Sait Faik Abasıyanık, Kayıp Aranıyor

0
3061

TANITIM: Roman uzun soluklu bir eserdir. Sait Faik kocası ve babasının karşısında sıkıntılı bir hayat sürer. Saygınlık beklerken aşağılanır. Bunun sonunda da yalnızlık ve kopuş gelir. Çalıştığı işinden de memnun değildir. Nevin, bir gizli kaçışın, kendini arayışın romanıdır.

ÖZET:

I. Bölüm:

İstanbul’da bir kış akşamında bir Boğaz vapurunda balıkçı Cemal ile Nevin’in arkadaşlıklarını anlatarak romanına başlar yazar.Nevin’in babası emekli konsolos Vildan Bey’dir.Nevin’in iç dünyasındaki çalkantılar işlenir romanda.

Genç kadın Avrupa’da öğrenim görmüştür, dört dil bilir, kültürlüdür. Gazeteci Özdemir’le evlidir. Anlaşamadıkları için boşanmak üzeredir. Anne ve babasının yaşadığı Beykoz’daki eve gitmektedir.Ssserbest tavırları, açık yürekliliği, kahvelere, meyhanelere devam etmesi, her tabakadan kişilerle rahatça konuşmasından dolayı dostu da düşmanı da olmuştur. Kimse Nevin’e kötü gözle bakmaz; çünkü dürüst, mert ve açık sözlüdür.

Sabah Beykoz’dan Eminönü’e gelen Nevin akşam vapuruna balıkçı arkadaşı Cemal’le biner. Tenhaya çekilip senli benli hareket ederler. Cemal Nevin’i öper. Birbirlerinden hoşlanırlar. Kamarot İrfan da Nevin’e ilgi duyar, kur yapmaya kalkar. Nevin ise onun yapmacık hareketlerinden, gösterişçi oluşundan hoşlanmaz, yüz vermez. İrfan’la alay bile eder. İrfan da genç kadın hakkında bir sürü dedikodu uydurup herkese anlatır. Beykoz çarşısındakiler de Nevin geçerken kinayeli sözler söyler, laf atar. Nevin rahatsızdır.

II. Bölüm

Nevin babasının evinde geçmişini düşünmektedir: Ankara’dan yeni dönmüştür.Dışardaki işlerini bitirip evine gelir. Kocasının misafirleri akşam yemeğe gelecektir. Konuklardan biri de Amerikalı gazeteci genç, güzel kadındır. Eğlenceli bir gece yaşarlar.

Kocası Özdemir rahatsız olduğunu söyleyip bazı işlerini Nevin’in yapmasını ister. Nevin de dışarı çıkıp işleri çözmeye çabalar. Öğleye doğru midesi ağrıyınca eve erken döner. Masadaki yiyecekleri ve içilmiş şarap şişelerini görünce şaşırır. Yataklarında kocasının Amerikalı gazeteciyle uyuduğunu görünce yıkılır. Eşyalarını toplayıp otele yerleşir. Özdemir’den ayrılmaya karar vermiştir.

Kocası gazeteci Özdemir, Nevin’in ev adresini öğrenir ve karısını ortak arkadaş grubuyla akşam yemeğine davet eder. Nevin lokantaya tek başına gelir. Masadakiler Nevin’i görünce şaşırırlar. Nevin de heyecanlanır. Özdemir’in ayrılma sebebini farklı anlatmasından şüphelenir. Ortak arkadaşları genç kadına çok soğuk davranmaktadır.

Rifat Bey’in kendisine alaylı alaylı, pis pis baktığını görür. Bir anlam veremez. İki ay önceki bir olayı birden hatırlar : Akşamları Nevin’in bindiği otobüsün biletçisi genç kadına kur yapar, “ Canım ablacığım, şeker ablacığım” gibi güzel sözlerle seslenir. O akşam biletçi bir şeyi düşürmüş gibi yaparak Nevin’in elini öper. Nevin hoşgörüyle karşıladığı gibi adama da acır. Ama otobüsteki dört yolcudan birinin bu Rifat olduğunu hatırlar. Nevin otobüste biletçinin hareketini açıkça anlatır ve Rifat Bey’in hareketini, davranışını çirkin bulduğunu söyler. Kocası duruma müdahale etmez, Nevin’i savunmaz, haklı olduğunu söylemez. Nevin çok üzülür. Lokantadan ayrılıp oteline gelir. Akşamleyin de İstanbul’a hareket etmeyi kararlaştırır. Özdemir’in görevini İstanbul’da yapacaktır. Nevin ile birlikte yolculuk yaparken karısından özzzür diler, bağışlamasını ister, yalvarır. Fakat Nevin derinden yaralıdır, kocasının yalan söylemesine çok içerler. Barışma tekliflerini reddeder.

İstanbul’a dönen Nevin’e Cemal evlenmelerini teklif eder. Özdemir’den boşanamayan genç kadın Cemal’le evlenemez. Cemal’in ailesi de dul ve serbest hareket eden kadınla evlenmesini istemez. İki genç zaman zaman buluşup sevişirler.

Boşanmak için Ankara’ya giden Nevin’i kocası karşılar ve geceyi birlikte geçirir. Ertesi sabah Nevin, boşluk duygusu içindedir. Gara gelir, rasgele bir yere bilet alır. Babasına bir mektup yazar : “ Konsolosun kızı”, “gazetecinin karısı” olmaktan usanmıştır. Uyuşamadığı, bunaldığı bu çevreden uzaklaşmak istemektedir. Göbek adı Ayşe’yi kullanarak kendisine ait hayatını yaşayacaktır artık. Bbirkaç yıl sssonra dönebileceğini belirterek mektubunu tamamlar.

12 Nisan 1948 tarihli mektup yazıldıktan sonra yıllar geçen, Nevin’den hiçbir haber gelmez. Babası Vildan Bey her yıl Nisan ayında gazetelere “Kayıp aranıyor” ilanı verir. Yıldan yıla çöker, üzülür.

(Refika TANER-Asım BEZİRCİ, “Kayıp Aranıyor” Seçme Romanlar, Hür Yayınevi, İstanbul 1973,s.96-98)

Özdemir:

— Boşamam seni, boşamam.

— O da vız gelir. Bu sefer sana düşman kesilirim. Beni hiç göremezsin sonra. Daha fena yaparsın.

— Bir haftalığına Boğaz’da bir otele gidelim. Oturalım, ko­nuşalım. Belki cayarsın, Bana bu şansı ver hiç olmazsa…

Özdemir’in sesi bir tuhaftı. Nevin onun gözlerine bakınca her şeyi anladı. Terk edilmek izzetinefsini yaralamıştı. Hattâ tahrik etmişti. Bir hayvan kadar muhteris bir hal almıştı. Şura­da, hemen koridorda bir şeyler yapmak ister gibi idi. Olmazsa Nevin’i öldürebilirdi. Sık sık nefes alıyor, garip garip bakıyor­du. Nevin korktu. “Olmaz” dememek için kendisini Öylesine zorladı ki dudaklarından duyamadığı bir “olmaz” kelimesi çı­kıverdi.

Şimdi Özdemir, kolunu sıkıyor, kesik kesik nefes alarak manalarını bile kavramadığı;

— Olmaz mı? Otele, Boğaz’a, Boğaziçi’ne… İstersen Tokatlıyan’da… bir oda… üç gün, bir gün… bir gece. Sabahleyin sen uyurken… ben… ne zaman istersen… kalkıp giderim… ama bir gececik. Bu geceyi bağışla, ver… vermezsen öldürürüm, geberti­rim seni… Namuzsuzluk etme!.. Çarparım. Çıldırtma insanı… Sus! Konuşma! Aksi gitme sakın!

Kolunu tutmuş sıkıyor, sıkıyordu. Öteki eliyle göğsünü tar­taklıyordu. Kafasını, burnunu, terlemiş yüzünü yaklaştırıyor; Nevin kafasını Öte tarafa çevirdiği için saçlarına sürüyor, dişle­riyle karısının saçlarını yakalayıp çekiyordu.

Tam bu sırada dayandıkları perdeleri inik kapıda bir sar­sıntı oldu. Birisi çıkmak istiyordu. Nevin;

— Kendine gel, çıkacaklar var; müsaade et, diyebildi.
Özdemir ürkerek çekildi- Kapıyı açan adam Özdemir’in önünde durdu. Dağılmış saçlarına baktı. Nevin’e;

— Üşümüşsünüzdür burada hanımefendi, dedi. İçeriye gi­rin.

Nevin’i içeriye sokmadan adam gideceği yere gitmemişti. Nevin içeriye girince pencerenin yanındaki yerine yerleşti. Bir müddet sonra da tatlı bir uykuya daldı.

Uyudu uyandı. Ankara-İstanbul yolu gecenin içinde birta­kım kampana, insan, tren sesleri, buğu, sis, yağmur hayalleri içinde dakikalık uykular, uzun akılsız uyanmalar içinde hemen hemen yalnız Özdemir’in onu kapı önünde tartaklamasından başka hiçbir olayı tam manasıyla kavrayamadan ne rüya, ne de uyanıklığa bel bağlamaya elverişsiz bir uyuşukluk içinde geri­ye doğru uçtu gitti.

Gözlerini açabildiği zaman bir köprüyü geçiyorlardı. Pen­cereden bakınca köpüre köpüre akan bir dere gördü. Bir kıpkı­zıl kaya güneş içinde altınmış gibi parlıyordu. Kafası hâlâ ka­rıncalanıyor, hâlâ bir şey düşünemiyordu. Ama içinde birbirin­den çocukluk kadar uzak ve tatlı, manasını bir türlü kavraya­madığı doğan güne bir şeyler vaat eder bir sevinç vardı. Gözle­rini ovaladı. Karşısında bir adamla bir kadından başka kimse kalmamıştı. Her ikisi de güldüler.

— Epey uyudunuz, dedi adam.

— Uyudum uyandım, dedi Nevin.

— Ama dinlendiniz herhalde.

Nevin “yorgun değildim” demek istedi. Gülümsedi:

— Herhalde… dedi.

Yorgundu. Sahih yorgundu. On gündür yorgundu. On gündür kanında deli gibi dolaşan, kâh onu iliklerine kadar üşü­ten, sonra ellerinin üstünü bile terleten bir yerinde boşluk için­de birtakım aslı faslı olmayan ağrılar yaratan sıtma mikrobu gi­bi sinsi bir yorgunluk vardı.

Adam:

— O kapıdaki bey bir daha gözükmedi, dedi.

Nevin Özdemir’in çirkin halini hatırladı. Demek o sırada hızır gibi yetişen adam buydu.

— Adam nenizdi? dedi.

— Kocamdı efendim.

— Ya? dedi adam.

Sonra yanındaki kadına:

— Her koca öyle olmaz, korkma karı! dedi.

Nevin’e de:

— İçkili miydi? diye sordu.

— Öyle olacak, dedi Nevin, boşanmak üzereyiz de…

— Ha şu mesele, dedi adam.

Elli yaşlarında, göbeksiz, kara yağız bir adamcağızdı. Karı­sı lafa hiç karışmıyor, gülümseyip oturuyordu. Nevin yeniden gözlerini kapamak üzere idi. Bu sefer kadın:

— Uyuyun, uyuyun biraz daha, dedi. Sinirlenmişsiniz, ya­tışırsınız. Biz sizi bırakmayız, merak etmeyin.

Özdemir bir daha uğramadı. Yaptığına herhalde pişman ol­muştu. Belki de utanmıştı. Nevin onu hiç böyle görmemişti. Ne tuhaf oluyordu erkekler terk edildiklerini anlayınca… Özdernir Haydarpaşa’da da gözükmedi.

  

Biyografisi Hikâye Bölümü’nde.

KAYNAKÇA: 1.Behçet NECATİGİL, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Varlık Yayınları, İstanbul 1979. 2.Refika TANER- Asım BEZİRCİ, Seçme Romanlar, Hür Yay.istanbul 1973. 3. Fethi Naci, Sait Faik‘in Hikâyeciliği,Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2003. 4. Hüseyin ÖZCAN, Sait Faik Abasıyanık ve Eserlerinde Çocuklar, Kültür. 2002.

(11641)