Jack London Beyaz Diş

0
309

TANITIM:

ÖZET:

METİN:

Boz Kunduz köpeğini satmadı. Sattığı mallar iyi para getirmişti ve Boz Kunduz’un hiçbir şeye gereksinmesi yok­tu. Üstelik Beyaz Diş çok değerli bir hayvandı; Boz Kun­duz’un o güne dek eline geçen en güçlü kızak köpeği, en iyi takım başı idi. Dahası, ne Mackenzi yöresinde, ne de Yukon yöresinde onun gibi bir köpek daha yoktu. Dövüş­ken köpekti Beyaz Diş. Adamlar sivrisinekleri nasıl öldü­rürse, o da öteki köpekleri öyle kolayca öldürebiliyordu. (Sözün, burasında, para hırsıyla Yakışıldı Smith’in gözleri parladı, adam iştahla dudaklarını yaladı.) Hayır, kaç para verilirse verilsin, Beyaz Diş satılık değildi.

Yakışıklı Smith Kızılderililerin huyunu suyunu bilen adamdı. Boz Kunduz’un kampını sık sık ziyaret etmeye baş­ladı, her gelişinde de, paltosunun altına gizlediği bir iki ta­ne kara camlı şişe getirdi ona. Viskinin özelliklerinden biri de insanı içkiye çok çabuk alıştırmasıdır. Boz Kunduz da alıştı nitekim. Alev alev yanan gırtlağı ve midesi hep daha çok istiyordu bu kavurucu sıvıdan; öte yandan, o zamana dek hiç tanımadığı bu değişik uyarıcının etkisiyle sapıtan beyni de, bu sıvıdan elde etmek için her şeyi göze aldırıyor­du ona. Sattığı kürklerden, eldivenlerden, çarıklardan ka­zandığı paralar erimeye başladı. Parası hızla tükeniyor, pa­ra kesesi hafifledikçe de Boz Kunduz’un huysuzluğu artıyor­du.

Sonunda tüm parasıyla birlikte başka satacak malı da kalmayan adam iyice zıvanadan çıktı. Boz Kunduz’a kala kala bir tek o doymak bilmez içki isteği kalmıştı – ayıkken aldığı her solukla biraz daha artan, müthiş bir içme isteği. Kızılderili bu duruma gelince, Yakışıldı Smith de onunla ye­niden oturup, Beyaz Diş’in satılması konusunu konuştu; ne var ki, bu kez önerilen bedel para değil, şişeler dolusu içki idi, Boz Kunduz’un kulakları da şimdi daha bir hevesle di­kilmişti.

Kızılderili, ‘Sen o köpeği yakalamak, köpek senin ol­mak,’ diyerek son sözünü söyledi.

İçki şişeleri teslim edildi, ama iki gün sonra bu kez de Yakışıldı Smith Boz Kunduz’a, ‘Sen o köpeği yakalamak,’ demek zorunda kaldı.

Bir akşam üzeri Beyaz Diş korka korka kampa geldi ve rahat bir soluk alarak yere çöktü. O korkulu beyaz tan­rı ortalıkta görünmüyordu. Günlerden beri, o beyaz tanrı­nın ille de ona el sürmek için gösterdiği istek aşırıya kaç­maya başladığından, Beyaz Diş kamptan uzak durmak zorunda kalmıştı. Israrla kendisini yakalamak isteyen o eller­den nasıl bir kötülük geleceğini bilmiyordu, ama her ne olursa olsun, kesinlikle bir kötülük geleceğini bildiğinden, ellerden uzak durmaya bakmıştı.

Ne var ki, Beyaz Diş daha yere yatar yatmaz Boz kun­duz yalpa vura vura gelip, boynuna bir kayış geçirdi onun. Kayışın ucunu bırakmadan, Beyaz Diş’in yanına çömeldi. Öbür elinde tuttuğu şişe ise, zaman zaman efendisinin başı­nın üstünde ters çevrilip, gürül gürül sesler çıkarıyordu.

Bu durumda bir saat geçtikten sonra, toprağa basan ayakların yarattığı titreşimler, o ayakların sahibi daha orta­ya çıkmadan Beyaz Diş’e kimin geldiğini haber verdi. Ayak seslerini Kızılderili’den önce Beyaz Diş duydu ve efendisinin sarhoş kafası hâlâ ikide birde önüne düşerken, o tüylerini kabartıverdi. Kayışın ucunu hafifçe çekerek efendisinin elinden kurtarmaya çalıştı, ama gevşek parmak­lar birden sımsıkı yakaladı kayışın ucunu, hemen ardından da Boz Kunduz kendini toparladı.

Yakışıklı Smith ki adımlarla yanlarına geldi, Beyaz Diş’in tepesine dikildi. Beyaz Diş ellerinin durumunu dik­katle kollayarak, bu korkunç nesneye karşı hafiften hırladı. Ellerden biri uzanarak, Beyaz Diş’in başına yaklaşmaya başladı. Beyaz Diş’in hafiften başlayan hırlaması da sertleş­ti. El başının üstüne doğru ağır ağır yaklaşırken, Beyaz Diş de elin altında büzüldükçe büzüldü, o ele doğru kötü kötü bakarak gittikçe daha sert hırlarken, soluklan da sıklaştık-ça sıklaştı ve sonunda hırlaması korkunç bir hal aldı. Yılan sokması kadar hızlı bir kapışla çeneleri açılıp kapandı bir anda. El hızla geri çekildiğinden, çeneler şak diye boşluğu ısırdı. Yakışıklı Smith hem korkmuş, hem de kızmıştı. Boz Kunduz Beyaz Diş’in kafasının yan tarafına bir şamar aşke-dince, hayvan boyun eğerek, yere biraz daha büzüldü.

Beyaz Diş’in gözleri, her bir devinimi kuşkuyla izliyor­du. Yakışıklı Smith’in gidip, kalın bir sopayla döndüğünü gördü. Daha Beyaz Diş’in gözleri, her bir devinimi kuşkuyla izliyor­du. Yakışıklı Smith’in gidip, kalın bir sopayla döndüğünü gördü. Daha sonra kayışın ucunu Boz Kunduz bu adamın eline verdi. Yakışıklı Smith kayışı elinde tutarak yürümeye başladı. Kayış gerildi. Beyaz Diş kalkmamakta direniyordu. Kalkıp gitsin diye, Boz Kunduz ona sağlı sollu iki şamar in­dirdi. Beyaz Diş onun isteğine boyun eğdi eğmesine, ama bu sefer de büyük bir hızla doğrulup, kendisini sürüye sürü­ye götürmeye çalışan yabancının üstüne atıldı. Yakışıklı Smith kendini yana atmadı. Bunu bekliyordu çünkü. Sopayı ustalıkla savunarak saldırıyı durdurduğu gibi, Beyaz Diş’i de yere seriverdi. Boz Kunduz bir kahkaha atarak, başıyla onayladığını belli etti. Yakışıklı Smith kayışı tekrar çekince, Beyaz Diş sersemlemiş bir halde azıcık süründükten sonra, topallayarak ayağa kalktı.

İkinci kez saldırmaya kalkışmadı. Sopanın tadını bir kez tatması, beyaz tanrının bu sopayı kullanmasını bildiğini ona anlatmaya yetmişti ve Beyaz Diş karşı koymanın yarar­sız olduğu durumlarda boşu boşuna uğraşmayacak kadar akıllıydı. O yüzden, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp, ama usul usul hırlamaktan da geri kalmayarak, istemeye is­temeye Yakışıklı Smith’in ardı sıra yürüdü. Yakışıklı Smith e gelince, gözlerini bir an bile gerisindeki köpekten ayırmaksızın, sopayı elde hazır tutuyordu.

(3938)