Nimet ve Rakım Çalapala, 87 Oğuz

0
1668

TANITIM: 87 OĞUZ Milli Çocuk Romanı, NİMET ve RAKIM  (ÇALAPALA), İkbal Kütüphanesi, Hüseyin, İstanbul Türkiye Matbaası,1933, 128 s.  (24 tam sayfa resim bir  sayfa Gazi portresi fotoğrafı)  “Çocuk dostu Selim Sırrı Beyefendiye ithaf edilir.” Cümlesi üçüncü sayfadadır.

 

Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümünde basılan çocuk kitabındaki   desen tarzındaki  orijinal resimlerin çizeni  de belirtilmemiş.  Kitabın yüzde yirmisinin resimli olması günümüz çocuk edebiyatı ilkelerine uygun. Dili sade. İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin dayanışması temasını işleyen eserde milli değerler aşılanmaya çalışılır. Marş, okul şarkısı ve şiirlere yer verilir. Cumhuriyet kuşaklarının yetişmesiyle ilgili bir eserdir. Okuldaki eğitim uygulamalı olmalı. Geziler,  yarışmalar, etkinlikler düzenlenmeli: Taksim Cumhuriyet Anıtı, Sultanahmet Meydanı ve Göksu gezileri düzenlenir. Görerek öğrenirler. Tramvay, yayan ve vapurla yolculuk ederler.

KİŞİLER:

 

OĞUZ:Yaramaz ama zeki. Okulu çok sever. Bütünlemeye bile kalmaz.Kısa pantolonu üç yamalı. Siyah ceketi solmuş, kısalmıştı.

 

HAMDİ: Babası.Yaşlı ve fakir. Okumadığına pişman.

 

HANİFE HANIM: Annesi. Oğuz’dan memnun.

 

NEZİHE ÖĞRETMEN: Titiz, eşitlikçi, bilgili.

 

SELİM: Mavi gözlü, ürkek, bakımlı, taralı kumral saçlı, un tüccarının çocuğu.

 

GÜL: Sarı saçlı.

 

CEMİLE:  Sinirli öğrenci.

 

BÖLÜMLERİ:

 

  1. Sabah: Oğuzların evinde sabah olur. Çalar saatin ziliyle uyanırlar.Oğuz heyecanlıdır. Dördüncü sınıfa devam edecek.
  2. Sokak: Fatih’teki çok eski sokaktaki evinden modern caddeye çıkan Oğuz işe giden işçilerin tersine neşelidir. Birinci sınıfta öğrendiği şarkıyı söyler:

 

Bir gün mektebe giderken

 

Her şeye dikkat ederken

 

Önce bir ihtiyarcık

 

Geçmişi yavaşçacık

 

Hım-hım-hım hım-hım-hım!.

 

Hım-hım-hım hım-hım-hım!.

 

Bir gün mektebe giderken

 

Her şeye dikkat ederken

 

Sonra bir süslü hanım

 

Yürüdü adım adım

 

Tral-lal-lam, tral-lal-lam!.

 

Tral-lal-lam, tral-lal-lam!.

 

Bir gün mektebe giderken

 

Her şeye dikkat ederken

 

Borazanlı atlılar

 

Tozu dumana kattılar

 

Düt-drü-düt, düt-drü-düt!

 

Düt-drü-düt, düt-drü-düt!

 

 

 

Bir gün mektebe giderken

 

Her şeye dikkat ederken

 

Bir çavuş sert bakarak

 

Geçti selâm çakarak

 

Selam ver, selam ver!

 

Selam ver, selam ver!

 

Okulun önü ve içi kalabalıktır. Arkadaşları Oğuz’un çevresinde toplanırlar. Beşinci sınıflardan kurtulduklarına sevinirler. El bende oynarlar. Müdür öğüt verir.Öğrencileri sınıflara gönderir. Oğuz, sakat Fatin’le iyi geçinir, zekidir, güldürücüdür. Müsamereyi konuşurlar.

 

3. İlk Ders: 117 Gül’ün sarı saçlarını kestirmesiyle alay eder. Sınıf öğretmenleri Nezihe Hanım’la selamlaşırlar. Gül’ün saçlarını okşar. Oğuz’un üç parmak uzadığını söyler. Lale’yi öper. Dört aylık haberler verilir.Burhan, Yalova’da gördüğü Gazi’yi hayranlıkla anlatır.

 

4. Ve Mektep Başladı:Oğuz öğretmeni iyi dinledi, sorularının çoğunu da cevapladı. Dersler bitince yorulmuştu. Oyunu hakk etti.Evde annesi yoktu. Çantasını pencereden attı. Gün batana kadar oynadı. Eve döndüğünde Pamuk adlı kedilerinin yalandığını gördü. Babası kızdı. Yemeğini yedi. Odasına çıkıp hemen uyudu. Sabahleyin annesinin dürtmesiyle uyandı. Geç kalmıştı. Sırt çantasını alıp çıktı.

 

5. Üç Gün Sonra: Oğuz’un söylemesine rağmen kitap ve defter almadılar. Oğuz yine kitapsız ve deftersizdi. Güneş batana kadar oynar, ödev yapmaz, kitap okumazdı.

 

6. On Beş Gün Sonra: Sınıfta 48 öğrenciydiler. İyi giyimli,  orta yaşlı bir hanımla temiz ve şık kıyafetli bir çocuk müdürün odasındaydı. Dördüncü sınıfa kaydolan Selim’i sınıfına götüren Nezihe öğretmen annesinin düşkünlüğü üzerine kendi kendine düşünür:’ Mektep çocukların dünyasıdır. Böyle üstüne üflene püflene büyütülen  bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyetini yükseltmek için atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!’

 

7. Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim: Öğretmen Ada’dan taşınan Selim’in bu sınıfta okuyacağını söyler. Oğuz “Bu çocuk çok süslü” der. Nezihe Hanım Selim’i Oğuz’un yanına oturtur. Ertesi ders Selim’i tahtaya kaldıran öğretmenin sorularını cevaplayamayınca Oğuz bilir.

 

8. Öğle Yemeği: Peynir, zeytin, yumurta ve helvadan birini çocuklar çıkarıp yerler. Oğuz zeytinle ekmek yerken Selim’e hizmetçi kız beş katlı sefertasıyla pirzola,francala yedirir. Selim’in oğlanlar yerine  kızlarla oynamasına Oğuz kızar. Fatin’in elindeki topu almaya çalışırken top çamura düşer sıçrayan çamurlar Selim’in üstünü kirletir. Oğuz gülerken Selim öfkeyle okula girer.

 

9. Oğuz’a Ceza: Öğretmen Selim’i yanına çağırır. Elbisesini kirletene eski Türk kahramanı Oğuz’un hikayesini dinlememe ceza  verileceğini açıklar. Oğuz da olayın kaza olduğunu söyler. Öğretmen yaramazlıklarına rağmen yalan söylemediği için Oğuz’u sevdiğini belirtir

 

10. Ertesi Sabah: Oğuz şarkı, marş söylemeyi çok sever. Okula giderken deve katarı ile Balat’tan kumaş taşıyan kamyonu görür,  düşünür: “ Develer eski Osmanlı devletine, kamyon da yeni Türkiye7ye ne kadar benziyordu!” Oğuz ile Selim anlaşamazlar. Oğuz, Selim’e tebeşirli silgi atar, yanlış kelime söyletir.Nezihe öğretmen evde dayağa alışmış Oğuz’u dövmedi, kızgın, sert bakışını  gözlerine dikti; Oğuz ezildi ve acı duydu.

 

11. Günler Geçiyordu: İktisat Haftası’nda levha hazırlamak isteyen Oğuz’a babası beş kuruş vermez. Selim’in annesi ayda iki kez okula gelir, Nezihe öğretmenle konuşur. Öğretmen çocuğun geri olduğunu söyler.

 

12. Cumhuriyet Bayramı: Tramvayla Taksim’e Cumhuriyet Anıtı’na gidecek çocuklar en iyi elbiselerini giyerler. Oğuz eski püskü tek elbisesini giymiştir. Öğretmen Nezihe Oğuz’u  musluk başında yıkar, elbisesini fırçalar, delik cebini diker. Çocuğun kırmızı yanakları meydana çıkar. Anıta koymak için demet yaparlar.

 

13. Gazi’nin Heykeli Önünde: Vatmanın yanına binen Oğuz, tramvaya asılan bir çocuğun düşmesinden etkilenir. Anıta çiçek korlar. Öğretmen heykelin güney yönünde Gazi, İsmet ve Fevzi Paşalarla bütün milletin yürüdüğünü öbür tarafında ise zaferi kazanmasına yer verildiğini söyler.Oğuz mermer taşın üstüne çıkar ve heyecanla tok, gür sesiyle  şiir okur:

 

Üzerinde gezdiğin,

 

Son nefesine değin

 

Varlığını sezdiğin

 

Bu toprak:Türk elidir!

 

 

 

Senin doğduğun yer tan!

 

Alev, nabzında atan!

 

Dünyayı gezen atan

 

Koca Türk’ün selidir!..

 

 

 

İnsanlık arkadaşın,

 

Tarihtir senin yaşın!..

 

Herkesten yüksek başın

 

Daha yükselmelidir!..

 

 

 

Boş değildir gelişin;

 

Yurdu yüceltmek işin!..

 

Bu yurtla yükselişin

 

Gazi’nin emelidir!..

 

 

 

Oğuz şiiri bitirince müthiş bir alkış ve çığlık kopar. Nezihe Öğretmen sorunca Oğuz bir çocuk romanında okuduğunu aklında kaldığını söyler.

 

Sonraki bölümlerin başlıkları ve olayları:

 

14. Kışa Doğru:Oğuz’un giyecekleriyle Selim’inkiler karşılaştırılır, müzeleri gezme hazırlıkları yapılır.

 

15. Müze: Fatih’ten yürüyerek Sultanahmet’e gelen çocuklar Askeri Müze(1933’te Sultanahmet’tedir), Asar-ı Atika (Arkeoloji Müzesi) gezilir. Öğretmen Nezihe hanım açıklamalar yapar.

 

16. Sene Ortasında: Oğuz’un dördüncü sınıftaki ders ve bilgilerin zorluğunu anlaması.

 

17. Sınıf Müsameresi: Cemile ile  Fatma ayak oyunlarını, dansları, Burhan piyesi Oğuz da şiir ve monologu hazırlayacaktı. Selim karlı ve soğuk günlerde okula gelmezken Oğuz zor şartlarda gelirdi.Hamdi Bey Oğuz’a bol ve tersi çevrili, lekeli bir palto alır. Oğuz’un zeybek oynama isteğini öğretmen de kabul edip giysi bulur.

 

18.Yaşasın Dördüncü Sınıf!..:300 kişilik konferans salonu dolar. Program şöyle:

 

İstiklal Marşı; Haftanın Günleri; Kır Şarkıları; Ben Bir Aslanım (Monolog);

 

Kümesteki Gürültü (Komedi); Güneş (şiir); İskoç Oyunları; Zeybek Oyunları;

 

Kılıklar; Sınıfın Şarkısı.

 

Fatin’in monologu herkesi güldürür. Horoz, tavuk, ördek tipleri komedide canlandırıldı. Zeybek kıyafetli Oğuz sahnede efelerin özelliklerini anlatan şiiri okur bağlama eşliğinde beş arkadaşıyla oynarlar. Bir kız bir erkek on giysiyi tarih sırasına göre “Kılıklar” adıyla sunarlar.

 

19. Muallim Hanım da Sahnede: Perde önüne gelen Nezihe Öğretmen velilere okula gelmelerini ve çocuklarla ilgilenmelerini ister, sözlerini şöyle tamamlar: “ ‘Eti senin, kemiği benim’ sözünden vazgeçiniz. Onların eti de, kemiği de ne sizin, ne de benimdir. Onların hepsi, bu toprağın, bu yurdun yavrularıdır. Onları yetiştirmeğe, sağlam, gürbüz, bilgili ve kafalı yetiştirmeğe mecburuz..”

 

20. Şaşılacak Şey: Selim yine gelmez. Oğuz birden ağlamaya başlar.

 

21. Acıklı Bir Haber: Selim’in babası iflas ettiği için intihar eder. Selim’in alıştırılır.

 

22. Babasız Çocuk: Selim okula başlar. Oğuz onu korur. Dedikoducuları susturur. İki gün sonra çocuklar Selim’e normal davranırlar. Oğuz da sabahları Selim ile okula gelmektedir.

 

23. Oğuz Değişiyor: Oğuz Selim’in  başarılı olması için birlikte çalışırlar. Annesi de pantolon ve ceket diker ütüler. Fatin Oğuz için yazdığı şiiri şarkıya dönüştürüp sınıfta arkadaşlarıyla söylemeye başlar:

 

Pantolonu upuzun,

 

Mor ceketi pek dardır.

 

87 Oğuz’un

 

Bir de çalımı vardır!..

 

 

 

Hep Selimle beraber

 

Gecesi ve gündüzü…

 

Saçını tarar berber

 

Hiç de kirlenmez yüzü!..

 

 

 

Bizim Oğuz değişti,

 

Yüzü de ak pak oldu…

 

Boyu bosu gelişti:

 

Tam altı parmak oldu!..

 

 

 

24. Bir Bayram Daha: 23 Nisan öğleye kadar okulda kutlanır. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun gönderdiği otomobillerle çocuklar şehir içi gezisine katılırlar. Selim’in evinde Oğuz da pasta yer.

 

25. Oğuz’un Misafiri: Selim’i Oğuz evinde ağırlar. Her şey düzenlidir.  Oynar, konuşurlar. Selim akşam olunca tek başına evlerine döner

 

26. Birbirini Tamamlayan İki Çocuk: Selim ile Oğuz’un uyumu ve arkadaşlığı işlenir.

 

27. Yıl Sonu:  Genç öğretmen son yoklamayı yapar. En son Selim de soruları cevaplandırır.

 

28. Yıl Sonu Gezmesi: Öğretmenin önerisiyle çocuklar kendilerine şapka, kep hazırlar. Vapur ile Göksu gezisine bütün okul gider. Oğuz ile Selim bir kucak çiçek toplayıp akşam annelerine verirler.

 

29. Son Ders: Yaz tatili planları konuşulur. Öğretmen karneleri dağıtır. Herkes sınıf birincisini merak eder. Geçen sene Belkıs birinciydi. Bu yıl ise Oğuz birincidir. Bütün sınıf Oğuz’un şarkısını söyler.

 

30. Dönüş: İki arkadaş önce Selim’in evine sonra da Oğuzlara giderler. Hanife Hanım evdedir. Hamdi Bey de Oğuz’un okuması için uğraşır, ilgilenir. Her şey değişmiştir.

 

 

 

METİN: SENE   ORTASINDA

 

Yılbaşı da geçmiş, birinci notlar verilmişti.   Oğuz karnesini eline alınca:

 

— Hocanım,   diye söylendi .   Benim Türkçe’den numaramı niçin kırdınız?

 

— Bir temiz defterin var mı? Hani yazdırdığım imlâlar, hani ezberlettiğim manzumeler?

 

Oğuz ders veren bir ciddiyetle Nezihe hanıma döndü:

 

— Tam numara alan bütün çocuklarla boy ölçüşürüm. Eğer onlardan fena yazarsam,   manzu­melerden bir tanesini bile unutmuşsam her şeye razıyım… Hocanım ben Türküm!.. İnsan  kendi dilini bilmezse neyi bilecek ?..Türk çocuğu Türkçe der­sinden her zaman tam  numara almalıdır !.. Genç muallim güldü:

 

— Biliyorum. Sen Türkçe’ni çok iyi bilirsin… Fakat ben senin numaranı defter tutmadığın için kırdım. Anladın mı?..

 

Bu defter tutmak hiç yapılamayacak bir şeymiş gibi, Oğuz boynunu büktü, sustu, oturdu.

 

* * *

 

Günden güne dersler çoğalıyor, zorlaşıyordu. Dördüncü sınıf hiç de üçe benzemiyordu.    Buraya gelinceye kadar her şeyi konuşma ve oynama ile karıştırıyorlardı. Halbuki  artık küçük    birer âlim gibi kafasını kalıplara ayırmak, her şeye ayrı ayrı yer vermek lâzım geliyordu.

 

Fakat bu iş Oğuz’a daha kolay gelmişti. O, arkadaşları gibi Tarihi, Coğrafyayı, Hesabı (Matematik),  Tabiat Bilgisini, Hendeseyi (Geometri), Türkçe’yi  ayrı ayrı görmüyordu, Kafasında bunların  hepsini bir demet yapıyor ve birbirine bağlıyabiliyordu.

 

İşte bunu yapabildiği için de ilk notlarında her­kesten ziyade muvaffak olmuştu. Elinden gelse de kızlar gibi temiz defter tutsa sınıfta birinci olacaktı ama o hiç bir şeye aldırmazdı. Daha bir gün bile sınıfta birinci olup öbür çocuklara övünmeyi, başa geçip arkadaşlarını küçük görmeyi istememişti.

 

Sınıfta kalmamak şartıyla orta halli geçinmek daha ziyade hoşuna gidiyordu. Şayet birinci bile olsa Belkıs gibi böyle böbürlenmezdi.

 

Selimle günden güne sıkı fıkı olan Fatin’den de soğumuştu. Onu sinsi ve etek öpücü buluyordu. Bir parça yemiş, birkaç tabaka kaymaklı kâğıt için o onurunu satar mıydı hiç?!.

 

Halbuki Fatin bunu yapıyordu işte. Kısık boynu ile zayıf bacakları çengel çengel dolaşarak Seli­m’in arkasından ayrılmıyor, hattâ hep onunla oy­nuyordu. Zavallı farkında değildi ki Selim bu gi­dişle sınıfta dönecek!,.

 

Bir gün Nezihe hanım onunla bahçede buluştu. Öteden beriden konuştuktan sonra:

 

— Haydi, artık oyna istersen Oğuz, dedi. Seni epeyce oyaladım. Bak Selim orada yalnız.. Beraber oynayın!..

 

Oğuz kaşlarını çattı, başıyla  “olmaz “ işareti yaptı.

 

Genç muallim  sordu:

 

— Sahi, dikkat ediyorum, sen onunla konuşmu­yorsun da galiba!   Dargın mısın… Ha?..

 

Oğuz   cevap vermiyordu. 351’le düşüp kalkma­yışının sebebini ilk defa düşünüyordu . Zengin diye mi ?

 

Hayır… Selim’in zengin olmasından  ona ne?!.

 

Fitnecilik etti diye mi ?..

 

Hayır… Oğuz onu artık unutmuştu bile!

 

Ya  niçin?..

 

Uzun  uzun düşündü. Sonra  anlayabildi…

 

Selim çok zayıf, çok nazik, çok ürkek bir ço­cuktu. Evet evet, şimdi anlıyordu, 351 tam kendi­ne göre bir arkadaş bulmuştu: Sakat, oynayamayan, koşamayan yalnız sinsi sinsi yaramazlıklar yapan Fatin!

 

Halbuki Oğuz böyle değildi ki… O sağlam, gürbüz, düşüp kalkmaktan korkmayan, şen bir ar­kadaş isterdi. Her şeyi açık, yalansız, dosdoğru bir arkadaş!..

 

Selimle Oğuz’un bağdaşamamasına asıl sebep buydu!.. Hem o öyle yere basmaktan korkan, üs­tünü kirletmekten çekinen, pabucunun tozlanması­nı istemeyen bebeklerle nasıl oynardı ?..

 

Onca çocuk, koşmalıydı. Çocuk, düşmeliydi . Çocuğun kafası patlamalı, fakat gık dememeliydi…

 

(Nimet ve Rakım Çalapala, 87 Oğuz Milli Çocuk Romanı, İkbal Kütüphanesi, İstanbul 1933, s.76-79)

 

 

 

NİMET ÇALAPALA ( – ). Öğretmen. Ders kitapları yazarı.

 

RAKIM ÇALAPALA (1909-1995). İstanbul Lisesi ve Hukuk Fakültesi mezunu.Bankacılık ve öğretmenlik yaptı.Çocuk ve ders kitapları yazdı.Yavrutürk ve Çocuk Haftası çocuk dergilerini çıkardı, yönetti. ROMAN: 87 Oğuz (Nimet Çalapala ile). Mustafa. ŞİİR: Yavrukurt Şiirleri.

(18377)