Ruşen Eşref Günaydın, Diyorlar Ki

0
315

TANITIM: Abdülhak Hâmid’den Ali Kemal’e kadar 18 edib ve yazarla yapılan röportajlar. Nigar hanım ve Halide Edib gibi iki kadın edebiyatcıyla da görüşen Ruşen Eşref, Sami Paşazade Sezai Bey, Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Refik Halit gibi roman ve hikâyecilerimizi de tanıtır. Cenab Şahabettin ve Süleyman Nazif şiir ve yazılarıyla ilgi çekerken Mehmet Emin, Ziya Gökalp ve Ahmet Hâşim şiirleriyle tanınmıştır. Hamdullah Suphi milli yazıları ile Köprülüzade Mehmet Fuat incelemeleriyle Fazıl Ahmet de mizahçı yönüyle ele alınır.İlk ropörtajı yaptığı Abdülhak Hamit o dönemin en ünlü şairidir. Hüseyin Cahit ile Ali Kemal de zıt görüşleri savunan iki polemikçi: yazı savaşçısı  yazardır. On dört yazar veya şairin odasını tasvirle ropörtajına başlayan Ruşen Eşref, eşyalarını, giyimini ve hareketlerini de tasvir eder. Böylece kendi görüş ve izlenimlerini ekler.

METİN: HALİDE EDİB (ADIVAR)

Dört köşe küçük bir odaydı“ Koyu tirşe (açık yeşil) kâğıtlı duvarlarından birinde uzun ve geniş bir sedir, ötekinde halı örtüsüyle kısa bir divan, karşısında bir piyano ve duvarında da yeşil bir çini soba…

Sedirle divanın ortasında kitap dolu, döner dolap şeklinde bir duvar ve Amerikan biçimi bir koltuk.

Öbür köşede, üzerine zarif bir Acem seccadesi serpilivermiş basık, yayvan bir koltuk daha var. Sağında bakır arabesk (çizgileri birbirine girmiş süsleme)  vazosu ile burma burma mermer sütun, solunda Anadolu çevresi ile örtülü küçük siyah masa!…

İşte Halide Hanım, o loş ve serin köşede, bu sade öve kibar şark dekorunun ortasında oturuyordu. Beyaz pırıltılı mavi Bursa bezlerinden çıkan ince hurmalar titrek ve geniş yapraklarını, birer yelpaze gibi, bu sanat kraliçesinin sarışın başına eğiyorlardı.  ………

Halide Hanım; kitaplarının dolambaçlı, ihmalli, hep aynı teviyede bulunan üslûbundan büsbütün başka bir eda ile konuşuyor.

Altın kadar pürüzsüz, nazik ve ahenkle sesinde kısa ve tok cümleler, çok açık seçik ve belagatlı bir şekilde çınlıyor. Onlarda ne yıpranmıış sözler ve kelimeler var, ne de herkesin görüp söylediği çok tekrarlanmış, tadı kaçmış duygu ve düşünceler!..Konuştuklarının hepsi yeni ve hepsi tamamen kendine, şahsına ait şeyler…

-Yazarken de cümleleriniz hatırınıza böyle kolaylıkla gelir mi hanımefendi, yoksa kelimelerinizi çok mu ararsınız?

-Hiç aramam, konuştuğumuzdan daha kolay yazarım.

-Tabii sonra tekrar gözden geçirir ve düzeltirsiniz; kelimelerinize ve cümlelerinize son, kesin bir şekil verirsiniz?

-Pek az okur, pek az da düzeltirim; “aşk efsaneleri” gibi, yazılarım arasında en düzgün olanlarını bile bir daha okumam. …

-Şu halde hanımefendi, son bir sual: Edebiyatımızın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?Sizce edebiyatımızın gelişmesi, ilerlemesi ne suretle olmalı?

-Bugünkü hale bakarak pek de ümitli görünemiyorum. Bugünkü gençlerin sanat hesabına ateşi ve coşkunluğu, bana öyle geliyor ki, eksiktir. Bir hareket arkasından giden bir gençlik görüyorum, bu iyi. fakat sanata doğru giden pek az. Belki Yahya Kemal gidecek; yüzü o tarafa dönüktür. Bir de  beni ümitsizliğe düşüren şey, gençlerde lüzumundan fazla gurur görüyorum. O gurur sanatla aralarında maddi  bir duvar gibi kalıyor ve onlara gerçekleri hakkıyla göstermiyor, örtüyor. Sanat bence ilahedir (tanrıça). Ona çıplak ruhla gitmeli, derim. İşte öyle ruha sahip bir genç göremiyorum. Benim, sanatın istikbali için istediğim kalıplaşmış bir şekil yok; fakat istediğim bir ruh var. O ruh da belirli değil“ Mesela Rus, Fransız olsun diyemem. Herhalde çok hür, çok ateşli, çok yeni olsun.Ve bunu tam bir kanaatle söylüyorum ki, ne zaman sanatkârlar şekil kaygısından kurtulurlarsa, ne zaman kalıplaşmış bir şekle doğru  gitmek çemberinden kurtulurlarsa, o zaman içlerinde belirli bir şey doğabilir, yaşayabilir.

*

Akşam karanlığı odaya siniyordu. Şu son heyecanlı cümleler loş bir mabette geleceği haber veren bir kahin kadının ahenkleri kadar uzak ve hayalî idi.

(Ruşen Eşref Günaydın, hzl. Şemsettin Kutlu; Diyorlar ki, 1972, s.155,157,167–168)

Ruşen Eşref GÜNAYDIN (1892-1959) Röportaj, anı ve mensur şiir yazarı.

Galatasaray Lisesini, İ.Ü. Edebiyat Fakültesini bitirdi. Edebiyat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. Lozan görüşmelerinde basın danışmanıydı. Milletvekili, büyükelçilik görevlerinde bulundu. Milli edebiyat anlayışından etkilenen yazar Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa ile Mülakat, Atatürk’ü Özleyiş, İstiklal Yolunda, Damla Damla kitaplarını yazdı.

(4181)