Rabindranath Tagore, Gora

0
573

TANITIM:

Hindistan’daki eğitim ve inanç dünyasının anlatıldığı eserde mistik bir dünya görüşü egemendir. Başkalarına yararlı olmak ve şerefli yaşamak isteyen mücadeleci olduğu kadar mütevazı olan Gora’yı tanırız.

ÖZET:

Gora ile Binoy yüksek öğrenim görmüş ve kardeş kadar birbirlerini seven iki arkadaştır. Binoy Pares Babu ile yanındaki kızı Suşarita ile tanışır. Oysa Suşarita onun öz kızı değil evlatlığıdır. Pares Bbabu’nun kocası Baroda  ise gösteriş ve övünme meraklısıdır. Ailede sadelik ile yapmacıklı tutum bir arada görülür.

Binoy’un  dört kızın bulunduğu bu eve sık sık gitmesini Gora uygun bulmaz. Bir süre sonra ısrar üzerine Pares Babulara gidince Suşarita’nın ağırbaşlılığını beğenir. Sevmeye başlar. Gora’nın hayatı ve ailesi Suşarita’nınkine benzer. O da İngiliz ordusunda görevli bir İrlandalı askerden hamile kalan ve doğumdan sonra ölen bir Hintli kadının çoğudur. Fakat teslim edildildiği Anandamoyi’yi öz annesi bilmektedir. İki gencin  geçmişi benzerlik gösterir. Gora’yı üvey erkek kardeşinin kızı Şoşi ile, Suşarita’yı da  Haran adlı bir gazeteciyle evlendirmek isterler.

Gora, gezdiği Hindistan’da halkın durumunu iyi görmez. Kalküta’dan ayrılıp İngilizlere ve polislere karşı çıkarak halkı savunur. Tutuklanır, bir ay ağır hapis cezasını oruç tutarak tamamlar. Binoy  ziyaretine gider. Suşarita ve kızkardeşleri Gora için gösteri düzenlerler. Vali yardımcısı, yargıç ve zenginler de toplantıya katılınca Binoy ve arkadaşları gösteriye katılmazlar. Binoy ile Lolita aynı vapurla dönerler. Suşarita tarafından reddedilen Haran intikam almak için gazetesinde bu vapur gezisine katılan Lolita’yı ve annesini Brahma Samaj adlı zengin ve asillerin katıldığı gruba layık olmadığını yazar.

Suşarita’nın tanmadığı teyzesi Pares Babulara sığınır, bir süre sonra da onun hareketlerine karışmaya başlar.Genç kız da evden ayrılır. Gora Hinduzmi benimsemiştir. Arkadaşı Binoy’a da Hindu inancını kabulettirir. Pares Babu’lar ise Brahma’ya inanırlar. Hindistan da aile ve inanç-din denkliği evliliklerde şarttır. Baskılara rağmen Binoy dinini değiştirmez ve aile arasında Lolita ile evlenir. Gora buna kızar, törene katılmaz.

Hapisten çıkan Gora’nın kirlerden arınması için Ganj nehrinde yıkanma töreni yapılacaktır. Babasının ağır hastalığı haberi üzerine temizlenme ayini yapmaz. Hasta yatağındaki babası Gora’yı vazgeçirmeye uğraşır; başaramayınca öz anne ve babasının  kendileri olmadığını açıklar. Böylece Gora’nın Hindu dinine mensup olmadığı ortaya çıkar. Pares Babu’ya durumu anlatarak Suşarita ile evlenmelerine izin vermesini ister. Dileği kabul edilince Suşarita ile evlenir.

 

METİN:

Binoy:

– Ses çıkarmayanlar daima haksız çıkar. Bu dünyada yakınanlar davayı kazanırlar. Bununla beraber Didi, böyle düşüneceğinizi sanmazdım. Hem kendiniz ayrı duruyorsunuz, hem  de başkalarını uzaklaşmakla suçluyorsunuz.

Binoy ilk kez, Suşarita’ya Didi, diyordu. Böylece ona kar­şı duyduğu kardeşçe yakınlığı açıklamış oluyordu. Bu sözcük genç kıza çok tatlı geldi: Çünkü daha ilk tanıştıkları anda birbir­lerine duydukları içtenlik çok hoş bir biçimde canlanmış olu­yordu. Bu sırada Anandmoyi geldi. Binoy’u kahvaltı ederlerken hizmet etmesi için aşağıya göınderdi, kendisi de kızları ağır­ladı. Pareş Babu, geç vakit kızlarını alıp gitti. Onlar gittikten sonra Binoy:

– Anne! dedi. Bugün daha fazla çalışmanıza engel olacağım. Gelin taraçaya çıkalım.

Kendini güç tutuyordu. Beraberce yukarı çıktılar. Binoy, yere bir örtü sererek Anandamoyi’yi oturttu.

– Ee… Ne var Binoy? Bana  ne söylemek istiyorsunuz?

– Hiçbir şey! diye yanıt verdi Binoy. Sizin konuşmanızı istiyorum:

İşin aslı şuydu ki, Binoy, Anandamoyi’nin Pareş Babu’­’nun kızları için ne düşündüğünü öğrenmek için yanıp tutuşu­yordu!

-­ Tuhaf şey dedi Anandamoyi, beni bunu için mi işim­den ayırdınız?. Bana önemli bir şeyler söyleyeceğinizi sanmış­tım.

– Şayet sizi buraya getirmeseydim, şu güzel,gün batışını göremeyecektiniz!

Sahiden de, sonbahar güneşi Kalküta evlerinin ötesinden batmaktaydı, ama hava sıkıntılıydı. Gökyüzünün rengi pek de güzel değildi. Göz alıcı parıltısını, ufku kaplayan bir duman per­desi gölgelemişti. Ama bu akşam, bu hüzünlü gün batışı bile Bi­noy’un gözünde, ışıklar saçıyordu.

Dünyalar onun olmuştu sanki Anandamoyi:

– Sahiden de çok tatlı şeyler  bu kızlar dedi.

– Bu kadarı yetmezdi Binoy’a. Konuyu sürdürmek için, a­rada söze karışarak bir iki sözcük söylüyor.

Pareşi Babu ailesiyle olan ilişkileriyle ilgili ufak tefek öyküler anlatıyordu. Bu ayrıntı­ların hepsinin pek fazla önemi yoktu. Ama Binoy’un bunlara, gösterdiği candan ilgi,  Anandamoyi’nin hiç eksilmeyen sevgisi, taraçada baş başa oluşları ortalığa  çöken bu kasım ayı gölgele­ri, en önemsiz olaya bile  zengin  ve derin bir anlam veriyordu..

Anandamoyi birden içini çekerek:

– Gora’nın Suşarita ile evlenmesini ne  kadar isterdim!.. dedi. Binoy doğrularak  yanıt verdi:

– Ben de çoğu kez bunu  düşünmüşümdür, Anne. Ne kadar birbirlerinin dengi olurlardı.  ­

Anandamoyi dalgın dalgın:

– Ama gerçekleşebilir mi bu?. diye sordu.

– Neden olmasın?. Gora’nın Suşarita’ya tutkun olduğu­nu sezer gibi olmuştum.

Anandamoyi de Gora’nın kendisini çeken bir etki altında kaldığını sezmişti. Binoy’un söz arasında söylediği bir iki şeyden de, bu çekiciliğin Suşarita’dan geldiğini de anlamıştı… Bir dakika hiç konuşmadan durduktan sonra:

– Suşarita’nın koyu sofu bir Hindu  ailesinden biriyle ev­lenmek isteyeceğinden kuşku duyarım! dedi.

Binoy: ­

– Bence sorun daha çok, Gora’nın bir Brahmo ailesinden bir kızla evlenmesine izin verilip verilmeyeceğidir. Siz karşı çık­maz mısınız buna?,.. diye sordu.

– Hiç karşı çıkmam, inanın bana diye Anandamoyi yanıt verdi.

Binoy:

– Sahi hiç karşı çıkmaz mısınız?. diye bağırdı.

– Elbette, Binoy. Neden çıkayım?. Evlenme gönüllerin birleşmesi üzerine kurulmalıdır. Eğer bu birlik varsa, man­tras’lar okunmuş okunmamış, bundan ne çıkar. Nikah Tanrı a­dına kıyıldıktan sonra…

Binoy, içinde büyük bir ağırlığın kalktığım hissetmişti… Büyük bir sevinçle:

-Anne, sizin böyle konuşmanız beni hem şaşırttı, hem de son derecede sevindirdi! dedi. Bu fikir özgürlüğünü nasıl elde ettiniz?.

Anandamoyi gülerek:

-Nasıl mı? Gora’nın etkisiyle.

-Ama benim bildiğim Gora tam aksini söylerdi.

-Ne söylediğinin önemi yok. Ondan şunu öğrenmiş bu­lunuyorum. insanın içinde taşıdığı hakikat ve yine insanların na­sıl saçma sapan konular üzerinde tartışıp boğuştukları. Aslında koyu Hindulukla Brahmo arasında ne ayrılık var yavrum? Kast ayırımı, insanların gönlüne hükmedemez. Tanrı burada insanları ayırmaz, yaklaştırır. İşte yine gönüllerdedir ki, o insanla birleşir. O’nu uzakta tutarak, insanları ibadetlerine ve inançlarına göre birleştirmeye kalkılması kabul edilebilir mi?

Binoy:

-Ağzınızdan bal akıyor, anneciğim! diyerek, Ananda­moyi’nin ayağının tozunu silmek için yere eğildi. Gerçekten si­zin yanınızda geçirdiğim bugün benim için o kadar verimli oldu ki…

Abinaş’ın nutkuyla coşan kalabalık, avaz avaz bağırmaya başlayınca, Gora utancından orada duramayarak kaçtı. Hapisha­ne günlerinden sonra özgürlüğüne kavuştuğu bugün, kendini bü­yük bir cesaretsizliğe yuvarlanmış olarak hissediyordu. Hapisha­nede eli kolu bağlı yaşarken, çıktığı zaman büyük bir heyecanla memleketi için çalışmaya başlayacağını hayal ediyordu. Bugün de kendine her zamanki soruyu soruyordu:

-Yazık, nerede benim vatanım? O yalnız benim için var. değil mi?.. İşte, ömrümün bütün tasarılarını ve umutlarını paylaş­tığım eski arkadaşım, kendini geçmişe ve geleceğe bağlayan yıl­lardan sonra, tutulduğu genç kızla evlenerek, bu bağlan kopar­mak üzere. Hem de içi sızlamadan. İşte bir yanda da şu herkesi” benim partimden saydığı şu adamlar. Bunlara kaç kez fikirlerim açıkladığım halde şimdi kalkmış, beni Hindu dinini koruyan bir avatar diye gösteriyorlar. Onlara göre ben kutsal kitaplardaki ru­hun cisim halinde dünyadaki görünüşüyüm! Ya peki Hindistan’ı: yeri ne oluyor?..

Altı mevsim!.. Şayet bu altı mevsimin etkisi şu Abinaş cin­sinden meyveleri olgunlaştırmak ise, bu mevsimlerin sayısının azalmasından bir şey yitirmiş olur muyuz?..

Bu sırada bir uşak gelip annesinin kendisini görmek istediğini söyledi. Bu haber Gora’yı ürpertti. Kendi kendine:

—Annem beni çağırıyor!., dedi.

Bu sözcükler onun için yeni bir anlam kazanıyordu. Kendi kendine: “Ne olursa olsun, annem var ve beni çağırıyor. Beni herkese bağlayan bağ olacak. Benim başkalarından ayrılmama izin vermeyecek. Odasında, yanında oturarak bana en yakın olan­ları göreceğim. Hapishanede de annemin beni çağırdığını duyu­yordum. Orada da görüyordum onu. İşte şimdi zindandan çıkınca beni çağırıyor, ben de yanına gidiyorum.”

Şimdi bu kış gününde, donuk gibi yüzüne bakarken, Abinaş ve Binoy’la olan çatışmaları ona aşağılık bir şeyler olarak göründü.

Parlak güneşin altında, Hindistan ona kollarını uzatıyor gi­biydi. Gözlerinin önünde nehirlerinin ve ormanlarının, dağlarının ve kentlerinin ta Okyanus kıyılarına kadar uzandığını görür gibi oluyordu ve sonsuzluktan berrak ve tertemiz bir ışık dökülüyordu Hindistan’ın üstüne. Gora’nın yüreği sevinçle dolup taşıyordu. Gözlerinden yaş geliyordu. Hiç  bezginliği kalmamıştı. Bütün varlığı ile meyveleri çok uzak görünen, Hindistan uğrundaki çalışmasına sevinçle hazırlanıyordu. Bakışlarıyla Hindistan’ın enginliğini kucaklayamasa bile, onu derin düşüncelerinde buluyor ve en küçük bir üzüntü duymuyordu… kendi kendine diyordu ki:

“Annem çağırıyor beni. Yanına gidiyorum. Onda evreni aydınlatan varlık var. Hem o kadar uzak, fakat her dakika hazır olan varlık. Onu ölümlün ötesinde, yaşamın ortasında tutan, geleceğin eksikliğini ve bugünün sefaletini şan ve şerefe bürüyen kuvvet. Ona gidiyorum. Annem beni sonsuz derecede uzak, sonsuz derecede yakın olana doğru çağırıyor.”

Bu sevincin ortasında Abinaş’la Binoy’u kendinden  ayırt edemiyordu. Sanki günün  bütün gereksiz ayrılıkları bir ahengin içinde erimiş gibiydi.

Gora, Anandamoyi’nin odasına girdiği zaman yüzü vecdle parlıyordu. Gördüğü her şeyin ardında mucize dolu bir varlık gizliydi sanki. Önce içeri  o kadar hızlı girdi ki, annesinin yanında oturanın kim olduğunu tanıyamadı. Suşarita ayağa kalkarak kendisini selamladı. Gora:

-Siz gelmiştiniz demek, oturunuz rica ederim, dedi. “Siz gelmiştiniz demek,” derken normal bir şeyden değil de, olağanüstü bir şeyden söz eder gibi bir hali vardı.

Bir zamanlar Gora, Suşarita’dan kaçınıyordu. Bütün o yolculuğu boyunca, daha sonra başından geçen davalar sırasında genç kızın hayalini zihninden çıkarmıştı. Uzun zaman, Hindistan’da kadınların da yaşadığını pek az aklından geçirmişti. Suşarita ona  bu hakikati keşfettirmişti. Bu kadar eski ve bu kadar büyük bir gerçeği birden kavrayışı, sağlam yapısında büyük bir sarsıntı yapmıştı.

Hapishanedeki hücresine güneşin aydınlığı ve dışarının serinliği girdiği zaman, içine bir hüzün çöker, dünya ise yalnız onun yapıtına açık bir alan ve erkeklerden ibaret bir toplumun yaşadığı yer olarak görünmezdi ona. Hayallerinin arasında o kadar güzel olan öteki dünyaya egemen olan iki Tanrısal varlık da birden ortaya çıkar, yıldızların ışığı da eşsiz bir parlaklıkla, onları sararken bütün bunları çevreleyen gökyüzü de tatlı maviliğiyle, hepsinin ardında nefis bir fon yaratırdı. Biri doğduğu günden beri tanıdığı bir ana sevgisiyle aydınlanmıştı, ötekinin zeki, alçakgönüllü ve güzel bir yüzü vardı. Yaşamına yeni giriyordu bu yüz. “ ( Age. s.336-338)

( Rabindranath Tagore, Gora, İstanbul 2000,  s.228-230)

 

Tagore (1861-1941) Şair, romancı, ressam, filozof

Kalküta’daki temel öğreniminden sonra İngiltere’de okudu. 1880’de döndüğü Hindistan’da evlenip, topraklarıyla uğraştı, evinde çocukları eğitmik için özel okul açtı. Edebiyatla ilgilenişini arttırdı. 1913’te yazdığı İlahiler şiir kitabıyla Nobel Ödülünü kazandı. Hindistan’ın mistik, gizemli dünyasını romanlarında da işledi :  Gora adlı romanında siyasal ve dinsel alanlarda hoşgörüyü savundu.

(5332)