Kemal Bilbaşar, Yonca Kız

0
1177

TANITIM: Milliyet Yayınları, Çocuk Kitapları Dizisi:22, İstanbul, 1971,1973, 1975,1977 yıllarında 280 sayfa basılan eserde şehirli zengin ailenin yoksul akrabaları aşağılaması işlenir. Yetim kızın kaçırılması da meraklandırır.

 

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

YONCA KIZ:  Mehmet Torlak ile Gonca’nın kızı. İri iri siyah gözlü, sevimli bir kız çocuğu. Kara kara saçlı, güvem gibi gözleri, ufacık ağızlıdır. (s.14) Saçları örgülüdür.

 

 

MEHMET TORLAK: Kasabadan İzmir’e göçer. Sabırlı, neşeli baba.

 

GONCA: Temiz, sabırlı, duygulu, onurlu genç kadın. Dokuma fabrikasında çalışır.

 

İBRAHİM BEY: Mehmet’in teyzeoğlu, zengin, kıskanç.

 

HANIMEFENDİ: İbrahim Bey’in kıskanç, saygısız karısı.

 

ŞEHVAR: İbrahim Bey’in bencil, şımarık, kıskanç, huysuz kızı. Saçları örgüsüz, kıvır kıvırdır. Yüzü uçuk renkli, gözleri kedi gözleri gibi şıldır şıldırdı. Sırtında süslü, kırmızı bir entari vardı. Etekleri kalkık kalkıktı. Bacakları, donu tüm meydandaydı. El kadar don giymişti kız. (s.65)

 

AYŞE TEYZE: Mehmet’in teyzesi. Olgun, sevecen, koruyucu, inançlı, yardımsever yaşlı kadın.

 

HATİCE HANIM: Ayşe’nin kızkardeşi. Çocukları sever, yardımcı, koruyucu. Uzun boylu, dal gibi bir kadındır. Sert görünüşlü olsa da, paylar gibi konuşsa da tatlı dilli, temiz yüreklidir.

ÇİNGENE HASAN: Yonca’yı kaçıran kötü çingene.

 

CEVRİYE: Karısı

 

URGANCI ALİ: İyi, çalışkan kasabalı.

 

KEZBAN: Karısı, çocuk hasreti çeker.

 

Bölümler, başlıklar ve olay dizisi:

 

1. Gurbetçiler: Kale kasabasında yaşayan Mehmet Torlak karısı Gonca ve kızı Yonca tanıtılır. Erkekler gurbette iş bulur. Kadınlar ise tezgahlarda dokuma işlerler. Çocuklar da annelerine yardımcıdır. Üç alıcı dokumaları toplar. Kışın doğan Yonca babasına göre  uğurludur: “Yonca kızım, Yonca kızım, uğuru bolca kızım!” Üç yıl yeni evlerin yapımında işçiler çalışınca kasabada bolluk olur. Yirmi yılda yirmi bin lira ödeyebilenler  yeni evlere göçebilecektir. Kale kasabasında suskunluk, hüzün başlar. Mehmet Torlak kasabanın bir alay erkeğiyle torba ve çıkınıyla gurbete gider. Uzun zaman haber, mektup alamadıkları babası birden gelir. Onları yabana götürecektir. Gonca Ana zor razı olur. Komşularıyla helalleşirler. Cipe binip İzmir’e teyzeoğlunun yanına giderler.

 

2. Gurbet Yolunda: Aksekili dokuları iple değiştiren satıcıdır. Kazadaki ardiyesinde aileyi ağırlar. İzmir otobüsüne bindirir.  Geçtikleri bir kasabadan Kezban gelin ile Urgancı Ali de otobüse biner. Yonca her şeyi hayranlık ve şaşkınlıkla seyreder.

 

3. Gurbetçiler, Kılığı Kıyafeti Değiştiriyorlar: İkindi üstü İzmir’e ulaşırlar Teyze oğlu İbrahim Bey’in mağazasını epey yürüdükten sonra bulurlar. Tezgahtar Mehmet’i sorgular. Efendisine haber verip yanına çıkarır. Mehmet ve ailesi soğuk karşılandıkları için sıkılırlar. İbrahim Bey, Mehmetle konuşur. Tezgahtara giyecek aldıktan sonra eve götürmesini söyler. Karuça, faytona binerek Kordonboyu’ndan geçip büyük eve gelirler. Tezgahtar konukları Sultan Bacı’yla tanıştırıp ayrılır. Ayşe Teyze yeğeni Mehmet’i ve ailesini sevgiyle karşılar. Gelini ile torunu onları aşağılar. Melek kardeşinin kaçtığını babasının da evlatlıktan reddettiğini anlatır Ayşe Teyze. Evin alt katında hizmetçilerin bir odasına yerleşirler gurbetçiler.

 

4. Bey’in Hanım’ın Huzurunda: Sultan Bacı misafirleri uyandırıp Bey ile Hanım’ın karşısına çıkarır. Yonca çekinir. Mehmet kapıcı üniformasıyla, Gonca da bulaşıkçılığa başlar.  Yonca ise Şehvar’ın şımarıklıklarına katlanır. Günler böyle geçer. Yonca Şehvar’ın odasında uyuyan bebekle oynarken şımarık kız bağırır,  kendi süslü, pahalı oyuncaklarını kırar. Hanımefendi Yonca’yı bir odaya götürüp örgülü saçlarını kırkar, ayakkabısının süslerini çıkarır. Kızcağız ağlar. Anne ve babasına bu evden gitmek istediğini söyler.

 

5. Mehmet Torlak Beklenmedik bir Yolculuğa Çıkıyor: Hemşehrisi Urfat’ın yardımıyla ailevindeki tek odaya yerleşirler. Gonca dokuma fabrikasında işe girir. Mehmet de Ayşe Teyze’nin ısrarıyla İbrahim’in fabrikasında kapıcılığa başlar. Para biriktirip gecekondu yapmaya karar verirler. Mehmet gece ev yeri yüzünden tartıştığı adamlarca bıçaklanır, ölür.

 

6. Yonca Kız’ın Kocaninesi: Ayşe Teyze Bursa’daki kızkardeşi Hatice’ye mektup yazıp yardımcı olmasını rica eder. O da özel arabasıyla gelir.Tanışırlar. Yonca Kız’ı çok sever. Üçü Bursa‘ya giderler.

 

7. Yonca Kız’ın Yeni Dostları: Kocanine kucağındaki Yonca’yı konuşturur.  Saçlarının uyuyan bebek yüzünden kesildiğini öğrenir. Balıkesir’den telefonla Bursa’daki hizmetçi Zeynep Kız’ı arayıp bebeği almasını ve Yonca’nın odasına koymasını söyler. Gonca da Yonca da bu büyük evde mutludur.  Komşularının büyük bahçesindeki ağaç ve hayvanlara Yonca hayran olur. İzmir Kültürpark’ta gördükleriyle karşılaştırır. Kara adlı köpek ve kedilere, tavuklara  kendisi bakmayı önerir.

 

8. Beşir’in Parkı Çocuk Bahçesi Oluyor: Yonca Altın Yuva anaokuluna gitmektedir. Özel araba yerine servis aracıyla gider. Yuvadaki çocuklarla kaynaşır. Maymunla ilgili öykü analatır öğretmeni. Bahçelerinde maymun olduğunu söyleyen Yonca’dan arkadaşları kendilerine de göstermesini rica ederler. İzin alıp gezerler. Ayşe Teyze Bursa’ya gelir. Hatice’ye Yonca’yı kendi nüfusuna geçirmesini söyler. Oğlu ile gelini buna çok kızarlar.

 

9. Uludağ’da Geçen Mutlu Günler: Hatice Hanım, gelinim dediği Gonca ile torunum diye tanıttığı Yonca’yı Uludağ’da otelde dinlendirir. Kara ile Yonca Küçük Çoban’ı ziyaret ederler.

 

10. Bir gün gene  gidip çobana seslenir. Çalıların arasına saklanan çingene Yonca’yı çuvala koyup kaçırır. Bursa’daki evde kızın öldüğünü sanırlar, üzülürler.

 

11. Yonca Kız Asiye Oluyor: Çingene Hasan ile karısı Cevriye küçük kıza adının Asiye olduğunu zorla, dayakla kabul ettirirler. Kara adlı köpek de Yonca’dan ayrılmaz. Kışı değirmende geçirirler.

 

12. Dört Yapraklı Yonca: Yonca fırsatını bulup kamyona köpekle binip gece boyu yol alırlar. Kamyonu durduran şoför uyumaya başlayınca sessizce inip uzaklaşırlar. Kasabaya güneş doğarken girerler. Zeytinlerin bulunduğu yukarı mahalleye çıkarlar. Urgancı Ali ile karısı Kezban  urgan büküp türkü söylerler. Bunlar Kale’den İzmir’e göçerken otobüslerine binen gelin güveydir. Yoncalıktaki çocuklarla oynar. Sonra yorgunluktan uyuya kalır. Düşünde kötü çingeneyi, devleri görür. Hatice Ninesine seslenir. Uyanınca Kezban ‘ın kucağındadır. Urgancı Ali ile Kezban’ın çocuğu olmaz. Yonca’yı kendi çocukları gibi severler.

 

13. Asiye’nin Gizlediği Sır: Ali karısı ile kızı gibi benimsediği Yonca’yı kurulan panayıra götürmek ister. Kız Çingene Hasan’ı fark edince korkup bağırır. Ali yakalamaya çalışır. Jandarmalar Çingene Hasan ile karısını yakalar. Yonca korkmaz artık. Asiye değil Yonca olduğunu açıklar.

 

14. Yonca Kız Parkı’ndaki Şölen: Çingene Hasan İzmir’de bir fabrika sahibinin  kızı kaçırması için para verdiğini itiraf eder. Bu zengin adam İbrahim Bey’dir. Babasını da adam tutarak öldürtmüştür. Yonca polislere Altın Yuva anaokulunun adını söyleyince öğretmenine, annesine, Kocaninesine kavuşur.  Yonca Park’ın tabelasını da valinin isteği üzerine Yonca kız çakar.

 

15. İki Melek Kız: İbrahim Bey ile karısı tutuklanınca Ayşe Teyze Bursa’dan İzmir’e gidip Şehvar’la geri dönerler. Uysal ve iyi olan Şehvar ile Yonca çok iyi anlaşırlar, mutlu olurlar.

 

 

 

METİN:

 

“Ama dışarısını göremiyordu. Eli – kolu, ağzı bağlı arabanın içinde yatıyordu. Ara­da sırada kara suratlı adam yanına geli­yor, bağırırsa öldüreceğini söyleyerek ağ­zını çözüyor, zorla süt içiriyordu.

 

Sonra yıkık bir değirmene indiklerini, iki kara çadır kurulduğunu gördü. Çergede iki kadın, iki erkek, iki de çocuk var­dı.

 

Kara suratlı adam, Yonca Kız’ın kol­larındaki bağları çözdü, ağzındaki bezi aç­tı. Bir eline bir şilte aldı, Öbürüyle Yonca Kız’ı kolundan çekerek yıkık değirmene götürdü:

 

– Sen burada oturacaksın. Dışarı çıka­yım demeyesin, kafacığını patlatırım son­ra senin. dedi.

 

İçerisi yarı karanlıktı. Camsız pence­renin önünde, üzerinde kara kömürler bu­lunan garip bir ocak, tavana asılı, karoçanın meşin körüğü gibi bir körük, ocağın yanında yere çakılmış, bir tarafı sivri, bir yanı küt bir demir gördü. Demirin üzerin­de çekiçler vardı.

 

Adam dışarı çıkıp, tekrar geldiğinde kara bir köpekle bir maymun getirdi. Yon­ca Kız bunların Kara’yla Beşir olduklarını hemen tanıdı. Yalnız kalmayacağına se­vindi. Kara, yorgun, hasta görünüyordu. Gelip Yonca Kız’ın yanına yattı. Korkulu gözlerle adama baktı. Adam Kara’yı tek­meyle itti.

 

– Yatın zıbarın, dedi. Maymunu zinci­rinden direğe bağladı.

 

Adam dışarı çıkınca Yonca Kız, Ka­ra’yı kucağına aldı, okşadı, ayağındaki pis bezi çıkardı. Sırtındaki eski entarinin eteğinden bir parça yırtarak, Kara’nın ayağını sardı. Sonra gidip Beşir’i okşadı, sevdi. Ayak sesleri duyunca koştu, yerine oturdu. İçeri giren adam bu kez kara ku­ru bir ekmek attı önlerine. Bir ibrikle bir toprak çanak koydu yanlarına. Maymuna bir avuç leblebi verdi. Sonra bir tek keli­me söylemeden dışarı çıktı.

 

Yonca Kız, sevdiği hayvanlarla böyle bir yerde bulunmalarını aklına sığdıramı­yor, korkulu bir düş gördüğünü sanıyor, uyanınca tekrar kendini Uludağ’da sevdiği insanlar arasında bulacağını umuyordu.

 

Kara ekmeği, Kara’yla birlikte yedi­ler. Çanağa hayvanlar için su koydu Yon­ca Kız. Emziği kırık ibriği ağzına dayaya­rak kendisi de su içti. Sonra şiltesini Beşir’e doğru çekti. Üçü birden, kucak ku­cağa şiltenin üzerine yattılar, uyudular. Rüyasında Yonca Kız, hep Uludağ’da do­laştı, keçileri kovaladı. Derken birden kar­şısına o kara suratlı adam çıktı, ‘Buraya gel!’ diye öyle bir bağırdı ki, Yonca Kız gözlerini korkuyla açtı. Kara suratlı adam karşısındaydı, elinde bir kırbaç tutuyor­du. Adam ayağıyla dürttü Yonca Kız’ı:

 

– Toparlan bakalım, dedi. “Dersini bel­leyeceksin.”

 

Yonca Kız korkuyla doğruldu, Kara, kuyruğunu kısıp topallayarak bir kenara çekildi.

 

Adam kırbacı şaklatarak Yonca Kız’ın bacaklarına yapıştırdı. Yonca Kız ba­caklarının biber gibi yandığını duydu, ama korkusundan of dile diyemedi.

 

Adam:

 

– Bundan böyle senin adın Asiye, an­ladın mı? dedi.

 

Yonca Kız korkuyla başını eğdi:

 

– Anladım, dedi. Benim adım Yon­ca değil, Asiye…

 

Adam kırbacı yine bacaklarında şak­lattı. Acısından Yonca Kız’ın gözünden yaş geldi. Ama ağlamaya korkuyordu.

 

-Yonca’yı püsürü ne karıştırırsın be kızan? diye bağırdı adam. “Senin adın Asiye, o kadar…”

 

(Kemal Bilbaşar, Yonca Kız, İstanbul 1977, s.206-209)

 

 

KEMAL BİLBAŞAR (1910-1983). Edirne Öğretmen Okulu’ndan 1929’da mezun olunca iki yıl ilkokul öğretmeni olarak çalıştı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nü de 1932’de bitirdi. 1961’de emekli oluncaya kadar İzmir Karataş Ortaokulu’nda tarih öğretmeniydi. Kasaba hayatı ve insanlarını öykülerinde işledi. Romanlarında ise ağalık, beylikle ilgili değişmeleri anlattı. ROMAN: Denizin Çağrısı, Memo, Başka Olur Ağaların Düğünü, Bedoş, Yonca Kız (çocuk). HİKÂYE: Pembe Kurt, Irgatların Öfkesi.

(14707)