Yahya Kemal Beyatlı, Eğil Dağlar

TANITIM: 87 makaleden oluşan kitabı Nihad Sami BANARLI hazırlamıştır.Milli Mücadele’yi destekleyen ve karşı çıkanları uyaran Yahya Kemal, Batı ve Türk mitolojisinden de yararlanarak M.Kemal ve arkadaşlarının yaptığı işin önemini vurgular. Eser adlı yazısının epigraf-sunuş cümlesi : “Mustafa Kemal bir fert değil, bir timsâldir.” Lozan görüşmelerine de katılan Yahya Kemal Yunan fikirlerine karşı görüşlerini de yazılarında aktarır. Üç Tepe makalesinde Tanzimat edebiyatçılarının yaşadığı Çamlıca’yı; Servet-i Fünun yazarlarının özlediği Tepebaşı’nı anlattığını ve 1922’den sonraki edebiyatımızın da Metris Tepe’yi anlatacağını açıklar. Edebiyatımızın nasıl oluşacağını haber verir. Günümüzün diline yakınlaştırılırsa gençler bu yazıları okuyabilir.

METİN: ONUN SESİ

Bir müddettir Babıali Caddesinden Fatihte ka­dar yol üstü Türk dükkanları Namık Kemal'in, Mus­tafa Kemalin Kazım Karabekir'in, İsmet'in Halide Edib'in ve bunlar gibi yüzlerine baktığımız zaman kendimizi gördüğümüz milli çehrelerin, Ankara'da Millet Meclisi binasının resimleriyle bezendi. Bu dükkanların camekanları zaman zaman İstanbul'u en derin düşüncesiyle ifade ederler; İzmir'in işgali günü hepsinin kepenkleri milli matemi duyarak kendiliklerinden kapandıydı, o günlerde, İstanbul­lular Halide Edib'i, altı minareden kopan tekbir ­sesleri ortasında, bir ıztırap timsali gibi siyahlar giyinmiş gördüler. O meydanda, o topluluk, o siyah bayaklar, o siyahlar giyinmiş ıztırap timsali ve onun canlı sesi İstanbulluların kalbinde son hatıra gibi hakkedilmiş (kazınmış) duruyordu.

Dün İstanbullular Mustafa Kemal'in Ankara'da üç yüz elli millet. mebusuna, en musibetli senemizi kaparken, söylediği nutku okuduktan saat, bir zaman Sultanahmet Meydanı’nda daldıkları hüzünlü rüyadan uyandılar, milletin timsali Mustafa Kemal'in bir zamandır resimleriyle gaşyoluyorlardı (kendinden geçmek), dün sözünü. de işittiler, şimdi yalnız kendini görmek kaldı.

Bu nutuk ilk satırından son satırına kadar her türlü tumturaktan, her türlü benlikten, her türlü hırstan âri (arınmış) bir hitâbe idi; belli ki söyleyen insan bu milletin timsali olduğu günden beri benliğinden çık­mış, bütün bed endişelerden azade, yalnız uzakta parlayan bir yıldıza bakıyor; Türklüğün en fırtınalı senesini tarif ederken ihtiraslı siyasiler gibi kızgın azgın değil; her vak'ayı bir satırda zikredişi var ki faziletli ruhların şanı olan icazdır; milli hareketin uğraştığı harbi anlatırken sadece diyor ki: “0rdu­larımızı az zamanda adeta yeniden teşkil, teslih (silanlandırma), techiz, ilbas (giydirme) eyledik. Bugün cephede muzafferane harb eden ordularımız vardır. Bu ordular sayesinde Şark'ta Ermenistan muzafferiyetini kazandık ve Garp'da da Yunanlıları mağlup ettik.” Milli birliği dağıtmak için tertip edilen dahili fitneyi anlatırken yine sadece diyor ki: "Meclis-i âlimiz ve onun hü­kümeti düşmanların ve hainlerin tertibi ile vücuda getirilen bütün irticaları ve asayişsizlikleri bastır­mağa muvaffak oldu. Nispeten, pek az tahribat ve telefat1a bu keşmekeşi bertaraf etti. İhlal ve iğfal edilmiş o1an ahaliyi, irşad(bilinçli)  ve tenvir( bilgili) ederek halkın tabaka-i cahilesini de hakikatten haberdar eyledi. Bu babda(konu) bilhassa Anadolu ulema-yı kiramının fet­valarla ifa buyurdukları irşadatı müteşekkirane yad etmeği bir  vazife bilirim. Bu suretle bütün milletin mukaddes milli maksat etrafında bir vücud ve mütesanit bir kütle halinde toplanmasına muvaffakiyet elverdi. "

Sonra harici siyaseti yine ayni icazla izah eder­ken, iki seneden beri kulaklarımızı yırtan iftiraları tekzib (yalanlama)ediyor.

İki seneden beri Türk birliğini dağıtmak isteyen nifak: en ziyade bir nakaratı tekrar edip duruyordu: “Bu hareket cenkcudur(savaşçı), maceraperesttir, zorbadır.'" Yunan gazeteleri bu isnadı bir akis gibi alıp cihanın dört köşesine yayıyordu. Hava Yunan neşriyatının imtiyazında bir sahaydı, rüzgârları Yunanlılar esti­rtiyordu. Cenkculuk isnadı milli siyasetimizi öldüre­cek bir zehirdi. Mustafa Kemal var kuvvetiyle: Hiç bir zaman cenkcu değil, hiç bir zaman maceraperest değil, bilakis sulh ve müsalemete teşne bir millet olduğumuzu bağırıyordu. Lakin aksini iddia eden Türkçe sesler ve o sesleri dağıtan Yunan neşriyat kuvveti bu sesi örtüyordu. O kadar ki son zaman­lara kadar Avrupa efkar-ı umumiyesi milli harekete bir azgın1ık, milli çehrelerimize zebani kılıkları veri­yordu. Anadolu heyet-i murahhasasının Londra Konferansı'nda milli hareketi hakiki çehresiyle temsil ettiğinden sonra cenkcu, maceraperest, harb ü darb taraftarı, sulh kundakçısı olduğumuza dair bila aman, bila fasıla neşredilen o ürcufeler birdenbire zail oldu. Murahhaslarımız Londra'da özlerini söz­leriyle ifade ettikten sonra sevimli bile oldular. Bu­gün Mustafa Kemal Ankara'da iki senedir fırka nifa­kının boğduğu bu sesi saf bir havada bir daha terk ediyor: Türk milletinin harici siyasetini izah ederken diyor ki  "'Meclisimiz ve meclisimizin hükümeti cenkcu ve maceraperest olmaktan uzaktır. Bilakis sulh ve müsalemeti(barışıklık) tercih eder. Bilhassa insani ve  medeni mefkurelerin hayyiz-i husule(oluşma yeri) çıkmasına fev­kalade taraftardır!"

Milli hareketin şimdiye kadar gösterdiği en büyük meziyet siyasettedir. Milli siyasetiyle dağılan gönülleri topladıktan sonra, idari siyasetiyle intizam, mali siyasetiyle geliri çıkarına uygun bir bütçe, as­keri siyasetiyle  yoktan ordular yarattı; şimdi de harici siyasetiyle Londra' da galip devletlerin itima­dım kazanmış bir vaziyettedir: Milli harekete düş­man hükümet, siyaseti kendi özüne has bir meziyet gibi vehmederek, Türk mukadderatının başına çök­tüğü zaman adliye nazırının ağzıyla: Yunan istila­sının programı dahilinde olduğunu söylüyor, Paraskevopulos'un henüz ayak basmadığı toprakları "vi­layat-ı gayr-ı müstahlasa" unvaniyle yad ediyordu. . Bugünkü İstanbul, ve Ankara siyasilerine göre Yu­nan istilası hem bize karşı haksız, hem de Şark mu­vazenesi için bir tehlikedir; vilayat-ı gayr-ı müstah­lasa ise, İzmir, Bursa ve Edirne'dir ki İngiltere'nin, Fransa'nın, İtalya'nın hak namına  vereceklerinden mutmain olduğumuz hükmiyle bize iade edilecek. Geçen seneki siyasiler yar ü ağyarı inandırmağa çalışıyordu ki milli Türk hareketi cenkcudur, zor­badır, İran'a Turan'a kol budak salmak tasavvurundadır; bu seneki siyasiler ispat etti ki Türk milleti cenkcu değil, devletlerin istatistik namına verecek­leri hükme münkaddırlar; bilakis Yunanlılar cenk­cudur, fütuhat havasında, Anadolu'da ve Edirne'­dedirler ve devletlerin istatistik namına verecekleri hükümden korkarlar, galip devletlere daha şimdi­den öyle bir itminan verdiler ki Şark'ta sulh en me­tin bir temel olan Türk milliyetine istinat ettirile­bilir...

İşte Mustafa Kemal'in Türk harici siyaseti na­mına Ankara meclisindeki iki satırlık icazı bu fark­larla müeyyeddir.

Maamafih, kini dini olanlar bu kadar, bariz bir esere göz yumar, zannederler ki siyaset dehası uhde­lerindedir, siyaseti onlardan sonra maymun yaptı. İnsanlara inanmaz maymuna inanırlar. Lakin may­munlara inanacak devirde değiliz.

( Yahya Kemal, Eğil Dağlar, Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul 1970, s.32-36)

Yahya Kemal BEYATLI (1884-1958)

Üsküp, Selanik ve İstanbul Vefa lisesini bitirince Fransa’ya kaçar. Jön Türklere (İkinci Meşrutiyet’i isteyen genç aydınlar) katılır. Sorbon Üniversitesi’nde Albert Sorel’in “Fransa toprağı dört yüz yılda Fransız milletini oluşturdu.” görüşünden etkilenerek dokuz yıl sonra 1912’de İstanbul’a Siyasal Bilgiler’i bitirmiş olarak döner. Fransız edebiyatını akımlarını iyi öğrenmiştir. Liselerde ve üniversitede öğreticilik görevindedir. Milli Mücadeleyi destekleyen yazıları Ati, Tevhid-i Efkar ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde yayınlanır. Eğil Dağlar bu yazılardan oluşur. Dergah edebiyatta Anadolucu ve özşiirci anlayışın öne çıktığı dergidir. Yahya Kemal’in yönlendirdiği gençler çıkarır. 1923’ten sonra aralıklarla beş dönem milletvekilidir. Lozan Barış görüşmelerindeki Türk temsilcileri arasındadır. 1926’dan  sonra elçilik göreviyle Polonya, İspanya, Portekiz ve Pakistan’da ülkesini temsil edecektir. 1949’da emeklidir. Ömrünün son yıllarını dostlarıyla ölümsüz İstanbul’u tarih içinde yaşayarak geçirir. Şiir: Eski Şiirin Rüzgâriyle, Rübailer, Düz yazı: Aziz İstanbul, Edebiyata dair.

KAYNAKÇA: 1.Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, 2.  Nihat Sami Banarlı,Yahya Kemal Yaşarken, 3. Abdülhak Şinasi Hisar Yahya Kemal’e Veda,  4. Beşir Ayvazoğlu Bozgunda Fetih Rüyası,