vay alnımın başımın umudu

Vay şah yiğidim vay şahbaz yiğidim

Doyuncaya kadar yüzüne bakmadığım hanım yiğit

Nereye gittin beni yalnız koyup canım yiğit

Göz açıp da gördüğüm.

(Beylerin çoğu kara kaftan giyer. On altı yıl esir kalan Bamsı’nın kurtulduğu zaman da Banı’nın düğünü vardır. Bamsı ile Banı yine yarışırlar. Sonunda herkes mutludur.)

Var yerine otur

Kocaya varan yerinden kalksın

Ben kopuz çalayım

Kol sallayıp oynasın

dedi. Böyle söyleyince Boğazca Fatma der: Vay deli boğma­ca çıkaracak olanca aybımızı kalktı, kalk kız, oynarsan oy­na oynamazsan cehennemde oyna, Beyrekten sonra başı­na bu hal geleceğini biliyorduk dedi. Burla Hatun der: Kız kalk oyna elinden ne gelir dedi.

Banı Çiçek kırmızı kaftanını giydi, ellerini yenine çek­ti gözükmesin diye, oyuna girdi, dedi: Bre deli ozan çal ko­caya varan kız benim oynayayım dedi.

Beyrek der:

Ben bu yerde deli olmuş

Pek çok beyaz karlar yağmış dize çıkmış

Han kızının evinde kul halayık tükenmiş

Maşrapa almış suya varmış

Bileğinden on parmağını soğuk almış

Kızıl altın getirin han kızına tırnak yontun

Ayıplıca Han kızı kocaya varmak ayıp olur

dedi. Bunu işitince Banı Çiçek kızdı: Bre deli ozan ben ayıplı mıyım ki, bana ayıp koşuyorsun dedi,-gümüş gibi ak bileğini açtı, elini çıkardı. Beyreğin geçirdiği yüzük görün­dü. Beyrek yüzüğü tanıdı. Burada söylemiş görelim hanım ne söylemiş.

Der:

Beyrek gideli bam bam tepe başına çıktın mı kız

Kıvranıp dört yanına baktı mı kız

Kargı gibi kara saçını yoldun mu kız

Kara gözden acı vasim döktün mü kız

(Beyrek Banı’yı yüzüğünden tanır. Beyrek’in babası ve anası da gelinlerine ve oğullarına kavuştukları için mutludur)

Bu kırk yiğidin bir kaçına Han Kazan, bir kaçına Ba­yındır Han kız verdiler. Beyrek de yedi kız kardeşini yedi yiğide verdi. Kırk yerde otağ dikti. Otuz dokuz kız talihli talihine birer ok attı. Otuz dokuz yiğit okunun ardınca git­ti. Kırk gün kırk gece toy düğün eylediler Beyrek yiğitleri ile murat verdi, murat aldı. Dedem Korkut geldi, neşeli havalar çaldı, destan söyledi, deyiş dedi, gazi erenler başı­na ne geldiğini söyledi, bu Oğuzname Beyreğin olsun dedi.

Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın, göl­geli koca ağacın kesilmesin. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Oğul ile kar­deşten ayırmasın. Ahir vaktinde arı imandan ayırmasın. Amin amin diyenler Tanrının yüzünü görsün. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafanın yü­zü suyuna bağışlasın hanım hey!…

(Selçuk KIRBAÇ, Dedem Korkut, 1999’dan kısaltıldı.)

 

KAYNAKÇA: 1.Semih TEZCAN, Yapı Kredi Yayınları / 2.Muharrem ERGİN, Boğaziçi Yayınları, 3. Orhan Şaik GÖKYAY, Dergah Yayınları, İstanbul. / 4. Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU, Toker Yayınları, İstanbul / 5. Seyit Kemal KARAALİOĞLU, İnkılâp Kitabevi, 6. Selçuk KIRBAÇ, Şule 1999.

(6050)