Halide Edib Adıvar, Mor Salkımlı Ev

0
370

TANITIM: Kitabı, 1967, 1970, 5.bs. 1979. Atlas Kitabevi basar., Dr. Mehmet Kalpaklı ile Gülbün Türkgeldi’nin 1996’da hazırladığı Mor Salkımlı Ev, Özgür Yayınları Bütün Eserleri dizisinin birinci kitabıdır. Bu baskı, on altı fotoğraflı, açıklamalı ve tam orijinal metindir.

Halide Edib’in çocukluğundan olgun kadınlığına kadar geçen büyülü yaşamını, aile ve saray çevresinde geçen olaylarla birlikte anlattığı anı kitabıdır. 1888-1918 yıllarıyla ilgili eser, yazarın mizaç ve edebiyat anahtarı sayılabilir. Annesi Bedrifem’in duyarlılığı, babası Edib Beyin duygululuğu, eğitime verdiği önem vurgulanır. Ama anneannesi Nakiye Hanım yani Hamnine kadın yazarımızı koruyan, besleyici olan etkin kişidir. Anıların akışı, betimlemelerin canlı oluşu eserin romana benzeyen özellikleridir. Cemal Paşa’nın eğitim ordusuna katılan Halide Edib, Amerikan eğitim modelinin uygulanmasına çalışır. Halide Edib asıl kişidir. Nakiye Hanım ikinci derecededir. Ama Mor Salkımlı Ev de bir gerçek insan gibi anlatılır.

Mor Salkımlı Ev iki bölümdür. Birinci bölüm İstanbul, İkinci bölüm ise Beyrut ve çevrelerinde yaşadığı olay ve tanıştığı kişilerle ilgilidir. Yazarın özel hayatını, eğitimini., evliliğini ilk bölümde, eğitim ve toplumla ilgilenişini ikinci bölümde okuruz.

BİRİNCİ BÖLÜM ‘deki kısım adları : 1. Bu, Bir Küçük Kızın Hikâyesidir 2. Hikâye Artık Benim Oluyor 3. Üsküdar’da Oturduğumuz Ev Üstüne 4. Yine Mor Salkımlı Ev 5. İkinci Defa Kolej Hayatı 6. Evlilik Hayatı 7. Meşrutiyet İlânı 8. Yurt Dışına İlk Gidiş 9.1909’la1912 Yılları Arasında Geçen Olaylar 10. Balkan Harbine Doğru 11.1913-1915 Yılları Arası 12.1914-1916 Yılları Arası

İKİNCİ BÖLÜM: Suriye ve Arap Diyarı

METİN:

“Belleğinde hayat, kendini bilmeye başladığı ilk çağın hiç unutamayacağı anılarının başı Beşiktaş’ta doğduğu eve kadar uzar. Bu ev, Ihlamur’a giden uzun caddeye inen, birbirine paralel dik yokuşlardan birinin hemen tepesindedir. Bu evden sonra gelen kocaman kırmızı kâgir konak, bu yokuşun son evidir. Tepenin solu koyu yeşil çamlar, nazlı söğütler arasında Abdülhamit’in Beyaz Sarayların (Yıldız Sarayı) görürken, sağ yanı Marmara denizinin mavi sularına bakar.

Evin kendisi çocuğun belleğinde “Mor Salkımlı Ev” olarak belirmektedir. Bu ev, yarım yüz yıldan çok, zaman zaman her gece bu küçük kızın rüyalarına girmiştir. Arka taraftaki bahçeye bakan pencereler, çifte merdivenlerin sahanlıklardaki ince uzun pencereleri, baştan başa mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar güneşten birer levha (resim) gibi parlar.

Bahçe, geniş iki dikdörtgen terastır. Aslında yokuştaki bütün evlerin bahçeleri ta caddeye kadar birbirine bakan birer yeşil terastır. Küçük kızın bahçesinin üst terasında, başları göğe değer gibi görünen uzun fıstıklar, akasyalar, aralarında iki tane, rüzgâr estikçe kırıtır gibi ipek tüyleri hareket eden, pembe-beyaz bir gül ibrişimi, çiçek açmış yemiş ağaçları, ortalarında bir tane, alev çiçekli nar ağacı vardır. Bunların ortasında yuvarlak küçük bir havuz, karşı karşıya iki beyaz mermer aslanın ağzından durmadan bu havuza billur sular akar ve güvercin, kumru sesleriyle karışır. Bazan fıstıkların dallarını harekete getirerek inleyen rüzgârın nağmesiyle birleşerek sabah ve akşam bir doğa musikisi kulağa gelir. Aşağıdaki terasa üç-dört adım merdivenle inilir. Evin bahçeye açılan kapısıyla, bahçenin arkasındaki boş sırta açılan kapı arasında çakıl döşeli ve üstü asma çardaklı dar bir yol vardır. Yeşil, sarı üzüm salkımlarının ve zümrüt gibi yaprakların arasından sızan ışık ve yeşil gölgenin içinde küçük kız, sabah akşam oynar durur. Alt terasta da bir havuz, türlü renkte yemiş ağaçları, iki tane gül ibrişimi ve bir de yine alev çiçekli nar ağacı vardır.

Sabahın ilk saatlarında, burada dolaşan, çiçek ve ağaç sulayan, bir alay güvercine yem veren bir kadın görürsünüz. Bu kadın küçük kızın anneannesidir. İşte torunlarının “Haminne” diye hitap ettiği kadının kısaca portresi :

Eyüpsultanlı Nakiye Hanım. Oradaki Mevlevi tekkesiyle ailesi ilgilidir. En çok bağlı olduğu ve belki de karakterini en çok etkileyen adam, oranın türbedarı (görevlisi) olan dayısıdır. Babası Şekerci başı yahut Tatlıcı başıymış. Yıllar geçtikse Haminne’nin ruhuna Mevleviliğin egemen olduğunu küçük kız sezmiştir. Kimseye kötü lakırdı söylemez, kızmaz, en kuvvetli karşı çıkışını yahut beğenisini “Yediği naneye bak” diye anlatır. Namazını muntazam kılar ve oruç tutar, fakat dini gösteriş hiç yapmaz. Bazı namazlarda küçük kız, Haminne’nin, başına arakiye aldığını görmüştür…Her sokak dönüşü mutlaka su dökünür ve çamaşır değiştirir. Yüzü o günün çok güzel saydığı yüzlerdendir. Teni, hakikî süt gibi, gözleri açık maviye kaçan bir elâ, ağzı küçük, dudakları pembe, ince bir sanatla işlenmiş kıvrımları vardır. Haminne; ağaçlar, çiçekler arasında hiç de onlardan ayrı olmayan bir varlıktır. Meselâ nar çiçeklerinin uyandırdığı heyecan ve iç hareketini Haminne uyandırmaz. Kısacası, bu kadın, bu renk ve güzel koku senfonisi arasında sadece bir nottan ibarettir.

….Bu loş gecede anasının yüzünü o yatakta ilk defa hatırlar. Solgun, zayıf bir yüz hasta yanaklarına gölge veren uzun ipek kirpikler ve aralarında ışıldayan büyük siyah gözler. Haminne’ye hiç benzemeyen bir yüz. Aslında bu renksiz, hasta yüze uymayan renkli, güzel dudakların anlatımı, Mor Salkımlı Ev’de çok geçmeden toprağa karışan bu genç kadını fazla hatırlatacak öğelerdir. Adı Bedrifem’di. Küçük kız, o günlerde onun siyah yeldirme ve beyaz başörtüyle sokaktan gelişini hiç unutmaz.Her halde çocuk için o, esrarlı bir yaratıktır. Ona durmadan sokulmak ister, fakat bu sokulganlık bir sevgi hissinin etkisiyle değildir. Galiba o yaştaki çocukların anaya bile bağlılığı, onu kendilerinin bir sığınağı görmelerinden ileri geliyor. Evet, hem bu solgun anadan ayrılmak istemez, hem de ondan korkar.”

(Önce Teşvikiye Camiine yakın küçük evde sonra da Yıldız sarayı civarındaki büyük bir evde babasıyla kalan küçük Halide mutsuz ve hırçındır. Mor Salkımlı Ev ancak huzurlu olur.)

“ Küçük kız bu günlerde, kendisinin doğmuş olduğu söylenen, pencerelerinde mor salkımlar sarkan odada yatardı. Bahçeye bakan üç büyük pencerenin altında beyaz örtülü uzun bir minder vardı. Perdeleri beyaz patista idi. Bu perdeler hiç kapanmazdı, çünkü mor salkımlar birer güneşlik görevini görürdü. Bahçeden gelen kokuların, gözü okşayan tabiat renklerinin arasında küçük kızın içi şevkle dolmuştu. Her gece gusülhane (yıkanma) işini de gören büyük yükten şilteler çıkarılır, yere üç yatak serilir ve bu şiltelerin ortasına Haminne, solunda Halide, sağında Mahmure Abla yatar. Bu oda, başka zamanlar nedeni bilmediği korku ve huzursuzluktan onu kurtarır. Sabahları Haminne’nin yıkandığı yüklükten gelen su sesleriyle uyanır.

Gündüzleri uzun sedirin bir köşesinde kırmızı minderde Haminne oturur, öbür köşesinde Büyükbaba. İkisinin de elinde her zaman birer kitap bulunur. Haminne yüksek sesle Fransızca’dan çevrilmiş kitaplar okur. Büyükbaba’nın elinde mutlaka dinî bir kitap vardır. …Küçük kız Büyükbaba’nın varlığını daha çok duyuyor. Siyah, güçlü ve sert gözleri Halide’ye bakarken birdenbire yumuşar, çocuğun pek de anlamını anlamadan dinlediği Rus savaşlarından sahneler yaratır. En çok da tekrarladığı olay Kars’la ilgilidir. Sarayda uzun süre çalışmış Büyükbaba zengin değildir. Mor Salkımlı Ev karısınındır. Kocasının ve kendisinin mal ve paraları Nakiye Hanım’ın ölçüsüz cömertliği yüzünden onun parmakları arasından akıp gider. Büyükbaba daima hayran kaldığı karısının sonunda, çevreye borçlanma durumundan memnun değildir. Bu yüzden Halide, hayatı boyunca borçtan kaçınmıştır.”

( Edib Bey Bedrifem’i unutamamasına rağmen evlenir. Küçük Halide’yi de yeni evinde genç anneliğine emanet eder. Ancak genç kız uyum sağlamakta zorlanır. Mor Salkımlı Ev’e dönmeyi başarır.)

“Her şeye rağmen Haminne’nin de üzerindeki etkisi Büyükbaba kadar önemli olmuş, ikisinden de birçok şeyler “tevarüs” etmişimdir. Yazı yazmak tarafımın Haminne’den geldiği hiç kuşku götürmez. Zamanının ve belki de öğreniminin derecesi bir yazar olmasına engel olmuştur, fakat en mutlu zamanı, bir tarafa çekilip birtakım aşk hikâyeleri veya şiirler yazdığı saatlardır. “Handan” çıktığı günlerde, bir akşam bana koltuğunun altında bir defterle geldi, hayli sıkılarak bir hikâye yazdığını söyledi, bunu bastırmanın mümkün olup olmayacağını sordu. Kitabı okudum. Bastırmanın mümkün olmadığını söyleyince fena halde kırıldı.

“Neden basmayacaklarmış? Senin kitabın çok satılıyor, benim borçlarım, faizlerim yükseldi.

“Benimki biraz başka.”

“Başka mı? Neresi başka? Hep aşk hikâyesi, benimkinde, seninkinden daha çok aşk var. Bir piyano bile soktum, âşıklar pencereden konuşuyorlar, sevişiyorlar. Seninki gibi ikisini de bir odaya koyamam. Bunu alacaklarımın hepsi bir araya gelse bile yattırmam.”

Evet, Haminne, “Handan” romanını herhangi bir eleştiriciden daha iyi anlamıştı. Başka başka yönleri alınırsa birbirine benziyordu. Haminne’nin ince ve zayıflık derecesine varan duyarlığı, insanları, bazen günaha sürükleyen maddî düşkünlükleri kabul etmiyordu. Handan’da ise aşırı istek yönünün dozu kaçırılmıştı. Eğer Haminne kendi içine doğanları anlatabilecek bir biçimde yetişmiş olsaydı, hiç kuşkusuz bir Türk Jane Eyre’i yaratabilecekti. Bana öyle geliyor ki, yazarlar bazen mizahî bir huyun etkisi, bazen da bir çeşit cesaret eksikliği ile kendilerini anlatamadıklara zaman kendilerine en uzak örnekleri ele alırlar. “

( Halide Edib-Adıvar, Mor Salkımlı Ev, Atlas Kitab evi, İstanbul 1979, s.11-12-13, 43-44.)

HALİDE EDİB ADIVAR (1884-1964)

Babası ile Rıza Tevfik gibi özel öğretmenlerce eğitilirken Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni de bitirdi. Matematikçi Salih Zeki’yle evliyken kocası üstüne kuma ikinci eş getirince ayrıldı, boşandı. Kız liseleri ve öğretmen okulunda öğretmenlik yaptı. Beyrut’ta görevli Cemal Paşa’nın yeni okullarında çalıştı. 1917’de Doktor Abdülhak Adnan evlendi. Anadolu’nun işgali üzerine Fatih, Kadıköy ve Sultanahmet toplantılarındaki heyecanlı konuşmaları etkili oldu. Ünü yayıldı. İkisi için idam kararı ve öldürme emri çıkınca Anadolu’ya Ankara’ya giderek sağlık ve basın-yayın işlerinde çalıştılar. Cephe ve cephe gerisini yaşayan Halide Edip gözlemlerini, izlenimlerini öykü ve romanlarında kullandı. İstanbul’daki bireycilikten toplumculuğa yöneldi. 1924’de Yüzellilik’lerden sayılan Adnan Bey ile birlikte yurttan ayrılıp on beş yıl İngiltere, Fransa ve Amerika ‘da kaldı. 1935’te Mahatma Gandi’nin özel davetiyle bir yıl da Hindistan’da Yeni Delhi İslam Üniversitesi’nde misafir profesör olarak ders verdi.1938 güzünden sonra Türkiye’ye döndüler. İstanbul Üniversitesi’ne Batı Edebiyatı profesörü atandı. 1950-1954 arasında kocasıyla milletvekilidir.

Roman: Handan, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal,Tatarcık. Hikaye: Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt. Anı: Türk’ün Ateşle İmtihanı.

KAYNAKÇA: İnci ENGİNÜN, Halide Edib’in Eserlerinde Doğu-Batı Meselesi,1978. Halide Edib Adıvar, 1975. Nazan GÜNTÜRKÜN,Halide Edip’le Adım Adım 1974, Ayşe DURAKBAŞA, Nazan BEKİROĞLU Halide Edip Adıvar, 1999. Muzaffer UYGUNER, Halide Edip Adıvar 1964.Abdülkadir HAYBER,Halide Edip, Yakup Kadri ve Reşat Nuri’nin Romanlarında Nesil Çatışması1993.

(5508)