Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

0
869

TANITIM: Psikolojik romandır. Yazarın hasatalığına bağlı kişi ve olayların anlatılmasıdır. Otobiyografik eserdir.

ÖZET :

On beş yaşlarında, yıllardan beri dizinden rahatsız olan roman kahramanı çocuk, İstanbul’un kenar mahallelerinin bi­rinde, annesiyle beraber mütavazı bir evde oturmaktadır. Bir­kaç kere ameliyat olmasına rağmen, dizindeki ağrılar dinmemiştir. Bunun üzerine muayene için tekrar hastahaneye gider.

Muayene sonucunda hastalığının ilerlediğini, doktorların “he­yecansız hayat, iyi beslenme” tavsiyesine uymadığı takdirde, bacağının kesilme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını öğrenir. Bunu izleyen günde çocuk, Erenköy’de oturan uzaktan akra­ban Paşa’nın köşküne gider. Köşkte, çocukluğundan beri ivdiği -hatta âşık olduğu- Paşa’nın kızı Nüzhet’le güzel günler geçirir. Bu arada, Nüzhet’i Doktor Ragıp adında zengin biri ister. Nüzhet’İn Doktor Ragıp’a karşı gizliden gizliye eğilimi oldu­ğunu sezen çocuk, köşkten ayrılmayı düşünür. Ancak annesinin köşke gelmesi üzerine ayrılamaz.

Doktor Ragıp’ın da bulunduğu bir akşam yemeğinde çıkan tartışmada, çocuk, Paşa ile Doktor’a muhalif olur; hatta onların kozmopolit görüşlerini eleştirir. Bu olay, Paşa’nın, çocuğa karşı beslediği güven ve sevginin sarsılmasına neden olur. Tartışma esnasında, Nüzhet’in de diğer tarafta yer aldığını gören çocuk, heyecanlı ve sıkıntılı vakitler yaşar. Ertesi gün annesiyle birlikte köşkten ayrılır.

Köşkte yaşanan heyecanlı ve sakıntılı günlerin sonucunda rahatsızlığı artan çocuk, hastahaneye kaldırılır, ameliyat edil­mek üzere Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na sevkedilir. Yapılan ameliyatla bacağı kurtulur. Hastanede bulunduğu günlerde, Paşa’ya felç indiğini, Nüzhet’in de nikâh hazırlıklarına başladı­ğını öğrenir. Geçen günler içinde sağlığına kavuşan çocuk ta­burcu edilir.

( Mehmet TEKİN, Romancı Yönüyle Peyami Safa, 1999,s.142) 

 

METİN:

Doktor RAGIP

Tecessüs. Hatta yeni başlayan bir sevgi.

Uzun boy . Seyrek, ince sarı saçlar. Etlerinin her parçası aynı pembelikte, sıhhatli bir baş. Daima gülmeye alışmış ve ciddi Halide bile gülümseyen bir ağız. Ameli ve harici bir zekanın daralttığı muzip, derinsizlik, kıvrak mavi gözler. İçinde –bana baktığı zaman- gurur, müsamaha, şefkat ve yukarıdan aşağı inen bir takdir. Kenarları biraz biraz yayvan enli bir İslav burnu. Az kımıldayan bir vücut, dik duruş, gözlerin sinirsiz ve ölçülü bakışı. Mutedil bir zarafet. Bütün şahsiyette bir itidal, gayelere hendesi bir gidiş, sathi bir ahenk: Doktor Ragıp.

Mevzulara sükunetle girerek konuşuyor. Sesi hafifçe titrek. Her sözünde ölçü hakim: Rakam, mesafe, çizgi, harita, sayı.

– Efendim, bu trenler yirmi kilometre bile gidemez.

Yahut:

– Merkezi Erenköy olmak üzere bir daire çiziniz, Alemdağiyle Kadıköy arasındaki kutrun üstünde…

– Zavallı adamcağız günde otuz beş kere karısını düşünür, haftada iki defa onun gülümsediğini görmez.

Benim hiç konuşmadığımı gören Paşa, beni herhangi bir doktora bağlayan acı rabıta üstünde bahis açtı:

– Ragıp Bey, dedi. İyi tesadüf. Bizim oğlumuzun dizinde bir şeyler oluyor.

Bana döndü:

–Anlatsana… sen bu hekimce lafları biliyorsun.

Doktor Ragıp Beyin başı omuzlariyle beraber ve mekanik bir intizamla bana çevrildi.

Hastalığımın yalnız ismini söyledim.

Gözlerimden gurur çekildi ve yalnız şefkate bakarak sordu:

– Ne zamandan beri?

– Yedi sene

Nüzhet’in karşısında beni mahvedebilecek bir teessür ve merhamet gösterdi:

– O halde … deruni olacak : Tumeur Blanche.

Nüzhet bu kelimenin manasını bilmediği için tasdik ettim.

Fakat paşa sordu :

– Ne demek o?

Bu suale cevap vermemesini anlayan Doktor Ragıp:

– Hiç! dedi, yani bünyevi bir hastalık…

Sonra bana:

– Alçıya kondu mu?

– İki defa. Belki gene koyacaklar. Birkaç kerede ameliyat oldum.

Yengem içini çekerek mırıldandı:

– Zavallı çok çekti.

Odayı zapteden bu merhametten ürkmeye başladım, fakat bu kuvvetli ve sari duygu bütün ruhlara saldırıyordu.Paşa’nın da sesi ağırlaştı.

– Ne yapsak, Ragıp Bey, bu illet bizi düşündürüyor.

– Delalet edeyim, Paşa hazretleri bir iki büyük operatöre gösterelim.

Bu bahsi kesecek kadar şiddetle:

– Hepsine gösterdim, dedim.

Bir sükut oldu. Sesim o kadar fazla çıkmıştı ki aksi hala kulağımda idi. İfratımı tadil edecek bir yumuşaklıkla dedim ki:

– Yarın fakültede yeniden bir konsültasyon yapılacak.

Ve büyük operatörün ismini söyledim.

Doktor Ragıp:

– Çok güzel.

Dedi, bu bahsin kesilmesini istediğimi de anlayarak başka mevzuya geçti.

Nüzhet iki defa salondan çıktı, girdi ve ikisinde de gözleriyle beni dışarı çağırdığı halde yerimden kalkmadım.

Tecessüs –hatta yeni başlayan bir sevgi – benim. Doktor Ragıp’ı Nüzhet’e tercih etmemle neticeleniyordu.

Galiba, düşmana dosttan fazla bağlandığımız alaka noktası budur.”

( Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, İstanbul 1999, s.60–62)

Peyami SAFA ( 1899-1961) Roman, hikâye, makale, inceleme yazarı.

Peyami iki yaşındayken babası Şair İsmail Safa ölünce annesine bağımlılığı artar. Dokuz yaşında kemik veremine yakalandı. Okula düzenli gidemedi,on üç yaşında iş hayatına atıldı. Kendini yetiştirdi. 1918’de Yirminci Asır gazetesini çıkarınca ölümüne kadar sürecek basın hayatı başlar. Server Bedi takma adıyla serüven, polisiye roman dizisi geçinmek için yazdığı kitap lardır. Psikoloji, felsefe ve sosyoloji ile ilgildir. Fransızca’yı öğrenerek bu edebiyatı izler. Doğu-Batı arasına sıkışan gençleri yazdığı psikolojik romanlarında tahlil etti, ruhsal durumlarını çözümledi. Çıkardığı Kültür Haftası, Türk Düşüncesi dergilerinde makale ve incelemelerini yayınladı.x

Roman: Sözde Kızlar, Şimşek, Canan, Bir akşamdı, Biz İnsanlar,Yalnızız. Hikâye: Gençliğimiz, Süngülerin Gölgesinde, Hikâyeler. Deneme- inceleme:Türk İnkılabına Bakışlar; Mistisizm; Sanat- Edebiyat-Tenkit; Yazarlar-Sanatçılar-Meşhurlar;

KAYNAKÇA: 1. Prof.Dr. Mehmet TEKİN, Romancı Yönüyle Peyami Safa, 1999. 2. Beşir AYVAZOĞLU, Peyami,Hayatı sanatı felsefesi dramı, 1998. 3. hzl: Vahap KABAAHASANOĞLU, Peyami Safa, 1984. 4. Ömer LEKESİZ, Yeni Türk Edebiyatında Öykü 1. 1997. 5. Ergün GÖZE, Peyami Safa – Nazım Hikmet Kavgası, 1969.

(6443)