Balzac, Vadideki Zambak

0
263

METİN: VADİDEKİ ZAMBAK

Orada geçirdiğim son günler yaprak yaprak dökülen güzün son günleri oldu; Tours bölgesinin bu güzel aylarda genellikle tertemiz, sıcacık olan göklerini ara sıra örten bulutlarla kararmış günler. Ayrılacağımdan bir gün önce, akşam yemeğine oturmadan, Kontes beni bahçeye çıkardı. Çıplak ağaçlar altında, konuşmadan, şöyle bir dolaştık. Sonra: “Felix’çiğim” dedi, “Kalabalık arasına gireceksiniz, size orada düşüncelerimle arkadaşlık etmek isterim. Çok acı çeken çok yaşamış demektir. Tek başına yaşayanlar bu dünyayı hiç bilmezler sanmayın; onu yorumlamasını bilirler. Değil mi ki dostumun yoluyla yaşayacağım, onun ne kalbinde rahatsız olmak isterim ne de vicdanında. Savaşın içerisinde bütün kuralları hatırlamak zordur. Müsaade edin size birkaç ana öğüdü vereyim. Ayrılacağınız gün size uzun bir mektup vereceğim; orada, dünya üzerine, insanlar üzerine, su çıkarlar hayhuyu içindeki güçlüklere nasıl göğüs gerileceği üzerine benim kadınca düşüncelerimi bulacaksınız. Söz verin bana: Mektubu ancak Parise gittikten sonra okuyacaksınız, olmaz mı? Biz kadınların sırrı olan birtakım duygusal heveslerimiz vardır, bunu sizden iste böyle bir hevese kapılmanın sonucu olarak rica ediyorum.

Anlaşılmaz bir şey değildir bu, pek sanmıyorum; yalnız, anlaşılması da bizi belki üzer. Kadının tek başına dolaşmayı sevdiği bu keçi yollarını bana bırakın.”

Ellerini öperekten: “Söz veriyorum“ dedim.

-“Ah! „ dedi, “Bir söz daha istiyorum sizden. Yal­nız, söz vereceğinizi şimdiden aklınıza koyun.”

Kendisine bağlı kalmamı isteyeceğini sanarak:  “Elbette! ”dedim.

Acı acı gülümseyerek: “Benim için değil” dedi. “Nerede olursa olsun, sakın kumar oynamayın, Felix. Hiç kimsenin salonunda oynamanızı istemiyorum.”

-“Dünyada oynamam!” dedim.

-“Güzel!” dedi. “Kumardan daha iyi vakit geçireceğiniz bir iş buldum ben size.  Başkaları er-geç para kaybedecekken, siz hep kazanacaksınız.”

– “Nasıl?”

-“ Mektuptan öğrenirsiniz,” dedi.

Bunu öyle bir şen tavırla söylemişti ki verdiği öğütlerdeki o, dede öğüdü gibi, ağırbaşlı havayı gidermişti.

Bir saate yakın konuştu, şu üç ay içinde beni ne büyük bir ilgiyle incelediğini açığa vurarak, bana karşı olan sevgisinin derinliğini göstermiş oldu. Kalbimin ta derinliklerine kadar indi, kendi kalbini oraya yaslayabilmek için. Değişik, kandırıcı bir sesle konuşuyordu. Lakırdılar bir ana dudağından dökülüyor, bunların söylenişi gibi özü de daha şimdiden birbirimize ne çok bağlarla bağlanmış olduğumuzu gösteriyordu.

Sözlerini bitirirken: “Bilseniz” dedi, “Tuttuğunuz yolda sizi nasıl kaygıyla izleyeceğim, doğru yolda giderseniz nasıl sevineceğim, köşelere çarparsanız ağlayacağım! İnanın bana, benim bu sevgimin benzeri yoktur. Hem istenmeden gelmiş, hem de seçilerek alınmış bir sevgi bu. Ah! sizi mutlu, güçlü, saygıdeğer bir kişi olmuş görmeyi ne kadar isterim! Siz ki benim için canlı bir rüya gibi olacaksınız.”

Ağlattı beni. Hem tatlıydı, hem korkunç; duygusu kendini pek cesurcasına ortaya koyuyordu; ne var ki zevkten şımarmış bir delikanlının en ufak bir umuda kapılmasına bile yer bırakmayacak kadar da temizdi. Kalbinde paramparça kalmış olan tahtıma karşılık, ancak ruhu doyuran su tanrısal sevginin hiç kesilmeyen, saflığı bozulamaz ışıklarını saçıyordu. Öyle yükseklere çıkıyordu ki bana onun omuzlarını dişleten aşkın alacalı kanatları beni oraya çıkaramazdı. Onun yanına varabilmek için bir erkek beyaz melek kanatlarını elde etmeliydi.

– “Her şeyde: ‘Henriette’im acaba ne derdi?’ diye düşüneceğim.” dedim.

– “Güzel!” dedi. “Hem yıldız, hem de tapınak olmak isterim.”

Çocukluğumdaki rüyalara dokunduruyor, isteklerime başka bir yol vermek üzere, bu rüyaları gerçekleştirecekmiş gibi görünmeye çalışıyordu.

-“Benim dinim, benim ışığım olacaksınız, her şeyim olacaksınız!”  diye haykırdım.

-“Hayır”dedi.“ Zevklerinizin kaynağı olamam.”

İçini çekti, gizli acıların o gülümseyişiyle  şöyle bir baktı bana; bir ara başkaldıran kölenin gülüşüyle.

O günden sonra sevilen kadın değil, en çok sevilen kadın oldu benim için. Kalbimde, bir yer isteyen, oraya ya bağlıkla, ya da aşırı bir zevk yoluyla işleyen bir ka­dın değildi o; hayır, bütün kalbimi elde etti, kalp kaslarımın atışı için gerekli bir şey oldu. Floransalı şairin (Dante) Beatrice’si, Venedikli şairin (Petrarca) Laura’sı neyse o da benim için öyle olmuştu: Büyük düşüncelerin anası, kurtarıcı kararların bilinmez nedeni, geleceğin desteği, yaprakların karanlığında ışıldayan zambak gibi karanlıkta parıldayan ışık.”

(Çev. Vahdet GÜLTEKİN, Vadideki Zambak, İstanbul 1970,  s.166-169)

(3513)