Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri

0
598

TANITIM: İkinci Dünya Savaşı’nın son yılında savaşın sınırlarımıza dayandığı, Almanların faşizminin azgınlaştığı dönemde İstanbul’da hakkında iki tutuklama kararı bulunan bir devrimci Türk aydınının serüvenli hayatı anlatılır. Anı roman sayan incelemeciler de var. Rıfat Ilgaz’ın yaşadıkları anlatılır. Adsız 14 bölümlü romanın baskısı : Çınar Yayınları, 11.bs. İstanbul 1999, s.7-219.

 ÖZET:

Rifat Ilgaz’ın 1944 yılında Sınıf şiir kitabının Sıkıyönetimce toplatılmasından sonra yaşadıklarını romanlaştırmasıdır. İstanbul’da geçen eserde aydının iki üç aylık kaçışı, saklanışı anlatılır. Şehir içinde sürekli polislerden gizlenmeye çabalar. Arkadaşlarından ve emekçilerden yardım görür.

Romanın asıl kahramanın adı Mustafa Ural’dır. İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki aydınların örneğidir. Gazate ve dergilerde devrimci yazılar yazdığı için polis peşindedir. Bazı yazar ve gazeteler Almanlardan yana tavır almışlardı. Mustafa ve arkadaşları ise toplumcu gerçekçi çizgidedir.

1939-1945 yılları arasında uygulanan altı yıllık sıkıyönetim süresinde Mustafa Ural gibi birçok Türk aydın ve sanatçısı kovuşturma, soruşturma geçirir. Rifat Ilgaz kendisinin başından geçen bu olayı yirmi yıl sonra yazar.

Anı, belgesel özellikler de taşıyan eserin işkence sahneleri tüyler ürperticidir.

METİN: V

Nihat’ın evinden hava kararırken çıktı. Bu karartmaya, biraz da insanlar yardım ediyorlar, pencereler, içerden çekilen kapkara perdelerle kentin başlayan gecesine erken erken katılmış oluyorlardı. Kurdun dumanlı havadan hoşlandığı gibi Mustafa da bu kurşungeçirmez karanlıklarda, özgürlüğün buruk da olsa tadını çıkarıyordu. Bu, biraz da içkiyle sağlanan başıboşluğa, uydurma özgürlüğe benzemiyor değildi. Ne çare ki, koskoca kentte herkesin Özlemle evine koştuğu şu saatlerde biraz olsun kendine gelebilyordu böylece.

Saatini Cengiz’in direnmelerine aldırış etmeden masanın üstünde bırakıp çıktığı için, ancak evlerin önünden geçerken kulağına çalınan radyo yayınlarından öğrenebiliyordu zamanı. On ikiyi bulmadan girmeyecekti evin kapısından içeri!

Karlı gecelerden sonra bu yağışsız serin hava, yürüdükçe güçlendiriyordu onu. Her düdük sesi kurulmuş bir tuzaktı sanki. Yolunu ustaca sağa sola kaydırıyor, işkilli adımlar atmamak için bütün becerisini kullanıyordu. Bir kez üç kişilik bir devriyenin tuzağına düşüvermişti dalgınlıkla. İşten çıkmış da evine geç kalmış bir babanın telaşıyla yürümesini becermiş olacaktı. Böyle zamanlar için daha hazırlıklı olması gerektiğini anlamakta gecikmemişti. Bundan sonra Nihat’ın evinden çıkarken boş kesekâğıtları alacak, vakit ilerledikçe, bunları taşla toprakla doldurup kucağına yerleştirecekti. İki üç kesekâğıdıyla yoluna giden bir evcimen kişiden kimse kimlik sorma yürekliliğini gösteremezdi. Hele iki eli birden dolu olursa…

Vakit çok erkendi daha… Aksaray kesiminden uzaklaşmamak koşulu ile hemen her arka sokağı dolaşır, vakit öldürebilirdi. Nihat’ın evinden bundan daha da geç çıkamazdı ki. O zaman ya iki kez uğurlanacak, ya da akşam yemeğine de kalmakla yüzsüzlük etmiş olacaktı, ikisi de ilerisi için çok sakıncalıydı.

Rotasını, düdük seslerine göre çizdiği için bir ara kendini Kumkapı’da buldu. Kahveler karartma gecelerine yakışmayacak kertede kalabalıktı. Bunu pencerelerden, kapılardan görüp de anlamış değildi, önlerinden geçerken kulaklarını dolduran uğultudan çıkarıyordu.

Agop Efendi’nin kahvesi, her zamanki gibi seçme konuklarına açmıştı kucağını. Kapının tam aralandığı sırada içeriye bir göz attı. Alacakaranlıkta herkesin tepesinden bakan Uzun Nevzat’ın başını görüverdi. Girip konuşmak için yanıp tutuşmaya başlamıştı. Bu isteğinin önüne geçmek için yeniden balıkçı meyhanelerinden yana kırdı dümeni.

İyi ama Nevzat’ın kaldığı pansiyonu bilmiyor değildi ki. İsterse gider evinde görebilirdi onu.

Görmenin, onunla konuşmanın gerekliliğine öylesine inanmıştı ki, isteğini tehlikesizce yerine getirebilmek için yöntemler düşünmeye başlamıştı. Oysa hiç akıllıca bir iş değildi onunla görüşmek. Birinci Şubeye girip çıkmış bir kişinin arkasını adamsız bırakmamak, polisin gelenekleri arasında olduğunu bilmiyor değildi. Ne olursa olsun görecekti Nevzat’ı. Bu biraz da dost özleminden ileri geliyordu kuşkusuz.

(Rıfat Ilgaz, Karartma Geceleri, Çınar Yayınları, İstanbul )

RIFAT ILGAZ (1911-1993)Mizah, roman yazarı, şair

Kastamonu Öğretmen Okulu ile Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü mezunudur. Türkçe öğretmenliği sırasında yazdığı Sınıf şiir kitabı yüzünden hüküm giydi, hapisten çıkınca öğretmenlikten ayrılıp yayıncılık yapmaya başladı.Markopaşa mizah dergisini çıkardı. Romanları ödüller kazandı.

Roman: Sarı Yazma, Yıldız Karayel. Hikâye: Şevket Ustanın Kedisi, Meşrutiyet Kıraathanesi, Hababam Sınıfı. Şiir:Soluk Soluğa, Bütün Şiirleri.

KAYNAKÇA: 1. Asım BEZİRCİ, Rifat Ilgaz. 1988. 2. Öner YAĞCI, Fedailer Mangası, Rıfat Ilgaz’ın 40 Kuşağı Anıları 1993. 3. Aydın ILGAZ, Sınıfın Hikâyesi, 2004.

 

(6592)