Peyami Safa, Fatih-Harbiye

0
306

TANITIM: Cumhuriyetin ilk yıllarında gençlerin gelenek ile moda arasındaki tercih sıkıntılarını anlatır. Genç kız, Beyoğlu’ndaki renkli, süslü hayata imrenir. İç-dış, ruh-madde, Doğu-Batı değerlerinin karşılaştırıldığı eserde yazar psikolojik özellikleri işler.

ÖZET:

Neriman ile Şinasi, Darülelhan’m alaturka bölümüne de­vam eden iki gençtirler. Fatih’te otururlar. Sözlüdürler.

Neri­man’ın, Beyoğlu çevresini, dayısının kızları ve özellikle alafran­ga bir genç olan Macit vasıtasıyla tanımasına kadar birbirlerini sever, sayarlar. Ancak bir yandan Macit’ten, diğer yandan Şişli’de oturan dayısı kızlarından gelen etkilerle “Köprü’nün öbür tarafı”nda yaşanan “asrî” hayata özlem duyan Neriman’da, Sinasi’ye ve Fatih-Beyazıt çevresine karşı nefret ve hor görme duygusu uyanır: Alaturka musikiyi beğenmez, alafrangayı be­nimser; ud’dan nefret ederken, kemana sempati besler. Çev­resine ve muhafazakâr nitelik taşıyan terbiyesine rağmen Macit’le flört hayatı yaşar, gece eğlentilerine katılır. İstediği ve öz­lediği hayatı Beyoğlu çevresinde bulacağına inanan Neriman, babası Faiz Bey’le de çatışır.

Bir gün, Perapalas’ta yapılacak bir balonun hazırlıkları için Beyoğlu’na çıkan Neriman, orada dayısı kızlarına uğrar. Onlarda, bir Rus kadınından, kızıyla ilgili trajik bir hikâye dinler. Hikâyedeki Rus kızı ile kendisi arasında birtakım benzerlikler görür ve yaşadıklarından büyük bir piş­manlık duyar. Bu duygunun baskısıyla Neriman, söz konusu “asri” özlemlerinden vazgeçerek tekrar Fatih’e ve Şinasi eve dö­ner; evlilik hazırlıklarına başlar.

( Mehmet TEKİN, Romancı Yönüyle Peyami Safa, 1999,s.164)

 

 

METİN:

Neriman, Beyoğlu’nda saatlerce dolaştı. Mağaza camlarında kumaşları, tuvalet teferruatını seyretti. Bir iki yere girip çıktı ve fiat sordu. Henüz babasından para almamıştı. Fakat vakit kaybetmemek, hiç olmazsa intihabı bür gün evvel yapmak istiyordu.

O gün, Şişli’de oturan dayısının kızlarını da görecekti. Onlardan fikir almıya ihtiyacı vardı. Son seneler zarfında onlar hiç bir baloyu kaçırmıyorlardı.

Tramvaya atladı ve Şişli’ye gitti. Kızların ikisi de evde idi. Neriman’ı biraz mahzun karşıladılar. Salonda, yaslar giyinmiş bir ecnebi kadın vardı.

Neriman salona girince bir sükut oldu. Taze bir mateme hürmet ettiklerini hissettiren alçak sesle, dayısının kızları, Neriman’ın hatırını sordular. Tek tük birkaç şey konuşuldu.

Yaslı ihtiyar kadın hep susuyor ve önüne bakıyordu.

Nihayet müsaade istedi ve çıkıp gitti. Arkasından iki kız birden:

– Zavallı kadın! dediler.

Neriman, evvela kendisinden ziyade bir başkasına verilen ehemmiyetten kızar gibi oldu. Fakat dayısının büyük kızı gitmek üzere ayağa kalkan Neriman’ı oturttu:

– Affet! dedi, bu kadın bizi şaşırttı. Çok kederlendik. Seninle meşgul olamadık, otur biraz… Ve dinle bak…

Neriman gitmek için ısrar ediyordu:

– Ben buraya beş dakika için geldim. Perapalas’ta bir balo var. Ona gideceğim. Sizinle konuşmak ve fikir almak istiyordum.

İki dayızadesi de, Neriman için hayatının en büyük hadiselerinden biri olan bu balo meselesine adeta hiç ehemmiyet vermediler.

Karşılarındakilerin halini anlamayacak kadar yaşlı kadının tesiri altındaydılar:

– Otur, canım, biraz otur… otur… Baloyu da konuşuyoruz. Kolay… fakat sen şunu dinle!

– Vaktim yok.

– Dinle bak ama seni çok alakadar eder.

Ve anlattılar.

Bu ihtiyar kadın Rusmuş ve fevkalade güzel bir kızı varmış. Bu kız evvela, gitar çalan fakir bir Rus artistiyle sevişir. Beraber senelerce yaşarlar. Nedense bir türlü evlenemezler. Rus genci çok fakir, çok… kızla Beyoğlu’nun küçük bir odasında sefil yaşıyordurlar. Rus genci lokantalarda filan gitar çalarak biraz para kazanıyor. Kız bu sefalete senelerce katlanır. Çünkü hisli ve münevver bir kadın. Herkesin ehemmiyet verdiği şeylere o ehemmiyet vermiyor, lükste gözü yok. Fakat ne kadar olsa kadın. İhtiyaçları tatmin edilmedikçe büyüye, büyüye, kendisinin farkına varamadığı büyük bir ızdırap haline geliyor.

Nihayet bu kızın karşısına zengin ve güzel bir adam çıkar. Bir Rum. Onu sever, Rus gencinden ayrılır, Osmanbey tarafında bir apartmana alır,beraber yaşarlar. Artık refah, para, eğlence, her şey…

Rus genci, yine Beyoğlu’nda, bazı Rus lokantalarında gitar çalarak hayatını kazanmıya devam eder, o kadar mağrurdur ki hiç kimseye ıstırabından bahsetmez. ( Hikayenin burasında Neriman’ın alakası artmaya başlamıştır . )

Kız artık her baloda görünüyor. ( Neriman’ın dayızadeleri kızın tuvaletlerini anlatıyorlar. Neriman’da alaka daha şiddetli ). Her gün otomobilde. Fakat herkes dikkat ediyor, Rus kızı mahzundur, çok mahzun. ( Neriman adeta sıçrayarak ):

– Niçin? ( diye soruyor ) Çünkü… ( diye anlatıyor, dayısının kızları ) Bu, tahsil görmüş bir kızdır ve sathi şeylere değer vermez, hakiki güzellikler arar. Musiki, mütalaa ve samimiyet ( demiye getiriyor dayısının kızları), Rus genciyle yaşarken kız bunların hepsini buluyordu. Fakat Rum genciyle yaşarken bulamıyor. Yeni hayatı sahte. Etrafını alan yeni insanlar çok manasız. Halbuki Rus kızı,eski sevgilisiyle yaşarken, etrafında hep görgülü, samimi adamlar var. İhtilalden kurtulmuş Beyaz Ruslar. Bunların hepsi fakir. Fakat hep kıymetli adamlar. Hele başlarından geçen o kadar şey de geçince büsbütün anlayışları artmış,sefalet onları terbiye etmiş.

Velhasıl, bu Rus kızı büyük bir hata işlediğini anlamış ( ve yaşlı ihtiyar kadının tabirine göre )hakiki kıymetlerle medeniyetin sahte kıymetleri arasındaki farkı çok iyi görmüş ve üstüne bir mahzunluk çökmüş.apartmanda ipek yastıklar arasında, hep ağlarmış. ( Neriman’ın alakası en son şiddetinde, artık sebep sormuyor ve bütün dikkatiyle dinliyor. )

Nihayet, kız, bir gece yarısı , erkek evde yokken yatağından fırlar, sokağa çıkar, Beyoğlu’na gelir, eski sevgilisini odasında arar, bulamaz , bütün Rus lokantalarını, kahvelerini dolaşır; nihayet, meyhane gibi bir yerde onu görür. Rus onu göremez. ( Neriman’ın gözleri öyle büyür ki! ) Kız bir kenara oturur. Rus genci gitar çalıyor. Amma eskisinden daha güzel daha içli çalıyor. Hatta kız ağlar. Bir aralık dayanamaz, yerinden fırlar, sevgilisine koşar ve herkesin içinde bağırır:

“- Ben bir alçağım. Sana tekrar geliyorum. Beni kabul et!” der.

Rus genci hiç cevap vermez, gitarını çalmaya devam eder. Çaldığı hava da onların seviştikleri zamanlara ait bir hatıra.

Kız, meyus bir halde oradan çıkar, otomobile atlar, deli gibi apartmana gelir, odasına kapanır ve bütün bunları bir mektuba yazarak revolverle intahar eder.

Bu hikayeyi anlattıktan sonra kızlar ilave ettiler:

– Bu vak’a evvelki gece oldu. Demin gördüğün kadın o kızın annesidir. Kızla biz de son zamanlarda tanışmıştık bize gelip giderdi. Üç gün evvel burada, senin oturduğun şu koltukta oturmuştu.

Neriman titredi ve baloyu falan unutmuştu. Bu hikayeyi adeta sırf kendi mukadderatına ait bir şey gibi dinlemişti. Ne benzeyiş! Rus kızının şahsında kendisini, Rus artistinin şahsında Şinasi’yi ve Rum gencinin şahsında Macit’i görüyordu.

Milliyet ve isim farklarından başka hiçbir şey yoktu.süratle anlatılan bu hikayeyi ebediyen kendi kendine tekrarlamak ve söylenmiyen teferruatı hayal ile tamamlıyarak bütün bu hayatı zihninde yeniden yaşatmak istiyordu.

Kızlar, bu hikayenin en adi felsefesini çıkardılar:

– Para mara… boş laf! Saadet başka şey, dediler.

Sonra, hadisenin Neriman’da uyandırdığı dalgınlığı görünce:

– Ne garip hikaye değil mi? Adeta sinema! diyorlardı.

Neriman bir şey söylemiyordu. Başını kaldırdı:

– Kız Rus artistini seviyormuş da ondan! Dedi.

Sonra ilave etmek istedi: “Yoksa daima para daima paradır.” Fakat bunu söyliyemedi.

Kızlar:

– Demek ki, dediler, paradan daha kuvvetli şeyler var.

Fakat o, Neriman, Şinasi’yi bu derece seviyor muydu?

Dayısının kızları, birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Neriman bu bakışlardan birini görerek silkindi. Hikayenin tesiri altında, kendi tavırlarını teftiş edemediği için mahrem düşüncelerini dışarıya hissettirecek sadedilane küçük hareketler yapıyordu.

Utandı ve müsaade istedi. Apartmandan çarçabuk çıktı. Kızlar arkasından bağırıyorlardı:

– Yarın gel de baloyu konuşalım!

Neriman sokakta konuşuyor. Epey yürüdü. Harbiye’den Fatih’e giden tramvaya bindi.

( Peyami Safa, Fatih–Harbiye, İstanbul 1983, s.91–95)

Peyami Safa’nın biyografisi ve kaynakça Dokuzuncu Hariciye Koğuşu bölümündedir.

(6328)