Knut Hamsun, Açlık

0
228

Kanut Hamsun  AÇLIK, Gerçekçi roman,

 TANITIM: Yazar hiçbir şeyi kanıtlamak çabasında değildir. Romanın kahramanı açlıktan kıvranan bir gazetecidir. Limanda vapur beklerken. Kahraman insan taslağı olduğu gibi leman da bir mekan çizimidir. Yazar bilincin bütün öğelerini yani algıları, düşünceleri, düşleri ve duyguları birlikte yansıtarak yeni bir edebiyat tekniği uygular.

ÖZET: Kahramanı yalnızlığa hapseden açlık, ona vücudunun iç hareketlerine karşı olağanüstü duyarlılık kazandırır. Boşalan beden bir yankı kutusu gibidir. Kahramanın içindeki değişimlerin ve dıştan gelen en ufak titreşimlere karşı iç tepilerin şiddetinin anlatımı, psikolojik olmaktan çok duyularla ilgilidir. Yolunu şaşırmış itkiler ve şaşırtıcı çağrışımlar, doğrudan doğruya iç organlardan taşmaktadır.

 

Anlatının ritmi, bedenin gitgide ağırlaşan hareketlerini izler. Bu yavaşlayan çizgide kahramanın hakaret ettiği dilenciye sadaka vermek için yeleğini rehin koymasında olduğu gibi ani sıçramalar görülür. Fizyolojik gözlemlerle ruhsal iniş çıkışların üst üste yığıldığı “yalın” bir üslupla şiddetli lirik patlamalar, yani sinirlerin müziği anlatılmaktadır.

 METİN: AÇLIK İKİNCİ BÖLÜM

Yatağa oturdum, anahtarların çevirdiğini işittim. Aydınlık odanın şirin bir görünümü vardı. Huzurluydum, bir yuvaya kavuşmuş gibiydim, keyifle dışarıdaki yağmurun sesini dinlemeye başladım. Bu kadar rahat bir yerden daha güzel ne isteyebilirdim? Hoşnutluğum giderek güçleniyordu. Yatağa oturmuş, şapkam elimde, bakışlarım duvarda yanan gaz alevine dikili, polisin karşısındaki ilk anlarımı düşünmeye başladım. Böyle bir şeyi ilk kez yaşıyordum., polisi ne de güzel kandırmıştım. Gazeteci Tangen mi, ne emrettiniz? Sonra da “Morgenblatt.” Bu Morgenblatt’la adamı tam yüreğinden vurmuştum. Bunu hiç karıştırmayalım mı demişti? Stiftsgaard’daki galada saat ikilere dek oturmuş, kapısının anahtarıyla içinde birkaç binlik olan cüzdanım unutmuş bir sayın bay!Beyefendiyi yukarıya, yedek odaya götürünüz!

 Havagazı aniden söndü. Kısılmadan hafiflemede, epey tuhafça, birden bire söndü. Zifiri bir karanlıkta kaldım.Elimi göremiyor, çevremdeki beyaz duvarları hiçbir şeyi seçemiyordu. Yatağa girmek dışında yapılacak bir şeyler var mıydı? Soyundum.

 Fakat uyuyamıyordum. Bir zaman yattım: karanlığa, bu sınırsı, kavrayamadığım kadar koyu ve ağır külçe halindeki karanlığa baktım. Karanlık tüm ölçülerin epey üstünde bir koyulukta görünüyordu bana; yakınlığıyla eziliyordum. Gözlerimi yumdum, yarım sesle şarkı söylemeye başladım, oyalanmak için kendimi oradan oraya attım, ama yararsız. Karanlık alımı ele geçirmişti ve beni bir anlığına da olsa birleşirsem? Yatakta doğruldum, kollarımla kendime kucakladım.

 Sinirlerim allak bullak olmuştu. Olanca gücümle bundan kurtulmaya denedimse de yapamadım, En tuhaf hayallerin elinde tutsak, tedirginliğimi gidermek için kendimi sakinleştirmeye uğraşıp ninniler mırıldanıyordum: sıkıntıdan tere batmıştım. Gözlerimi karanlığa dikmiştir. Hayatımda bu kadar karanlığa ilk kez görüyordum. Burada şu anda karanlığın kendine has epey değişik bir biçimiyle yüz yüze olduğum kesindi, karşımda daha önce kimsenin dikkatini çekmemiş, çaresiz biri vardı. En komik düşünceler zihnimi kurcalıyor, gördüğüm her şey beni huylandırıyordu. Yatağımın kenarında bulunan küçük bir deliğe takılmıştı aklım. Duvarda bulduğum bir çivi deliği, bir işaretti bu. Elimde yokladım. İçine üfledim, derinliğini anlamaya çalıştım. Rastgele bir delik değildi, olamazdı da. Kuşku verici, gizemli bir delikti bu, ondan sakınmam gerekiyordu. Aklımı bu delik düşüncesi kaplamıştı, merak ve korkudan kendimi kaybedecek gibiydim. Nihayet yataktan kalkıp derinliği ölçmek, yandaki odaya kadar gidip gitmediğini anlamak için yarım çakımı aramak zorunda kaldım.

 Knut Hamsun (1859-1952)

Eserlerinde basit yaşamı seçer. Bir terzinin oğludur. Çocukluk ve gençliğinde ayakkabı tamirciliği gibi işlerde çalıştı. Norveç’i satıcı sıfatıyla gezdi, tanıdı. Amerika’ya gitti verem olunca ülkesine döndü. Şiir ve aşk romanı yazdı. 1886’da tekrar Amerika’ya giderek kapitalizmin yol açtığı toplumsal haksızlıkları gözlemledi, umutsuzluğa kapılarak Norveç’e döndü. Açlık’ı yazıp 1890’da bastırdı. Çok yaygın olan eleştirel gerçekçiliği bıraktı. Bireyin hayatını temel aldı. Konuşmalarla, iç monologlarla insanın iç dünyasını, ruhunu çözümleyici teknikle yansıttı. Pan, Victoria, Dünya Nimetleri öteki eserleridir. Behçet Necatigil birçok eserini dilimize çevirdi. 1920’de Nobel Ödülü’nü kazandı. İkinci Dünya Savaşı’nda 80 yaşındaydı. Tam sağırdı. Almanları desteklediği için yargılanıp para cezasına çarptırıldı.

 KAYNAKÇA. 1. Aziz ÇALIŞLAR, Türk ve Dünya Edebiyatçıları, Remzi, 1987.2. Behçet NECATİGİL, Düzyazılar 1.Cem, 1983.3. Yeni Binyıl, Yüzyılın Yazarı.

(4122)