Victor Hugo, Sefiller

0
951

Başlıca karakterler:

Jean Valjean : Romanın kahramanı, ilkin basit, çalışkan bir köylü; sonraları bir mahkûm olarak hayata küskünlük duyar ümitsizlik içindedir; Piskopos Myriel ve evlât edindiği kızı Cosette’nin ortaya koyduğu iyi örneklerle ıslah olur, cemiyete yararlı bir İnsan haline gelir.

Charles François Bienvenu Myriel, D’nin Piskoposu (Mösyö Beinvenu : Melek gibi, yaşlı bir insan; herkese iyilik yapmayı çok sever.

Mile. Baptistine : Kız kardeşi; evlenmemiştir.

Mme. Magloire : Evinin işlerine bakan kadın.

G : Millî İhtilâl Kongresinin önceki bir üyesi; gerçek bir sosyal adalete inanır.

Petit Gervais : Savoyard’lı on iki yaşındaki bir laternacı.

Felix Tholomyes : Başında kavak yelleri esen Parisli bir talebe

Fantine : Tholomyes’in metresi. Mizacı itibariyle mütevâzi bir kız ise de, şartlar kendisini, bir fahişe olmağa zorlar.

Tholemyes’in arkadaşları ve onların metresleri :

Listolier : Oahlia.

Fameuil : Zephine.

Blaheville : Favourite.

Thenardier : Çavuş, hancı, dolandırıcı ve kriminal; aç gözlü ve vicdansız bir adam. Takma isimleri: Jondrette, Fabantou.

Mme. Thênardier : Karısı, aynı şekilde vicdansız.

Euphrasie (Cosette) : Fantine’nın kızı, Valpean’ın evlâtlığı; nâzik, sevimli biri

Eponine : Thenardier’in, sefil fakat güzel kızı; Marius’a âşık.

Azelma : Thenardier’in diğer kızı.

Javert: Polis memuru, hiç bir şekilde satın alınamayacak kadar namuslu.

Fauchelevent Noterken sonunda Petit picpus rahibe manastırında bahçıvan

Bamatabois : Paris dışından gelen bir züppe; Fantina’ya hakarei eder.

Rahibe Simplice : Charity rahibesi; melek gibi, son derece sâdık, ve samimî.

Scaufflaire : M—sur M—’de, kiralık atların ahırına bakan adam.

Champmathieu : Kendisinin Valjean olduğu sanılan bir köylü.

Albay Baron Georges Ponimercy : VVaterloo’da çapkın bir subay; yaşlanınca eski huyları kalmaz, kendisini çiçek yetiş tirmeğe verir.

Rahibe Ana Innocent : Petit Picpus’un baş rahibesi.

Marius Pontmercy : Albayın oğlu, kendisini babasının hâtırasına adayan müşfik bir genç.

Gavroche Başıboş dolaşan  Thenardier’in oğlu.

M. Gillenormand : Eski rejimin bir burjuvası, huysuz, diğerler» üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen yaşlı bir adam.

Mile. Gillenormand : Kızı, iffetlilik taslayan biri; evli değidir.

M. Mabeuf : Pontmercy’nin eski bir arkadaşı; botanist; kitap biriktirir.

Abbe Mabeuf : Erkek kardeşi.

Mere Plutarch : Evinin işlerine bakan kadın.

Theodule Gillenormand : Gillenormand’ın yeğeni; yakışıklı bir genç subay. 1832 isyanında rol alan talebeler ve kışkırtıcılar:

Enjolras : Yirmi iki yaşında militan bir ihtilâlci; genç, yakışıklı  ve ciddî.

Combeferre : Grubun filozofu. Prouvaire : Zengin bir adamın oğlu; çekingen ve müşfik, hissî ve romantik.

Feuiily : Kendi kendini yetiştirmiş biri; vantilatör yapıp satıyor. Courîeyrac : Bir asilzadenin oğlu; şakayı, latifeyi sever. Bahorel : Gözüpek, müşfik, kavgacı, konuşkan, müsrif. Lesgle (Laigle) de Meaux (Bossuet) : Neşeli fakat talihsiz. Joly : Tıb fakültesi talebesi; hipokondriak (vesveseli, evhamlı). Grantaire : Fizikî bakımdan çirkin bir septik. Mâre Bougon : Gorbeua Malikhânesinin ev sahibi. PatronMenette’nin eşkiyaları:

Gueulemer: İri yarı, kaba, küstah, zorba.

Babet: Sıska, kurnaz, daha önceleri diş çekici.

Claquesous : Esrarengiz bir adam; esmer, ve vantrlog (Karnından konuşan). Takma adı : Le Cabuc. Montparnasse : Genç, yakışıklı ve oldukça da züppe. Thenardier’le işbirliği yapan diğer kriminaller:

Bigrenaille.

Brujon.

«Deux Milliards. » Magnon : Gillenormand’ın bir hizmetçisi; ondan iki erkek çocuğu vardır.

Toussaint: Valjean’ın hizmetçisi. Mere Hucheloup : Rue de la Chanvrerie’de hancı. Boulatruelie : Montfermail’li bir yol işçisi.

 

ÖZET :

Sefiller’in plânı muazzam ve muğlaktır, fakat merkez’ dokusu Jean Valjean adlı bir köylünün, ondokuzuncu asrın ilk otuz senesindeki maceralarını anlatır. Valjean, aç ailesini doyurmak için bir somun ekmek çaldığından bir kadırgada kürek çekmeğe mahkûm edilmiştir. Defalarca kaçmak istediğinden, mahkûmiyet müddeti ondokuz seneye çıkarılır. Nihayet 1815’te serbest bırakılır. Valjean, şimdi, kızgın, ümidini yitirmiş bir adamdır; güney Fransa’da D — kasabasına gider. Bir kürek mahkûmu olduğundan, kimse onu barındırmak istemez; nihayet, yaşlı ve çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu, yanına alır ve ona gayet nazik davranır. Valjean, onun misafirseverliğine, piskoposun yemek takımlarını çalmakla karşılık verir. Polis, kısa bir zaman sonra onu tevkif eder ve piskoposa getirir. Piskopos, Valjan’ı hayrete düşürürcesine, yemek takımını Valjean’a verdiğini, bir hediye olduğunu söyler ve gümüş şamdanlan niye almadığı için de Valjean’ı azarlar. Valjean’ın, seneler sonra karşılaştığı bu müşfik hareket, onu derinden etkiler ve tavrını, düşüncelerini değiştirir, ıslah olur. Ondan sonra, piskoposun bu güvenine lâyık olmağa, mümkün olduğu kadar faziletli bir hayat sürmeğe söz verir.

Valjean’ı seneler sonra, kuzey Fransa’da bir kasabada görüyoruz: takma bir ad altında, ucuz mücevharat imalâtçısıdır. imalâtta, bir iki basit gelişme gerçekleştirdiğinden, şimdi varlıklı bir insandır; kasaba halkının güvenini kazanmış ve hatta belediye başkanı dahi seçilmiştir (bu mahkûmiyet geçirmiş bir kimsenin hukukî olarak yapamayacağı bir iştir). Kasabanın polis müfettişi Javert, tam bir dedektiftir ve âmirinin kimliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı sırada, adının Valjean olduğu bir diğer insanın, başka bir suçtan yakalandığını ve tekrar bir kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahcup bir duruma düşen polis müfettişi, belediye başkanından özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü anlatır ve istifa etmek ister; fakat istifası kabul edilmez. Valjean şimdi, daîmi bir güvenlik içinde bulunduğunu hissederse de, kendi ismini taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesi vicdanını rahatsız eder. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider, kendisim tanıtır ve kendi isteği ile kürek mahkûmluğuna döner.

Birkaç sene sonra, Valjean kaçar ve kuzeye gider; kapitalist olarak geçirdiği yılların mükâfatı olan parayı buraya gömmüştür. Para, onu rahatça geçindirebilecek ve çevresine yardım etmesine de imkân verecektir îlk işi, Cosetta adındaki küçük bir kızı aramak olur. Kız, bir zamanlar yanında çalışan Fantina’mn kızıdır; Fantina, kızına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür ve kızı yetiştiren üvey ana ve babası, ona gayet kötü muamele etmektedirler. Valjean, kızı evlâtlık alır ve ona derin bir sevgi ile bakmağa başlar. Beraberce Paris’e giderler. Valjean, bir rahibe manastırında bahçıvan olarak çalışmağa başlar ve Cosette da, manastırın mektebine gider. Böylece, Valjean, hâlâ kendisinin peşinde giden Javert’ten kurtulur ve senelerce güvenlik içinde yaşar.

Cosette büyüyünce, Parisli bir talebe olan Marius Pontmercy adında bir genç onunla ilgilenir. Marius’u, eski bir burjuva olan büyük babası yetiştirmiştir; fakat o, Napoleon’un kendisini baron yaptığı eski bir subay olan babasının hâtırası ile yaşar. Yirmi yaşındaki Marius yoksul bir hayat sürer ve radikallerle arkadaşlık eder. Cosette ve Marius, Paris’in Luxemburg Gardens adındaki parkında tanışırlar ve Valjean’ın kendisini ve Cosette’yi gizli tutmasına rağmen, gizliden gizliye mektuplaşırlar.

Hâdiseler, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında zirveye erişir. Sosyalistler, 1832’de, Paris’te hanedanlığa karşı başarısız kalan bir başkaldırma hareketine girişirler. Marius ve arkadaşları, bu isyanda yer alırlar ve sosyal adalete olan bağlılığından ötürü, kim olduğunun meydana çıkmasına dahi aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında, eski düşmanı Javert ile karşılaşır, onun bütün hayatı şimdi elindedir. Gerçi bir tek kurşun, Javert’i ortadan kaldıracaksa da Valjean, Javert’i serbest bırakır. Valjean’ın bu âlicenaplığı, Javert’in, kesin meşruiyet ve hukuka dayanan ahlâki dünyasını altüst eder. Hayatında ilk defa olarak, bir mahkûmun, kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür. Bir polis memuru olarak, bütün hayatını, sahte faraziyelere göre yürütmüştür. Valjean’ı tevkif etmek yerine, intihar eder.

Bu arada, barikatlar ardına çekilen âsiler çevrilir. Karşı tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır. Valjean, Marius’u sırtında taşıyarak, yer altında, lağım kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma sahnesinden uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş ve hemen hemen ölü olan Marius, büyük babasının evine getirilir; Marius, hayatını, kimin kurtardığını bilmemektedir.

Valjean, şimdi, Cosette ile Marius arasına girmemeğe karar verir. Cosette’nin, Marius’u sevdiğini ve onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda para verdikten sonra, eski bir kürek mahkûmunun, şimdi bir barones olan Cosette’yi mahcup duruma sokacağını düşünerek inzivaya çekilir. Marius, ilkin, bunu kabul eder, fakat hayatını kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince, Cosette ile birlikte, son bir defa daha görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler. Karşılaşma hazin olur. Her üçü de gözyaşlarını tutamaz. Valjean, ölüm yatağında, senelerce önce, evliya gibi biri olan piskoposun, inanılmaz bir jestle kendisine hediye ettiği ve böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanları Cosette’ ye hediye eder.

(5647)