Falih Rıfkı Atay, Çankaya

0
252

TANITIM.: 1952 yılında Dünya gazetesinde Atatürk devri hatıralarını yayınlayan Falih Rıfkı,  gözden geçirerek ve olayları açıklayarak 1961’de iki ciltte toplar.  Akşam ve Ulus gazetelerinde otuz yıl yazarı Falih Rıfkı yazdığını, konuştuğunu,dinlediğini ve gördüğünü belirtir. Birinci baskının ön sözündeki şu satırlarla amacını açıklar:

“Ben de onları ( okuyucuları) yanıma alıp 188’den 1938’e doğru geçmişi dolaştırmak istiyorum. Bu dolaşmada benim dinlediklerimi işitecekler, gördüklerimi seyredecekler. Atatürk’ü ve onun devrini ben nasıl anladımsa öyle anlatmak istiyorum. Basit de bir metodum var. Fıkralar ve hatıralar içinde sindire sindire anlatmak! Gerçi bu bir dağılmadır. Toplamayı okuyanlara bırakıyorum.

Bir okul tarihi değil, kendi hatıralarımı yazdığımı unutmayınız.

Kulağınıza bir şey söyliyeyim: Geçen devirde ne ben istedim, ne de bana verdiler. Hiç kimseden alacaklı değilim. Kendi orta hâlli köşemde bir fikir savaşçısıydım. Sonlarına yaklaşan ömrümü başka türlü bitirmeğe de niyetim yok.

Şahıslar arasındaki anlaşmazlıklar ve rakiplikler beni ilgilendirmediği gibi, şu bunu sevmediği, bu onu çekemediği, o buna gücendiği için tarih olaylarının değişmesi de lâzım gelmez.

Bu hatıralar gördüklerim ve işittiklerimdir. Gördüklerimin hepsi benden. İşittiklerimin çoğu Atatürk’ün ağzından!”

METİN: NUTUK

Atatürk, kürsüde ve yazıda, hayli sert polemikçiydi. Mütarekede bir defa Fethi Beyi’in (Okyar) çıkardığı Minber gazetesine hissedar olarak katıldığını kendisinden duymuştum. Kumandanlık sıfatı üstünde olduğu için imzası ile yazmamıştır. Fakat gazeteye bir hayli yazı telkin etmiş olsa gerektir.

Meclis ve sonra Devlet Reisliği sıfatı gündelik tartışmalara engel olduğu için meşhur “Nutuk”unu yazmıştır. Benim samimi düşüncem, hiç yazmamasıydı. Bütün o vesikalar, tutanaklar dosyalarla kalacağı için tarihçiyi hükümlerinde daha serbest bırakmalı idi.

Ama “Nutuk” Atatürk’teki çalışma gücünün insan takatini bazen ne kadar aştığını gösterir. Yüzlerce, binlerce vesikayı eski köşkün üst katındaki küçük çalışma odasında kendisi ayışmış. Nutku çoğunca ayaküstü dolaşarak dikte etmiştir.

Uzun saatler süren diktelerden sonra yazanlar sekiz-on saatlik bir uykuya gittikleri zaman Atatürk bir banyo alır, giyinir, akşam davetlilerine o gün yazdıklarını okutmak için sofraya inerdi. Okuma ve o günkü yazılar üzerine konuşmalar da saatler sürerdi. Bu defa dinlenme ve konuşmalardan yorulanlar uzun bir rahatlama için evlerine dönerler, Atatürk çok defa kısa bir uykudan sonra bir gün önceki çalışmalarına koyulurdu. Bu kadar sıksı çalışma haftalarca sürmüştür. Cümleler, kelimeler ve noktalar üzerinde titizce durduğunu unutmayınız.

“Nutuk”u dil inkılâbından önce yazıldığı için, Namık Kemal mektebi üslûbundadır. Atatürk’ü besleyen edebiyat o idi. Harbiye Okulu hapishanesinde bir gazel bile yazmıştır. Dilin Türkçeleşmesine inandıktan sonra bükün zevklerini ve âdetlerini fikirlerine feda ettiği gibi, o kadar sevdiği üslûbunu da içilmiş bir cidara gibi atıvermiştir.

Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazmayan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü inanışlarına öylesine bağlıydı.

Atatürk, bizim Harbiye’de yetişmiş olanlar gibi, ister istemez hafifçe kültürlü idi. Fakat ölünceye kadar okuyarak kendini tamamlamıştır. Kitap okuyuşu da “Nutuk”unu yazışı gibiydi: Başladı mı eser kaç cilt olsa bitirirdi. “Erişmek” ihtirası ile yanar, bu yanış onda bütün tabiî insanlık zaaflarını silip süpürürdü. Metin kenarını işaretlemek âdeti olduğu gibi, kitapları nasıl dikkatle okumuş olduğunu bu renkli işaretlerden anlardık.

Yine bu işaretler Atatürk’ün pek iyi konuşamadığı Fransızca’yı iyi anladığını gösterirdi. Karlsbat kaplıcalarında Fransızca olarak tuttuğu bir hatıra defteri vardı. Büyük bir ihtimal ile bu defter onun Karlsbat’ta hususi Fransızca dersi aldığını gösterir. Çoğu hissî notlar olmakla beraber, hoca düzeltmesinden geçmiş Fransızca romanları olduğu göze çarpıyordu.

Yabancılarla, fikirlerini pek iyi anlatmağa meraklı olduğundan, tercüme ettirerek görüşürdü. Kurmay subaylarımızın aksine Almanca’ya pek merak etmemişti. En toy gençliğinde bile bir yabancı eğitim kuklası olmaktan büyük gururla uzak kalmıştır. Yüzde yüz Türk subayı idi. Bununla beraber, büyük bir asker olduğundan, seçme yabancı komutanları hafife almazdı. Tarih dehâlarının hayranıydı. Peygamber Muhammed ve Padişah Fatih, kumanda vasıflarına hayran oldukları arasında idi.

(Falih Rıfkı ATAY, Çankaya V, Cumhuriyet Gazetesi, İstanbul 1999, s.100-102)

 

Falih Rıfkı ATAY (1894-1971)

İstanbul’da doğdu, yetişti; Atatürk’ün sağlığında yanındaydı; 1922-1950 Ankara’da milletvekili; 1950’den ölümüne kadar İstanbul’da gazeteciydi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitiren yazar edebiyattan gazeteciliğe geçer. Devlet memurluğundan sonra Talat ve Cemal Paşaların özel kalem müdürü olur. 1918’de kurduğu Akşam gazetesinde Milli Mücadeleyi eleştirenlere karşı çıktı. İdama mahkum edilip tutuklandı. İnönü Zaferi’nden sonra kurutulup Ankara’ya gitti. Hakimiyet-i Milliye, Ulus ve Dünya gazetelerinin başyazarı oldu. Gezi, anı, inceleme, düşünce yazısı türlerinde eserlerinin sayısı elliye yakındır:

Atatürk’ten anılar: Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, Babanız Atatürk ( Çocuklar için biyografi), Gezi: Denizaşırı, Bizim Akdeniz, Gezerek Gördüklerim. Fıkra, sohbet : Eski Saat, Kurtuluş, Pazar Konuşmaları.

(3791)