Faik Baysal, Drina’da Son Gün

0
539

TANITIM:

Faik Baysal, Drina’da Son Gün romanında İkinci Dünya Savaşı’nda Yugoslavya’da yaşayan iki milyon Türk’ün Sırp çeteleri ile Alman askerleri arasında geçen acılı yılları anlatır. Dört bölüm 328 sayfa olan kitabın sonuna asıl kahraman Rıza Selmanoviç ile Türkiye’de yapılan bir konuşma metni de ekli. İç savaşlar Türk ailesi merkez alınarak anlatılır. Faik Baysal, Balkanlardaki çatışmaların nedenlerini de işler. Savunmasız insanları öldürmenin vahşilik olduğunu vurgular.

ÖZET:

Bosna dağlarının Ravna Gora bölgesinde Sırp generali Mihailoviç askerleriyle birlikte Çentik örgütünü kurar. Hedefi Türkleri baskı ile yıldırarak egemenliği pekiştirmektir. Türkler ise çiftliklerinde yüzyıllardan beri yaşamaktadır. Bu eski ve köklü ailelerin en ünlüsü Selmanoviç’tir. Rıza Selmanoviç çiftliğinde hanımı Şevvala, kızları Elmasa, Müberra ve oğlu İstemi ile çalışırlar.Rıza Bey, yüksek öğrenimini Almanya’da yapmış akıllı, kararlı ve sabırlıdır. Çiftliğinin işlerini yirmi yıldır yanında kahya olarak çalışan hukuk mezunu Taşlıcalı Miç diye bilinen Mehdi Azamoviç ile onun on iki yıllık arkadaşı Sırp Mordaç’la birlikte yürütür. Romanın asıl olayı bu üçüyle ilgilidir. Mordaç 1941 yılının ilk günü ortadan kaybolup altı ay sonra çiftliğe döner. Çentik reislerinden Neniç’in çetesinde Almanlara karşı çarpışan Mordaç Goril İpan’a bağlıdır. Çetenin ikinci adamı olan İpan’ın güzel kızlara düşkünlüğü vardır. Mordaç’ı Selmanoviç’e gönderip kızı Elmassa’yı kendisine vermesi ve çiftliğin imkanlarından yararlanacaklarını bildirmesini ister. Mordaç da Azamoviç’e söyler. Azamoviç’i Almanlar yakalar Neniç’in yerini söylemesini isterler, açıklamayınca kurşuna dizerler.

Kendi örgütlerini Türk-Divisa’yı kuran Türkler yardımlaşmaya ve dayanışmaya, direnmeye başlarlar. Önderlerinden Kadı Bedroviç’i İpan yakalayıp Sırp bölgesine götürmüştür. Mordaç da çiftlikte erkekler görünmezken Elmassa’yı İpan’a götürmek gayesiyle yakalamak için saldırır. Elmassa ve kız kardeşleri direnir, bağırırlar. Cerzizoviç ve Kazımoviç Mordaç’ı yakalarlar. Türk örgütünün ileri gelenlerinin önünde sorgulanan Mordaç gerçek kötü yüzünü ortaya çıkarır. Hatipoviç başkan Selmanoviç de yardımcısıdır. Selmanoviç Çentik çetelerince yakalanırsa da kaçıp kurtulur. Hayat git gide yaşanmaz hale gelir. Büyük oğlu Dündar, yüksek öğrenim için Londra’dayken Alman uçaklarının attığı bombalarla ölür. Aile üzgündür. Erkekler mücadeleye devam edecekler fakat kadın ve çocukların güvenli bir yere gönderilmesi kararlaştırılır.

1942 baharında Selmanoviç ailesinin üyeleri ve komşuları Ayişa Hanımla kızı Muammera bir arabaya binerek Türkiye’ye ulaşmak için yola çıkarlar.

METİN

 

Mordaç başını çevirip herkese ayrı ayrı bir ölü gibi baktı. Azamovic’le buluştuğu gecenin üstünden sanki bir yüz yi! geçmiş gibi de­ğişmiş, biraz daha uzayan yüzünün dörtte üçü yer yer kırlaşmış olan sakallarının arasında bir el kadar kalmıştı. Gözlerinin her biri içinde bir lâmbanın usul usul titreyen, gül yaprağı biçiminde ufak ve sap­sarı iki alevi vardı. Bu iki- alevden her biri Azamoviç’in son gecesini aydınlatan lâmbasının alevine benziyordu. Hattâ Selmanoviç onların içine biraz daha dikkatle bakacak olsa lâmbanın deposunun hemen dibinde duran birkaç patates ve yumurta kabuğuyla bîr iki ekmek kı­rıntısını kolaylıkla görebilirdi. Mordaç sanki hâlâ o geceyi yaşıyormuş gibiydi. Halinde ölümden korktuğunu gösteren hiç bir şey yoktu. İşin en şaşırtıcı yanı da bunca olan bitenden sonra Selmanoviç’i karşısın­da bulması kendisini hiç etkilememişe benziyordu. Ama her şeye rağ­men içinden arasıra sarsılır gibi olduğu ve kendini tutmak için dişle­rini sıktığı gözden kaçmıyordu.

— Konuş! Dilini mi yuttun yoksa?

Mordaç kımıldamadı bile. Anlamsızlıkla dolu gözleriyle ölü ölü-bakmaya devam etti. Hatipoviç küplere binmişti.

— Anlaşıldı, Sırp inadı tuttu bunun. Şu kamçımı ver benim Cumaoviç.

Cumaoviç’in kamçıyı getirmesine kalmadan Selmanoviç bir yerine bıçak saplanmış gibi hemen atıldı.

— Bırak  Hatipoviç,  biz  Türkler’e  işkence  etmek yakışmaz.  Kim olursa olsun bu katillerin insanlık dışı metotlarına baş vurmayalım. Bi­liyorum, Mordaç amansız bir Türk düşmanı. Savaş ta düşmanlara acımamayı emreder.  Buna rağmen ona dokunmamanızı rica edeceğim.
Ellerini kana bulamasına, yıllar yılı ekmeğini yediği bir evin insanlarına hiç çekinmeden saldırmasına rağmen ben onun hakkında yine de böyle düşünmekten kendimi alamıyorum. Ona insanları öldürmek için değil insanları kurtarmak için Balkan’a çıktığımızı gösterelim.

Bu sözler Kerimoviç’i çılgına döndürmüştü.

— Bu köpekler insanlıktan ne anlar Selmanoviç? Senin bu de­diklerini dinleyecek olursak biz savaşı kaybederiz. Çekil surdan da Hatipoviç bildiği gibi yapsın.

Selmanoviç hiç bir şey duymamış gibi Mordaç’a biraz daha so­kuldu. Yüzünün her yanı çürümüş gibi mosmor olmuştu.

— Bunları yapmaya hiç utanmadın mı Mordaç? Yıllar yılı beni na­sıl da kandırdın? Seni öz oğlum gibi severdim.  Benden ne kötülük gördün de bu yollara saptın? Meğer ben çiftliğimde bir yılan besliyormuşum da haberim bile yokmuş. Beni ısırmak, beni sokmak için fırsat kolluyordun demek? Azamoviç’in basını yediğin yetmiyormuş gibi siz­
den dönme bir müslüman olduğu için Cavuş’un canına da kıydın. Bir de  utanmadan  Azamoviç’in  intikamını  alacağını  yazmışsın.  Sen  inti­kam alamazsın Mordaç. intikam dediğin soylu insanların işidir. Söyle, Elmasa’dan ne istedin?

Mordaç’ın bembeyaz dişleri göründü.

— Ben Elmasa’dan hiç bir şey istemedim.

— Niye saldırdın öyleyse?

— Goril İpan emretti.

— Demek Görü İpan’ın emrine girdin ha?

— Hayır, bağımsız Yugoslavya’nın emrine girdim.

— Aklına şaşayım senin. Günahsız insanlara saldırmakla rnı Yu­goslavya’yı  bağımsızlığa  kavuşturacağınızı  sanıyorsunuz?  İpan’ın  Neniç’in emrinde olduğunu bilmiyor musun?

— Biliyorum, ama İpan şimdi Neniç’in emrinde değil.

— Niye?

— Neniç hepimizi aldattı. Onun bir Alman uşağı olduğunu niha­yet anladık. Bu yaptığı hainliği de bir gün hayatıyla ödeyecek. Artık İpan’la savaşımızın gerçek lideri Mihailoviç’le birlikteyiz. Ölünceye ka­dar onunla omuz omuza çarpışacağız.

Kerimoviç kudurmuş gibi atıldı.

— Şu namussuza bak hele. Mihailoviç gibi eli kanlı bir katili kar­şımızda övmeye kalkışıyor. Çekil Selmanoviç, çekil  artık konuşturma şunu.

Selmanoviç yine dinlemedi.

— Dinle Mordaç, Eğer her şeyi doğru söylersen seni kurtarmaya çalışacağım. Elmasa’ya saldırmaktaki amacın neydi?

Mordaç bir süre kararsızlık içinde bocaladı.

— Benim Elrnasa’ya saldırmakta hiç bîr amacım yoktu. Bu görevi bana Ipan verdi. Gerçekte asıl amacım sizi kaçırmaktı.

—  Beni mî?
— Evet.

—  Öldürecek miydin beni yani?

—  Evet.

—  Niçin?

— Türk-Divisia’yı kurmakla işimizi bozdunuz ve davamıza zarar verdiniz. İpan böyle düşünüyor. Onun için sizi ortadan, kaldırmak gö­revini bana vermişti.

Hatipoviç tabancasını kılıfına soktu.

— O halde şimdi bizim de bir görevimiz var. O da İpan’m sağ kolunu hemen kesmektir. İşlediğin bunca cinayete rağmen canını kur­tarman,  düşmanı  olmaktan  hiç  utanmadığın  Türkler’in  iyiliğinden  bir kere  daha yararlanabilmen  için  sana  bir şans  daha tanımaya  karar verdim.  Gerçeklere aykırı bir şey söylediğin ya da bizleri yanıltmak yollarına saptığın taktirde hemen kurşuna dizileceksin. Şimdi sana so­ruyorum. Müftü Bedroviç’i kim kaçırdı?

Mordaç durmadan Selmanovic’e bakıyordu.

— İpan kaçırdı.

–  Kaçıranların içinde sen de mısın?

–  Hayır.

— Onların adlarını bana verebilir misin?

— Hiç bîrini tanımıyorum.

— Bedroviç şimdi  nerede?

— Uritze’nin kuzeyinde bir köyde.
— Sağ mı ölü mü?

-— Sağ.

— O köpek niye kaçırdı Bedroviç’i biliyor musun?
Mordaç birdenbire diklendi.

— Köpek değil, bir kahraman İpan. Yugoslavya’yı kurtarmaya ça­lışan en büyük yurtseverlerden biri.  Düşmanlarımızla işbirliği ettiği için müftünüzü kaçırdı. Ona hak ettiği cezayı da bir kaç güne kadar verecek.

(Faik Baysal, Drina’da Son Gün, 1972, s.281-283)

 

Faik BAYSAL (1918- 2003):Roman, hikâye yazarı ve şair

İlkokul ve lise öğrenimini Saint Joseph’te tamamlayan Faik Baysal, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Fransız Filolojisi Bölümü’nü 1942’de bitirip Fransızca öğretmeni, çevirmeni oldu. Sürekli gelir elde ettiği işi çevirmenlik ve yazarlıktır. Büyükbabasının yaşadığı Adapazarı ve çevresinde geçen olay ve kişileri anlattı daha çok.

Roman: Sarduvan, Rezil Dünya. Hikâye: Perşembe Adası, Sancı Meydanı. Şiir: İlk Defa, Ayın Ucunda.

KAYNAKÇA:1. Mehmet Nuri YARDIM, Romancılar Konuşuyor,2000. 2. Mehrizat POYRAZ, Yazın yaşamının 60. yılında Faik Baysal ve şiirleri.

(6591)