Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nden Seçmeler

0
380

TANITIM: Balkanlar, Anadolu, Orta Doğu, Kuzey Afrika… Osmanlı devletinin 17. yüz yılda ilgili olduğu bu geniş coğrafyayı işleyen ana kaynak eserlerden Evliya Seyahatnamesi günümüzde yeniden basılmakta. Yapı Kredi Yayınlarının önemli bir kültür hizmeti olan eser on ciltte tamamlanacak. Üç kıtayı meraklı ve görevli olarak dolaşan Evliya Çelebi, ayrıntıları da yerel renk ve özellikleri de yazar. Tarihçiler bu yönüyle ve ilgi çekici konuları söylencelere dayandırmasıyla güvenilir saymayıp ansiklopedik bir eser kabul ederlerdi. Oysa uygun ve doğru baskılarının yapılması bu görüşün değişmesine sebep oldu.

Evliya Çelebi hikâye anlatıcıların arasında büyümüştür. Kendisi de eğitimi yeterli olunca hikâye anlatıcı olmuştur. Seyahatname sadece bilgi veren bir kitap değil kişileri, illeri, şehirleri ve yapıları birer yaşayan kahraman gibi anlatan eserdir. Evliya’nın Haliç kıyılarında duydukları da onun bir romancı gibi hareket etmesini sağladı. Tophaneye  ve Haliç çevresi ticaret merkezi olduğu kadar dünyanın olaylarının aktarıldığı, konuşulduğu yerlerdi. On kitap coğrafya bölgelerine, gezilerine göre düzenlendi.

METİN: ÇOCUKLUĞUM

“Doğduğum zaman Merhum Sunuullah Efendi evimizdeymiş. Kulağıma küpe olması için ezanı yüksek sesle okumuş. Doğumumun yedinci günü kurbanını da Mevlevi Şeyh İsmail Efendi kesmiş, “İsmail kurbanıdır” demiş. O gece evde yetmişten fazla önemli derviş varmış. Keysudar Kapani Mehmet Efendi kundağı alıp kulağıma ezan okumak isteyip de daha önce okunduğunu anlar, sorar öğrenir ve “Biz de Hakka yaklaşması için  Tanrı uğrunda yok olma ezanı okuyalım” deyip hüzünlü bir sesle ezanı okuduktan sonra  kendi derviş baltasını bir yanıma koyar: “Bunu bu oğlana ihsan ettim. Çok savaşlarda bulunup yoksullukta ve ihtiyaç anında bile Tanrı’nın seccadesine sahip olsun; zamanın fenalığında bir şeyden korkmasın; kumda oynasın, ayağına çöp batmasın” deyip Fatiha okuyarak gider. İlk önce Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Divane Abdi Dede mübarek ağzından ekmek parçası çıkarıp koyarak: ”Dervişlerin lokmasıyla beslensin” demiştir. Yenikapı Mevlevihanesi’nin şeyhi Doğani Dede beni kucağına alıp havaya atarak “Bu oğlan bu cihanda bizim uçurmanımız olsun” diye buyurmuştur.”

1640 YILINDA İSTANBUL’DAN BURSA’YA SEYAHATİMİZ, GÖRDÜKLERİMİZ VE ÇEKTİKLERİMİZ

Rüyamda Peygamberi görüp “Şefaat” yerine yanlışlıkla “seyahat” dediğimin ertesi günü,(1630’da) sabahleyin Gedikpaşa’daki esik dostum Okçuoğlu Ahmet Çelebi’nin evine gittim. Gördüm ki büyük bir hazırlıkla Bursa şehrine gitmeye karar vermiş. Bana: “Kardeşim evliya! Gel seninle yoldaş olup beş on gün için eseki payitaht olan Bursa şehrini görüp gezelim. Belki hüzünlü gönlümüz açılır. Orada eski Osmanlı padişahlarının mezarlarını ziyaret edelim. Hele Emir Sultan Hazretlerinin türbesine yüz sürüp gönlümüzü aydınlatalım” deyince içime bir ateş düştü. Hemen kabul ettim. Orada bulunanlar “Uğurlu olsun. Sağlıcakla dönmek kısmet olsun” diye dua edip Fatiha okudular. Ben de hemen, babamın ve annemin haberi olmadığı halde yirmi arkadaşla Mudanya kayığına bindim.

Önce Galata Burnu’ndaki Kurşunlu Mahzen önünden Haliç’i geçtik. Fındıklı kasabası önünde durarak birkaç tane tam usta gemici yolcuları gemimize aldık. 27 Nisan 1640’dı. Kuşluk vaktinde uygun gündür diye gemiciler bir yere gelerek seren (direk) çekip demir aldılar. Leventler “Hüdâ âsân (kolay) ede” diye Fatiha okudular. Pupa yelken Saray Burnu akıntısını ve girdabını geçip yelkeni Bursa’ya doğru açtık. Gemide herkes sevinçle tatlı tatlı konuşuyordu. Bazı sesi güzel okuyucu arkadaşlar ilahiler söylemekteydi… Tanburacı ve kemençeci, çöğürcü ve okuyucu arkadaşlar toplandık. Ben “Gelin bir segah faslı edelim” dedim. Kabul ettiler. Gemicilerden Kışlıkçı Dayı, Çordam, Çıvık Veli adlı dayılar da çöğürleriyle(bağlama, saz) gelip bizimle müziğe katıldılar. Aşıkane bir Hüseyin Baykara faslı oldu ki zevk sahiplerinin ağızlarının suyu aktı. Bu zevk ve sevinçle Heybeli Adası önüne vardık.

Heybeli Adası: İstanbul’a 18 mildir. Evresi 9 mildir. Mamur bir yerdir. İr manastırı vardı. Yılda bir kere Rumlar kayıklarla  gelip ziyaret ederler.Ada halkı hep zengin Rum gemi kaptanı ve sahipleridir. Hayat suyu gibi suları  ve güzel bağları vardır. Hâkimleri (yönetici) bostancıbaşı ile bir yeniçeri yasakçısıdır. Ordan kalkıp uygun bir havada hızla gidip şakıyarak beş saatte Mudanya kıyısına vardık.”

( hzl.Atsız, Evliye Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler, MEB, İstanbul 1971, s.106, 119-121)

EVLİYA ÇELEBİ (1611-16820) Gezi yazarı.

İstanbul’da medresede eğitimini tamamlayan Evliya IV. Murat zamanında sarayda bulundu.  On yıl İstanbul’u karış karış dolaşıp öğrendi, yazdı.  Sefer ve savaşlarda asker, barış dönemlerinde ise mektupçu olarak kırık-elli yıl gezdi, gördü, yazıya geçirdi. Ülkeleri tanıtıcı, özelliklerini yansıtıcı olan eseri ilgi görmektedir. Akıcı dili ve konuşmalarla dolu anlatışı ile yüzyıllardır okuna gelmiştir Seyahatname. Hoşgörülü Evliya Çelebi, görüp duyduklarını olduğu gibi aktarır. Din ırk ayrımı gözetmeden her şeyi yazar. Evrensel özellik taşıması bu yönündendir.

KAYNAKÇA: Seyahatname’yi Reşad Ekrem Koçu: 5 cilt,  Zuhuri Danışman: 8 cilt biçiminde yayınladılar. Mustafa Nihat Özön, Atsız, Cafer Erkılıç Seçmeler’i bastırdılar. Sabri KOZ, Necdet Nedret İŞLİ’nin de görevli olduğu Yapı Kredi Yayınları Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin 1-7. Kitap’larını bastırdı. Bilim ve baskı yönünden en uygunu bu yayındır. Yusuf ziya Özkan’ın  hazırladığı Evliya Çelebi’nin Çocukluğu (1993) adlı eser de çocuklara yazarı tanıtıcı ve sevdirici bir kitaptır.

(7381)