Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf

0
316

TANITIM: 1931’de cezaevinde tanıdığı genç mahkumun macerasını dinleyerek roman yazar. Topluma ve insanlara gerçekçi bakış açısıyla bakan Sabahattin Ali hem Yusuf-Muazzez aşkını hem de kasaba hayatının değişmesini anlatır. 1937’de ilk baskısı yapılan roman Akba, Varlık, Bilgi,Cem, Yapı Kredi yayınlarınca öteki baskıları yapılır.Rusça ve Bulgarca’ya çevrilip bu ülkelerde de basılır. Romantik özellik taşıyan Yusuf’un anlatılışı gerçekçidir.

ÖZET:

1903 yılı güzünde Nazili kazasına bağlı Kuyucak köyünü eşkıyalar basarlar. Soruşturmayı yapan kaymakam Selâhattin Bey anası babası öldürülen dokuz yaşındaki Yusuf’u evlâtlık alır. Kendisi, karısı Şahinde ve küçük kızı Muazzez üç kişilik ailesi Yusuf’la dört kişiye çıkar.

Kaymakam Selâhattin Bey bir yıl sonra Edremit’e nakil olur. Yusuf okula devam eder, okuma yazmayı öğrenince okula gitmez. Karısının basitliği, şirretliği ve dırdırı yüzünden, zamanının çoğunu evin dışında geçiren kaymakam kumara ve içkiye iyice tutulur, alışır.

Aradan on yıl geçer. Muazzez on üç, Yusuf on dokuz yaşındadır. Bir gün bayram yerinde fabrikatör Hilmi Bey’in oğlu Şakir, salıncağa binen Muazzez’e sataşınca Yusuf’tan dayak yer. Kasaba kabadayısı geçinen Şakir, öç almak için, Muazzez’i almağa and içer; babasıyla bir plan kurar, bir gece sarhoş kaymakamı 320 altın borçlandırıp elinden senet alırlar. Yusuf bu senet yüzünden, Muazzez’in o ahlâksız aileye gelin gideceğini anlayınca arkadaşı Muazzez’i sevdiğini bildiği bakkal Ali’ye durumu anlatır. O da parayı bulup verir, borç ödenir, senet geri alınır.

Muazzez’i içten içe seven Yusuf, kendisini boşlukta hisseder. O gece, Muazzez de, Yusuf’u sevdiğini açıklar. Yusuf, arkadaşı Ali’yi dolandırmış olmamak için, kızdan uzaklaşmaya başlar. Şakir, bir düğün gecesinde, Ali’yi tabanca ile öldürür; rüşvetle ve yalancı tanıklarla hapisten kurtulur. Selahattin Bey kalbinden hastadır. Kaymakam heyecanlanmamak için, Yusuf da arkadaşına saygı duyduğu için olayla ilgilenmezler.

Yusuf, bu sefer, Muazzez’den daha da uzak durur. Şakir kaymakamın para ve gösteriş düşkünü karısı Şahinde Hanım’ı kandırır. Yusuf’tan umudunu kesen Muazzez, annesinin zorlamasıyla, Şakir’lerin bağına annesiyle birlikte giderler. Bunu öğrenen Yusuf, seslendiği Muazzez’i bağdan yaylı arabayla kaçırıp köye götürür. Kaymakam, kaçakları bulup evlendirir; Yusuf’u tahrirat kâtibi yapar; kısa bir süre sonra da ölür. Evde geçim sıkıntısı başlar.

Yeni kaymakam İzzet Bey bekâr ve çapkın bir adamdır. Eşrafla sıkı-fıkı ahbaplık kurmuştur. Yusuf’u süvari tahsildarı yapıp kasabadan kırlara, köylere gönderir. Yusuf’un evinde, kaymakamın, jandarma komutanının, fabrikatör Hilmi Bey’in, Şakir’in vb. katıldığı çalgılı, içkili âlemler düzenlenmeğe başlar. Annesini zorlamasıyla bu toplantılara katılan Muazzez’e de içki içirilir. Bir gece Yusuf çıka gelir, masa başındakileri önce kırbaçlar, sonra tabanca ile öldürür. Yaralı karısı Muazzez’i atına alıp Balıkesir’e doğru uzaklaşır. Muazzez sabaha karşı ölür. Yusuf, karısını gömdükten sonra, atını dağlara doğru sürer.

(Behçet NECATİGİL, Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü, Varlık Yayınları, İstanbul 1979, s.307-308)

METİN :

“Eve gelince, cebindeki anahtarla kapıyı açıp içeri girdi. Aynı zamanda kiler ve sandık odası vazifesini, zamanına göre de misafir odası işini gören taşlıkta Kübra ile anası yatıyordu. Yusuf’un girdiğini gören kadın, yukarı kata giden merdivenin alt basamaklarından birinde duran idareyi alıp fitili düzeltti. Yusuf, eliyle, rahatsız olmamasını işaret ederek sessizce yukarı çıkmak istedi, fakat yerde bir hasırın üzerine serili yatakların yanından geçerken Kübra’nın iri ve parlak gözlerinin kendisine baktığını fark etti. Kadının elinden idareyi alırken sordu:

-Daha uyumadınız mı?

-Hanımı bekliyoruz.

-Hanım nerede?

-Esma kadını aldı, telgraf müdürlerine gitti. Çalgı çalıp eğleneceklermiş. “Geç geleceğiz” dedi.

Esma kadın evde kâhyalıktan aşçılığa kadar bir çok işler gören Rumeli’li emektardı.

Yusuf tekrar sordu:

-Babam da gelmedi mi?

-Hayır, gelmedi… Öğleyin yemeğe de gelmemişti.

-Muazzez?

-Küçük hanım yukarda… Biraz evvel yattı…

Yusuf, elinde idare ile, tahta merdivenleri gıcırdata gıcırdata çıkmaya başladı. Yukarı kata gelince biraz durdu, idareyi odaya mı götürsem, burada mı bıraksam diye düşündü. Şahinde henüz gelmediği için, bırakmaya karar verdi ve merdiven başındaki sahanlığa doğru bir adım attı.

Fakat birdenbire, “A!…” diyerek yerinde kaldı. Karşı odanın kapısı açıktı ve Muazzez orada ayakta durmuş, Yusuf’a bakıyordu.

Çıplak ayaklarında mercan terlikleri ve sırtında yakası, kolları ve eteği fistolu beyaz ve uzun bir gecelik vardı. İki kalın örgü şeklindeki saçlarını arkasına bırakmıştı. Dudaklarında acı bir tebessüm vardı ve ağlamış gibiydi.

Yusuf, pek tabiî hissini veremeyen bir lâkaytlıkla:

-Ne o kız yatmadın mı? Dedi.

-Seni bekledim.

-Ne var ki?

-Bir diyeceğim var.

-Yarını yok mu bunun?

-Bu akşam söylemek istemiştim.

Biraz tereddüt ettikten sonra ilâve etti:

-Dinlemeyeceksen gideyim.

Yusuf idareyi öbür eline alarak Muazzez’i kolundan tuttu:

-Gel bakalım oturup konuşalım! Dedi.

Muazzez’inkine bitişik olan Yusuf’un odasına girdiler. Bir kerevetin üstünde serili olan yatağa yan yana oturdular. Muazzez derhal, mukaddeme yapmadan sordu:

-Ağabey, beni kaça sattınız?

Yusuf afalladı ve kızın yüzüne baktı.

Muazzez tekrar etti:

-Daha doğrusu beni kaça sattın?

-Ne demek istiyorsun?

-Ne mi? Bugün annem hepsini anlattı… Babamın borcundan tut da…

-Peki ne olmuş? Nesi var Ali’nin? Beğenmedin mi?

-Bunu bana sormak şimdi mi aklınıza geldi? Kimseyi beğenmedim yok, fakat ben Ali’ye filân gitmem, bunu da bilmiş olun!

Yusuf mükâlemenin çok sert bir üslûpla devam ettiğini ve bunda biraz da kendi kabahati olduğunu düşünerek mülâyim bir sesle ve yarı şaka:

-Yoksa gönlün hep o Şakir’de mi? dedi.

Muazzez yerinden fırladı. Kolları soğuktan diken diken olduğu halde yüzü kıpkırmızı kesilmişti.

-Bana bir daha böyle şey söyleme Yusuf ağabey… Böyle bir şey söyleme…

Yumrukları sıkılmıştı ve her tarafı titriyordu.

Yusuf, içinde hafif bir ürperme duyarak sordu:

-Peki kimi istiyorsun öyleyse?…

Muazzez kendini daha fazla zaptedemeyerek ağlamaya başladı. Başını önüne eğmişti ve gözlerinden yaşlar birbiri arkasın süzülerek göğsüne damlıyordu. Yusuf onu kolundan tutup çekerek tekrar yatağın kenarına oturttu ve yavaş, tatlı bir sesle sordu:

-Söylesene kimi istiyorsun?

Muazzez yaşlı gözlerini Yusuf’a dikerek haykırdı:

-Hiç kimseyi!… Anlamıyor musun?… Hiç kimseyi!…

Ve gözlerini uzun müddet onun gözlerinden ayırmadı. Yusuf da ona bakıyor ve idarenin titrek ışığı vuran yüzünde yer yer ürpermeler oluyordu. Elini yavaşça uzatarak genç kızın saçlarını okşadı. O zaman Muazzez bu işareti bekliyormuş gibi doğruldu, Yusuf’un ellerini avuçlarının içine alarak:

-Kimi istiyorum anladın mı? dedi.

Yusuf altdudağını ısırarak ağır ağır başını salladı:

-Anladım!

Muazzez, hayatında ilk defa Yusuf’un iri kahverengi gözlerinde yaşlar parladığını gördü.”

(Cevdet Kudret, Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman III Cumhuriyet Dönemi (1923-1959) İnkılap, İstanbul 1990, s.77-78.)

KAYNAKÇA: 1.Ramazan KORKMAZ, Sabahattin Ali, Yapı Kredi, İstanbul 1997. 2. Mustafa KUTLU, Sabahattin Ali, Dergah, İstanbul 1972. 3. Atilla ÖZKIRIMLI-Filiz Ali, Sabahattin Ali, Cem, İstanbul 4. Fethi Naci, “Modern Bir Tragedya” On Türk Romanı, Ok, İstanbul 1971, s.82-90.

(5048)