Feridun Fazıl Tülbentçi, Barbaros Hayrettin Geliyor

0
620

TANITIM: Feridun  Fazıl Tülbentçi 1948’de yazdığı bu romanıyla tarihi romancılar arasına katılır. Gazetelerde yazarak, radyolarda konuşarak tarihi halka sevdirmeye çalışır. Akıcı dili ve tarih terimlerini tanımlaması kolay okunmasının iki etkenidir.

 

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET: Feridun Fazıl Tülbentçi’nin yazdığı tarihi romanda Barbaros’u, ailesine, aşklarını, arkadaşlarını anlatır. 1512 yılı bağbozumunda Naksos adası panayırı kurdurulur. Venedikli vali Kapello güzel kızı Karolina ile eğlenceleri ve esir satışını izler. Birden birkaç Türk levendi ortaya atılarak esirleri kurtarmak ister. Ancak düşmana esir düşerler. Bunlar Hızır, Aydın ve arkadaşlarıdır. Dimitros adlı genç kaleye kapatılan Türkleri 200 altına kurtarır. Sonra onlara katılır.

 

Hızır’ın ailesi Fatih’in Midilli’yi aldığı zaman buraya yerleştirilen  iki yüz yeniçeri ve bir miktar sipahiye dayanır. Yenicevardarlı Yakup sipahidir. Evlenir. Dört çocuğu doğar: İshak, Oruç, Hızır ve İlyas. Oğullarını kahramanlık hikâyeleri anlatarak eğitir. Kendisi Midilli’de sürekli yaşamayı ister. Oysa oğulları gemi sahibi olmayı, ticaretle uğraşmayı hayal ederler.

 

İki ciltlik kitabın bölüm ve bölümcükleri şöyledir:

BİRİNCİ CİLT

 

I. Naksos adasındaki panayır – Güzel Karolina – Midillinin ele avuca sığmaz çocukları  –  Barbarosların  hayatı  başlıyor- Naksos zindanında beş kahraman – Altınla alınan hürriyet – Dimitros – Preveze limanında seçen günler – Anam beni denizler için doğurmuş – Argostolide – Cerbe’ye doğru – Hızır korsan oluyor – Cerbe adasında – Emir Şahap – Güzel Karolina’dan bir hâtıra – Alev alev yanan gemiler – Emir Şahab’ın sarayında – Havuzda yü­zen kızlar – Zehirli şarap – Kanlı  bir düello.

 

II.Oruç Reis geliyor – Deryalar levent görsün – Bir deniz savaşı – Barbaroslar Cerbe’de buluşuyor — Papaz Danilo – Gül bahçelerinde – Emir Şahab’ın kızı güzel Ayşe – Tunus – Aydın ve arkadaşları – Yahya efendi – Maltalı’nın meyhanesi – Endülüslü kızlar – Topsakallı Beşir’le karşı karşıya – Sen forsa bile olamazsın – Tunus Sultanı Muhammedin huzurunda – Cerbe’ye dönüş – Danilo’nun kız kardeşi Dona – Denizlerin serazad çocuğu – Emir Şa­hab’ın çiftliğinde – Seni seviyorum Ayşe

 

III. Babaroslar, Tunusa yerleşiyor – Küffar yakasında – San­cakta bir kalyon var – Bir deniz cengi – Küçük Maria – Tunus’ta gizli mücadeleler -Sıpiyo’nun meyhanesinde kanlı bir düello – Aydın Reisin yaralanması – Limanda hazır­lıklar – Seni daima bekleyeceğim Aydın – Barbaroslar denize açılıyor – Kaptan Vargas – Malaga Sefinesi – Kan ve ateş içinde – Baba Oruç yaralanıyor – Zafer – Asilzade Peron ve güzel İzabella – Muhteşem zafer alayı – Akdeniz yalılarında velvele – Aydın’ın askı – Emir Sahap’ın kızı Ayşe Cerbe’ye gidiyor.

 

IV. İpek mendil – İspanyollara karşı bir deniz zaferi – Becaye’ye hücum. – Kesin bu kolu – Kolsuz kahraman – Malağa limanındaki şenlik – Korsanların akını – Valinin genç karısı Mona ve İzabella – Dehşet içinde – Minorka adasında – Tuzak – Valinin suratına inen tokat – Yanan gemiler – Türk intikam almasını da bilir, affetmesini de – Cerbe’den bir haber – Topsakallı Besir faaliyette – Cerbe’de ihtilâl – Zavallı  Emir Şahap – Ayşe ve Maria tehli­ke ile karşı karşıya – Emir Besir hazretleri – Bir toplan­tı – Yelken açıyoruz – Deli Cafer – Vur Hızır’ım, vur ağam! – Çerbe’nin zaptı – Gözyaşları – Hızır’ın düğünü – Hiçbir kadın seni benim kadar sevmemiştir – Tunusa dönüş

 

İKİNCİ CİLT

 

V.Sardunya adasına akın – Küçük Hasan – Akdenize dehşet veren sancaklar – Yeni bir zafer – Kan ve ateş içinde – Güzel Karolina -Deniz üstünde – Halkulvaada dönüş – Bir levendin kalbinde dört kadın yatar – Aydın ve arkadaşları  Tunus’ta – Maltalı’nın evimle bir yıldönümü -İtalya sahillerinde- Cicili’nin zaptı -Kırk leventle Recaye’ye hücum – Dönen entrikalar – Avrupa kaynıyor – Marki Grandi Karolina’yı kaçırıyor – Napoli’de dört  kahraman -Marki Danilo hazretleri –  Valinin sarayında bir karşılaşma – Karolina’nın kurtuluşu – Muslihittin Reisle beraber – Zaferden zafere – Yavuz Sultan Selim’e giden elçi..

 

VI. Cenina Sarayında İspanyol elçileri – Beyaz şehir, Cezayir – Sultan Salim el Tumi – Prens Yahya-  Türk korsanları Cezayirde – Güzel Zafire – Oruç Reisin hediyeleri – Danilo’nun meyhanesi – Asilzade Alfarozo – Penon adasının muhasarası – Endülüslülerin entrikaları  – İspanyollar – Oruç Reisi öldüreceklerdi – Demirel – Salim el Tumi’nin ölümü – Yasasın Sultan Oruç – Cezayir huzura kavuşuyor – Vur Mağribin en güzel kadını – Garp ocakları – Cenina Sarayının harem dairesinde – Seni seviyorum Zafire..

 

VII.İshak Reis -Bizerta’dan gelen üç süvari -Fransızların baskını – Hızır Reisin Fransızlara karşı bir zaferi -Emir Şahab’ın ölümü – Cerbe adasında – Dalgaların göklere yükseldiği gece – Turgut Reis – İspanyol donanması Ce­zayirde – Ordulara karşı – Emret ölelim. – Koca Sultan-Hızır bayrağımızı dolaştırsın – Zafer- Tenes Sultanı -Zafire Cenina  sarayından  ayrılıyor – Marki  Grandi’nin ithamları – Danilo ve arkadaşlarının başına gelenler -Türk korsanları Venedikte – Asilzade Peron ve İzabella Cezayir’de – Tenes’in zaptı – Oruç’umu dünyalara değişmem – Endülüslü Zekeriya’nın kızı Naime-

 

VIII. Ülkeler taksim ediliyor – Ben ihtiyarlıyorum Aydın – Ayşe ve Mariya – Bu ne korkunç sevda imiş? – Zafire’nin intiharı – Hızır tekrar Cezayire geliyor – Naime – Sultan Oruç Tlemsen’e yürüyor – Tlamsen’in fethi – Bütün Avrupanın gözü Barbaroslarda – İspanyollara karşı – Oruç, böyle şehit olmuştu – İspanyayı korkutan  baş – Canını malını hiç kıskanmazdı – Avrupa bayram yapıyor -Türk levendi ağlamaz – Bütün Frengistanı kılıçtan geçirsem kar­deşlerimin öcünü alamam – Engin denizlere doğru – Sen misin Naime? – Barbaros Hayreddin geliyor…

 

METİN:

 

Hızır  Cerbe  adasında  mevkiini  kuvvetlendirmeğe  çalışırken Oruç Reis de İskenderiye’deki hazırlıklarını ikmal etmiş, münasip bir rüzgâr beklemeğe başlamıştı. Kış mevsimini  geçirdiği İskenderiye’de boş  durmamış,  gecesini gün­düzüne katarak perkendesini (on yedi veya on dokuz oturaklı çektiri) iyice tamir ettirmiş, bir kaç gemiyi donatacak kadar yelken .bezi ve halat, iki yüz levendi teçhiz edebilecek silâh ve kılıç satın almıştı. En mü­him bir ihtiyaç olan tayfa işini de bir çok zorluklara rağmen halletmişti. Kıyıda köşede kalmış, yüz kadar levendi.bir araya  toplamış, elindeki paralarla bütün kış onlara bakmıştı. Leventlere bir korsan reisi gibi değil bir arkadaş gibi muamele ederek hepsinin, kalbini kazanmıştı. Bu işlerde ken­disine en büyük yardımcı Salih Reis olmuştu. Salih Reis daha evvel Mağrip sularında görünmüş, Rodos şövalyelerine korkulu günler yaşatmış Kazdağlı genç ve atak bir de­niz kurdu idi.Gözünü budaktan sakınmaz en tehlikeli maceralara atılmaktan zevk duyarlardı.O da Oruç Reis gibi Yavuz Sultan  Selim’in tahta  çıkmasından sınıra İskender Paşa’nıın 29 Temmuz 1512’de denize açılması üzeri­ne ortak olduğu Mısır’lı bir reisle beraber  İskenderiye’ye gelmiş ve Oruç Reisle burada arkadaş olmuştu. Onun 1513 baharında garba doğru yelken açarak Mağrip sularında korsan gezeceğini öğrenir öğrenmez Mısır’la reisle ortaklığını kesmiş eline geçen parayı doğruca Oruç’a götürerek:

 

– Mağrip sularında biz de levent gezdik, yoldaş olalım. Demişti.Bundan sonra elinde avucunda ne kadar parası varsa Oruç’a teslim etmiş, onunla beraber kayıtsız şartsız çalışacağına söz vermişti. Oruç bu iyi kalpli cesur arka­daşına dört elle sarılmıştı, Salih Reis’e küçük kardeş mua­melesi ediyor, en mühim işleri onunla konuşmadan yap­mıyordu. Günler hep hazırlıkla geçti. Leventler birbirle­riyle çok iyi anlaştılar, kardeş gibi oldular. Oruç’u bir ba­ba gibi sayıyorlar, bir dediğini iki etmiyorlardı. Aralarında ona, Baba Oruç diyorlardı. Bu ad yavaş yavaş İskenderiye limanındaki denizcilerin dillerinde dolaşmağa başladı. Günler geçti. Baba Oruç planlarını, hazırladı, İtalyan sahillerinde bütün dehşetiyle göründükten sonra Mağrip sularına gelecek ve Tunus sultanı ile anlaşma çarelerini arayacaktı. Çünkü mahfuz bir limana çok ihtiyacı vardı. Tunus Sultanının korsanları soymakla oldukça şöhret ka­zandığını duymuştu. Vurgundan hisse vermek suretiyle pek âlâ Halkülvat limanını ele geçirebilirdi. Bir gün Salih Reis’le birlikte yapacakları işleri gözden geçirirken Kefalonya adasının Argostoli limanından gelen bir denizci Hızır’ın bir mektubunu verdi. Hızır bu mektubunda artık levend gezmeğe karar verdiğini haber veriyor, başından geçenleri birer birer anlattıktan sonra, Cerbe’ye gideceğini ilâve ediyordu. Salih Reis Hızır’ı ne yakından ne de uzaktan tanı­yordu. Adını bile duymamıştı.  (s.48-49)

 

….

 

Oruç Reis Tenes’e bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra Cezayire döndü. Büyük merasimle karşılandı. Cenina sara­yına giden yolun iki tarafı Mağrip diyarının en büyük hükümdarı Sultan Oruç’u alkışlamak üzere halka olmuştu.

 

– Yaşa Sultan Oruç!..

 

Nidalarının arkası kesilmiyordu. Oruç’u gazi leventler ve  leventlerle beraber  döğüşmek şerefine  nail olan Endü­lüslü gençler takip ediyor, onların arkasından beş yüz İspan­yol  esiri  geliyordu. İspanyol esirlerine resmî üniformaları giydirilmişti. Vaktiyle İspanyollar, Tenes’i yola    getirmek için aylarca, hattâ senelerce uğraşmışlardı. Fakat Oruç, bir vuruşta koca bir tahtı devirmiş ve Tenes ülkesini Cezayir tacına bağlayıvermişti. Bu suretle Barbarosların ülkesi bir hayli genişlemişti. Yarın daha da genişleyecekti. Oruç, kah­raman kardeşi Hızır’ın kendisi ile aynı derecede hak sahibi olmasını arzu ediyordu. Tenes dönüşünden bir hafta kadar sonra bütün reisleri Cenina sarayında topladı. Fakat evvelce bu toplantı sebebini kardeşlerine bile söylemedi.Reisler Aydın ve arkadaşları da dahil olmak üzere Cenina  sarayı­nın büyük kabul salonunu doldurmuşlardı. Sultan, hepsinin ayrı ayrı hatırını sormuş, gönüllerini almıştı. Tenes seferini ufak bir hâdise imiş giibi kısaca anlattı.Bu ülkeleri fethetmenin kolay, fakat idare ve imarının daha güç olduğunu hatırlattı. Sonra verdiği kararı açıkladı:

 

– Bize bu seferleri ihsan  eden Yüce Tanrı’ya hamd ü  sena ederim. Duamız kabul oldu. Koskoca bir ülkeye sahip olduk.Bu ülkelerin  fethinde benden ziyade kardeşim Hı­zır’ın emeği geçti. Biz söyle düşündük, Cezayir’in şarkındaki beş beldeyi Hızır’a veriyorum. Garbindeki beş beldeyi de ben alıyorum.

 

Reisler bu sözleri hayretle ve sevinçle dinliyorlardı. Hı­zır ne yapacağını şaşırmış gibi idi. Baba Oruç oturduğu yük­sek sedirden kalktı. Ağır ağır kardeşinin yanına gitti, boy­nuna sarıldı. Alnından öptü.

 

– Mübarek olsun kardeşim.
Hızır ağabeysinin elini öptü:

 

– Ağam ben senin levendinim, bana çok gelir. Affet.

 

– Sana bütün Cezayir’i versem gam yemem. Al yoldaş­larını git, sen de devlet kur. Büyük Hakanımız Yavuz Sul­tan Selim Hazretlerine lâyık olalım. Bir gün. gelecek biz ona bütün Mağrip diyarını hediye edeceğiz.

 

– Sağol ağam.

 

Oruç’u başta ağabeyleri İshak olmak üzere diğer leventler takip ettiler, İshak alnından, diğerleri ellerinden öptü­ler. Aydın ve arkadaşlarının gözlerinde sevinç yaşları tanelenmişti. Danilo ise gözyaşlarını tutamıyordu, Naksoslu Ha­san gene bir muziplik yapmak istedi:

 

– Ne ağlıyorsun Danilo? Yoksa sen do mi hükümet is­tersin?

 

– Seni sorsun diye. Görmüyor musun Reisimiz Sultan oldu.

 

Hızır  Reis  ertesi   günü  hazırlıklara  başladı. (s. 454-455)

 

(Feridun Fazıl Tülbentçi, Barbaros Hayrettin Geliyor, İstanbul 1949)

 

 

 

FERİDUN FAZIL TÜLBENTÇİ (1912-1982). Vefa Lisesi ve Yüksek Ticaret Mektebi’ni bitirdi.  Memurluktan gazeteciliğe geçti. Şiirle başladığı  edebiyat hayatında tarihi romanlarıyla tanındı. Radyo konuşmalarını da kitap haline getirdi.

 

ROMAN: Yavuz Sultan Selim Ağlıyor,  İstanbul Kapılarında, Turgut Reis, Şanlı Kadırgalar.

KONUŞMA: Kahramanlar Geçiyor, Geçmişten Bugüne.

(8016)