John Steinbeck Fareler ve İnsanlar

0
323

TANITIM.:

Tarım işçilerini anlatırken Natüralizm akımına da uyar. Ezilmişlerin sesi diye nitelendirilen yazar bu küçük fakat psikolojik gerçekçiliği yönünden etkili eseri ile tanındı. İnsanın içgüdülerine bağlılığını ve özürlü insanın portresini çizer.

ÖZET:

İyi yürekli, zihinsel özürlü Lennie, Geroge da onun tek arkadaşı, dayanağıdır. Yumuşak nesneleri okşamaktan hoşlanan Lennie, cebinde fareler taşır.

Çok güçlü olan Lennie, çalıştıkları çiftlik sahibi Charles ile bilek güreşi yapar ve yener. Charles’in eli ezilir. Karısı da Charles’ten hoşlanmaz, çiftlikte çekinmeden dolaşır, durur. Ahırda bulunan Lennie’nin yanına gelir, ondan kocasının elini ezmesini öğrenmek ister. Yakınlaşır. Lennie de yumuşak saçlarına farenin tüylerini okşarcasına dokunur. Kadın ürküp bağırınca şaşırır, ağzını kapatmak isterken gücünü kontrol edemez ve boynunu kırar.

Geroge şehirden dönünce durumu öğrenir. Charles ve yargıçların eline geçerse çok eziyet edileceğini bildiği arkadaşının kafasına tabancayla ateş edip ölmesini uygun bulur.

METİN:

–Canım işte beş hektar toprağı var. Küçük bir yel değirmeni, küçük bir evi, bir de kümesi var. Bir mutfağı, bir meyve bahçesi, kiraz, elma, kayısı ağaçları, ceviz ağaçları, biraz dağ çileği var. Yonca ekili bir köşeceği ile onu sulamak için bol bolsuyu var. Bir de domuz besleme yeri var…

–Ya tavşanlar, George?

Şimdilik tavşan yok, ama kolayca bir iki tavşan kümesi yaparım, sen de tavşanları yonca ile beslersin.

–Hem de nasıl beslerim.

George, ellerini kağıtlardan çekti. Sesi daha olgunlaştı:

–Bir iki domuzumuz da olur. Dedeminki gibi bir isleme yeri yaparım, domuz kestiğimiz zaman yağıyla jambonunu isleriz, sucuklar, daha bir sürü şeyler yaparız. Sonra balıklar dereye geldiği zaman yüz kadarını tutar, tuzlayıp kuruturuz. Kahvaltıda afiyetle yeriz. Bayılırım isli dere balığına. Yemiş mevsiminde konserve de yaparız. Domates konservesi yapmak kolaydır. Her pazar tavuk veya tavşan keseriz. Belki de ineğimiz yada keçimiz olur, sütü o kadar koyu olur ki, kaymağımızı bıçakla keser veya kaşıkla alırız.

Lennie, gözleri faltaşı gibi açılmış dinliyordu. İhtiyar Candy de gözlerini George’dan ayırmıyordu. Lennie usulca:

Mal sahipleri gibi yaşarız, dedi. George:

–Tabii, dedi. Bahçede bir sürü sebze olacak, canımız biraz viski istese birkaç yumurta veya başka bir şey, yahut da süt satarız olur biter. İşte orada yaşayacağız. Bizim evimiz olacak orası. Durmadan dolaşmaya ve Japon aşçıların elinden yemek yemeye hiç ihtiyacımız kalmayacak. Yok, yok, kendi malımız olan bir eve sahip olacağız, koğuşta yatmayacağız artık.

Lennie yalvardı:

–Bana evi anlat, ne olursun George.

Böyle işte, küçük bir evimiz, her birimiz için ayrı bir odamız olacak. Yusyuvarlak bir de küçük dökme sobamız; kışın onu yakacağız. Toprağımız çok olmayacağından öyle fazla yorulmak zorunda kalmayacağız. Günde belki altı yedi saat. Günde on bir saat arpa yüklemeyeceğiz. Bir şeyler ektiğimiz zaman ürününü de kendimiz toplayacağız. Ektiğimizin ne sonuç verdiğini gözümüzle göreceğiz.

Lennie hararetle atıldı:

–Tavşanlarımız da olacak. Onlara ben bakacağım. Nasıl bakacağım, anlat, George.

–Bir çuval alıp yonca tarlasına gideceksin. Çuvalı doldurup tavşan kümesine gireceksin.

Lennie:

–Çıtır çıtır yiyecekler, dedi. Hani nasıl yerler onlar, biliyorsun ya. Gördüm ben.

George devam etti:

Aşağı yukarı her altı haftada bir yavrulayanlar olur. Böylece yemek veya satmak için bir sürü tavşan üreteceğiz. Sonra birkaç güvercin besleriz, değirmenin etrafında uçuşurlar.

Büyülenmiş gibi Lennie’nin başı üstündeki duvara baktı.

–Bütün bunlar bizim malımız olacak, kimse bizi kapı dışarı edemeyecek. Biri hoşumuza gitmedi mi, ona çek arabanı, diyeceğiz; haddiyse gitmesin. Bir dost çıkagelse onun için yedek bir yatağımız bulunacak, ona; “Ne diye yatmaya kalmıyorsun?”diyeceğiz. O da kalacak tabii. Bir av köpeğimiz, iki üç tekir kedimiz olacak, ama kediler yavru tavşanları kapar, dikkatli olmalısın.

Lennie, kuvvetle nefes alıyordu.

–Hele bir kapmaya kalksınlar, dünyanın kaç köşesi olduğunu gösteririm onlara ben.

Sakinleşti, içinden homurdanıyor, müstakbel tavşanlara sataşacak müstakbel kedilere gözdağı veriyordu.

George, oturduğu yerde kendi hayallerinin büyüsüne kapılmış bir haldeydi.

Candy, söze başladığı zaman, ikisi de suçüstünde yakalanmışlar gibi yerlerinden hopladılar. Candy dedi ki:

–Böyle bir yer biliyor musun? George, hemen toparlandı:

–Bilirsem ne olacak? dedi. Sana ne?

–Yerini söyle demedim, canım. Nerede olursa olsun.

–Tabii, dedi George. Doğru. Yüz sene araşan o yeri bulamazsın.

Candy, heyecanlı bir halde atıldı:

–Böyle bir yere ne kadar istiyorlar acaba? George, şüpheli bakışlarla ona bakıyordu:

–Eh, altı yüz kâğıda alabilirim, dedi. İçinde oturan ihtiyarlar tırıl kalmışlar, ihtiyar karının da bir ameliyata ihtiyacı var. Ama söylesene sen, sana giren çıkan var mı bu işte? Ne diye burnunu sokuyorsun bizim işimize.

Candy dedi ki:

–Tek elimle pek işe yarar bir adam değilim. Elimi burada, bu çiftlikte kaybettim. Onun için ufak tefek hizmetleri bana gördürürler. Elimi kaybettiğim için bana ikiyüzelli dolar verdiler. Bugüne bugün üstüne elli dolar daha kattım, hepsi bankadadır. Üç yüz eder, ay sonunda elli kağıt daha geçecek elime. Bak ne diyeceğim… Hararetle eğildi: Beni de yanınıza alsanız, çocuklar, ha ne dersiniz? Bu işe üçyüzelli dolar koyabilirim. Fazla işe yaramam, ama yemek yapabilirim, tavuklara da bakarım, biraz bahçe de çapalayabilirim. Ne dersiniz ha?

George gözlerini yarı kapadı.

–Bir düşüneyim, dedi. Bunu hep yalnız ikimiz birlikte yapmayı düşünmüştük de.

Candy sözünü kesti:

-Bir vasiyetname hazırlarım. Kimim kimsem olmadığı için ölürsem hissemi size bırakırım. Sizin paranız var mı? Belki hemen yapabiliriz bu işi.

George, tiksinmişçesine tükürdü.

– Bütün paramız on kağıt.Düşünceli bir halde ekledi:

– Dinle, Lennie ile birlikte hiç masraf etmeden bir ay çalışacak olursak yüz kâğıdımız olur. Eder dört yüz elli. Bu para ile işi yoluna koyabiliriz. Lennie ile sen, orası ile meşgul olursunuz, ben de kalan borcumuzu ödemek için bir iş bulurum, sizde yumurta falan satabilirsiniz.

Sustular. Hayretle bakışıyorlardı. Hiçbir zaman gerçekten inanmış olmadıkları bu hayal gerçekleşmek üzereydi. George böbürlenerek:

-Ulan, aldık gitti be! dedi. Hayran hayran bakıyordu. Usulca tekrarladı: Aldık gitti.

Candy yatağının kenarına oturdu. Kopuk bileğini sinirli sinirli kaşıdı.

– Dört sene önce sakatlanmıştım, dedi. Nerede ise vuracaklar kıçıma tekmeyi. Artık bir odayı da süpüremeyecek hale geldim mi beni yoksullar yurduna gönderirler. Paramı size versem, artık elimden adamakıllı iş gelmeyeceği zaman da bahçenizi çapalamama müsaade edersiniz belki. Bulaşığı yıkar, bunun gibi ufak tefek işleri de görürüm. Hiç olmazsa el kapısının kahrını çekmem, kendi evimde kendi işimi görürüm.

Üzüntülü bir sesle ekledi:

– Bu gece köpeğime ne yaptılar, gördünüz, değil mi? Kimseye, kendine bile faydası yok, diyorlardı. Beni kapı dışarı ettikleri zaman bari biri çıksa da sevabına kafama bir kurşun sıksa. Ama kimse yapmaz bunu. Gidecek bir yerim olmayacak;hiçbir yerde iş bulamayacağım. Buradan ayrılacağınız zaman otuz dolarım daha birikmiş olacak.

George kalktı.

– Oldu bitti bu iş, dedi. Şu ev işini bir düzene koyar, gidip oraya yerleşiriz.

Tekrar oturdu. Hayallerinin güzelliği ile büyülenmiş, bu güzel hayalin gerçekleşeceği günü düşünerek kımıldamadan öyle oturuyorlardı.

George hayalini işletiyordu:

– Örneğin bir yortu günüdür, yahut da kasabaya bir sirk gelmiştir, yahut bir basketbol maçı var, ne bileyim.

İhtiyar Candy başını salladı. George:

– Kalkar, gideriz, ne olacak? dedi. Kimseden izin isteyecek değiliz. Sadece: “Hadi gidelim” dedik mi, kalkar gideriz. İneği sağar, tavuklara biraz yem serper, kalkar gideriz.

Lennie:

– Tavşanlara da ot veririz. Onları beslemeyi hiç unutmam, dedi. Ne zaman yapacağız bu işi, George.

(John Steinbeck Çev. Necdet Öz, Fareler ve İnsanlar, İlya, 2002, s.7074.)

John Steinbeck(1902-19689 Roman yazarı.

Sosyal ve eleştirel romanlarında tarım işçilerinin sorunlarını ve durumlarını yansıtır. Kaliforniya’nın Salinas bölgesine yerleşen Alman bir ailenin çocuğudur. Üniversiteden ayrılıp gazeteci olur. Kalemiyle geçinmeye başlar. Al Midilli özyaşamöyküsü gibidir. Gazap Üzümleri pamuk işçilerinin çektiği sıkıntıları anlattığı önemli eseridir

(2950)