Karagöz ile Hacivat

0
472
Karagöz ile Hacivat

Karagöz ile HacivatTürklerin gölge oyunudur. Osmanlı Devletinin kuruluş zamanında Bursa’da ortaya çıkışı efsaneleşmiştir.

Karagöz halk adamını, Hacivat bilgiç ve kibar grubu temsil eden iki zıt karakterdir.Devletin sınırları içinde yaşayan ve İstanbul’da yaşayan tipler de özellikleriyle oyunda yer alır: Tuzsuz Deli Bekir, Zenne (Kadın kılığındaki erkek), Çelebi, Arnavut, Laz, Acem.

Türklerin gölge oyunudur. Osmanlı Devletinin kuruluş zamanında Bursa’da ortaya çıkışı efsaneleşmiştir.

 

Karagöz halk adamını, Hacivat bilgiç ve kibar grubu temsil eden iki zıt karakterdir.Devletin sınırları içinde yaşayan ve İstanbul’da yaşayan tipler de özellikleriyle oyunda yer alır: Tuzsuz Deli Bekir, Zenne (Kadın kılığındaki erkek), Çelebi, Arnavut, Laz, Acem.

Deve derisinden yapılan figürler, resimler hayalci adlı sanatçı tarafından mum ışığının önüne konmasıyla oynatılır. Yardakçı diye anılan kişi de ona yardım eder. Süresi seyircinin ilgisine ve sanatçının yeteneğine göre değişir.

Konuşma, konu, bitiş bölümleri vardır. İlk bölümde olay, karakterler özel ezgileriyle tanıtılır. Karagöz ile Hacivat söz yarışına girişirler. Fasıl terimi ana olay için kullanılır. İş arayan, sorunla karşılaşan Karagöz’ün güç duruma düşmesi ve Hacivat’ın yardımıyla kurtulmasıdır. Bitişte ise “sürç-i lisan ettikse af ola” denilerek özür dilenir, gelecek oyunun adı, yeri söylenir.

Sosyal kişi ve sorunların ele alındığı Karagöz oyunlarında kaba mizah, küfür de vardır. Halkın sorunlarını dile getirirken eleştiri de yapılır. Her mahallede, semtte büyükleri eğlendirip düşündüren, iğneleyen Karagöz oynatıcılarının sayısı fazladır. Gösteri sonunda toplanan parayla veya girişte kesilen biletle geçimlerini temin ederler. Evin salonunda, açık hava bahçesinde her yerde oynanabilir. Sünnet düğünlerinin vazgeçilmez eğlencesi olunca çocuklarla ilgili sorun, öğüt işlenir. Günümüzde çocuklara özgü tiyatro kolu olarak görülmektedir. Çocuk tiyatrolarında oynatılmaktadır.

Cumhuriyetten sonra yazarlarımız Karagöz’ün gölge oyunu biçimi yerine canlı kişilerce oynanması için metinler yazdılar. Yazarı belli, yeni Karagöz metinleri örnekleri:

1. KARAGÖZCÜ M. Vâsıf (Hazırlayan) Karagöz Yalova Sefasında, Karagöz Deli, Karagöz Salıncakçı, Karagöz Ahçıbaşı, İki Kıskanç Kadın Yahut Biçare Delikanlı, Karagöz Güvey, Tefeyyüz Kitaphanesi, İstanbul-1933. (Dizi).

2. KARAGÖZCÜ M. Vâsıf: (Yazan) KARAGÖZ MİLYONER, Kâinat Kitaphanesi, İstanbul-l934.

3. LAV, Ercüment Behzat: (Yazan) KARAGÖZ STEP’TE, CHP Halkev­leri Yayınlan, Ankara-1940.

4. BALTACIOGLU, İsmail Hakkı, KARAGÖZ ANKARA’DA, Yeni adam Dergisi Yayınları, İstanbul-1940.

5. KARAGÖZ: (Metin yazarları: İ. Hakkı BALTACIOĞLU, Rahmi BA­LABAN, Hayalî Küçük Ali) CHP Yayınları, Ankara,-1941

6. OZANSOY, Halit Fahri: BİR DOLAPTIR DÖNÜYOR (Mensur tiyat­ro) Kendi yayım, İstanbul-1958.

7. 6. KARAGÖZ OYUN METİNLERİ: (Yarışmada dereceye giren eserle­rin yazarları: M. Turan Tekdoğan, Halil İbrahim, Or­han Asena, M. Mazhar Anacan, Münir Canar, Ülker Koksal, Ünver Oral) Kültür Bakanlığı, Ankara-1967.

8. BEŞ KARAGÖZ OYUNU (Günümüz diline ve hayatına uygun): (Yarışmada dereceye giren eserlerin yazarları: Aziz Nesin, Mehmet Şeyda, Erkut Babakol, Hidâyet Gülen, Erol Aksoy) Milliyet Kültür Klübü Yayınları, İstanbul-1969.

9. NESİN, Aziz (Yazan): ÜÇ KARAGÖZ OYUNU, (Karagöz’ün Kap­tanlığı, Karagöz’üm Berberliği, Karagöz’ün Antrenör­lüğü), Düşün Yayınevi, Istanbul-1969.

10.İVGİN Hayrettin-ÖZLEN Metin: ESKİ VE YENİ KARAGÖZ OYUN METİNLERİ, Kültür Bakanlığı, Ankara-1996, (Metin­ler: Metin Özlen).

11.ÜNVER ORAL, KARAGÖZ PARK BEKÇİSİ ( Şiirli-Müzikli-Danslı Canlı Karagöz Oyunu), Kültür Bakanlığı, Ankara 1999, 82 s.

METİN: KARAGÖZ PARK BEKÇİSİ (Ünver Oral)

İKİNCİ PERDE

Karagöz baygın olarak yerindedir. Hareketli bir türkü başlar.

KELOĞLAN – (Türküyü söyleyerek girer, bakınıp – oynayarak dolaşır. Omzundaki boş torbayı kucağına alıp Karagöz’ün yanında oturur. Devamlı gülümsemesi ile onu inceler, söylenir.) Ne tatlı adamca­ğız canım!… Yorgunluktan uyuyakalmış… Belki işi falan vardır da geç kalır. (Seslenir.) Heeyy, amca bey! (Duyuramadıkça sesini yükselterek) Hey hey, amcaaa!… Dedeee, eniştee, dayıı!… Al­lah Allah?… Acaba sağır mı, yoksa öldü falan mı? (Çekilerek) Anaaa, ya ölüyse?… Ben öldürdüm diye beni yakalarlar ya… Dur, bir daha sesleneyim de ölü değilse belli olur! (Ellerini ağzına tutarak, birden olanca gücüyle bağırır.) Amcaaa!…

KARAGÖZ – (Aynı anda büyük korku ile yerinden sıçrayarak haykırır.) Amaann!. (Sakınarak) Ne oldu, tüpgaz mı patladı?

KELOĞLAN – (Karagöz’ün sıçramasından aynı anda korkmuştur. Damağını çektikten sonra yanaşarak) Korkma hele amca, tüp gaz değil ben patladım! Tüf, ben patlar mıyım? Şey yâni, işte ben sana seslendim. Yaaa!…

KARAGÖZ – (Rahatlayarak) Kulaklarım patladı!

KELOĞLAN – Geçmiş olsun amca, yapışkan getirip kulaklarının patlağını yapıştırayım mı?

KARAGÖZ – İstemez, sen kendi ağzını yapıştır da sesin az çıksın! (Birden hatırlayarak) Ayııı!…

KELOĞLAN – Anaaaa, bana mı dedin? Çok ayıp amca!,..

KARAGÖZ – (Arkasına baktıktan sonra) Ayıı!…

KELOĞLAN-Amca, sen bir göz doktoruna gitsene! Beni ayı olarak mı görüyorsun?

KARAGÖZ – Yok, sen değil!…

KELOĞLAN – Haa, iyi!… Eee, başka kimse yok, kim ayı öyleyse?…

KARAGÖZ – Benim bir Cavcav arkadaşım vardı, az önce zavallı, ayı oldu. Acaba şimdi nerede? (Aklına gelip inceleyerek) Sen de kimsin?…

KELOĞLAN -Anaaaa, beni tanımadın mı?

KARAGÖZ – Yooo, her gördüğümü nereden tanıyayım?

KELOĞLAN – İyi bak hele! Ben yabancı değilim amca!

KARAGÖZ -Yalancı değilsen aferin sana! Yalancıları kimse sevmez…

KELOĞLAN -Ben bağırınca sağır mı oldun ne? Yalancı değil, yabancı değilim. Yâni beni herkes tanır. Yaaa!…

KARAGÖZ -Nereden geliyorsun?…

KELOĞLAN – Masallardan geliyorum,

KARAGÖZ – Masaların üstünde ne işin var, düşersin!

KELOĞLAN – Masa değil, masal, masal… Sen çocukluğunda hiç masal dinlemedin mi amca?

KARAGÖZ – Dinledim… Ninemin dayısının annesi kış geceleri bize mısır patlatıp sobanın yanında Keloğlan ma­salları anlatırdı.

KELOĞLAN – (Sevinçle) Hah, işte o Keloğlan benim ya! (Bir­den üzülerek) Ama eskisi gibi masal anlatan, ma­sal dinleyen kalmadı ya boş kalınca ben de geçim derdine düştüm. Çizgi filmimi, sinemamı… falan yapmışlar ya taklitlerle anlatılan masalı dinlemesi başka… Neyse işte amca, gerçekten baktım otu­racak yer var da hele bir dinleneyim dedim. Yaaaal…

KARAGÖZ – İyi ettin Keloğlan amca, aman şey, Keloğlan!

KELOĞLAN – Hem de biliyor musun, ben boş durmuyorum. Ça­lışıp para kazanıyorum anacığıma tuz alıyorum, un alıyorum, şeker alıyorum. O da bana helva ya­pıyor, börek yapıyor.

KARAGÖZ -Aferin, boş duranı kimse sevmez!

KELOĞLAN – Sen ne iş yapıyorsun?…

KARAGÖZ – Ben de boş durmuyorum Keloğlan!

KELOĞLAN – Ne iş yapıyorsun?…

KARAGÖZ – Şey İşte, odadaki penceremin köşesinde uyukluyorum.

KELOĞLAN – (Tuhaf hareketlerle gülerek) Hahhh haaah hah haaa!… Sen ne tuhaf amcasın! Haaa hah hahhh!… Boş durmuyorsun da uyukluyorsun öyle mi?

KARAGÖZ – Köftehor boş durmuyorum! Uyukluyorsam, rüya görüyorum her hâlde…

KELOĞLAN – (Tekrar gülerek) Demek boş durmuyorsun da, uyuklayıp rüya görüyorsun amca!

KARAGÖZ – Pataklarım ha!… Rüyamda çalışıyorum. (Sevinç­le hatırlayıp) Ama artık işim de var Keloğlan! Bu parkta çalışıyorum.

KELOĞLAN -Anladım, uyandırdım ya… Demek ki artık evinde değil de bu parkta uyuyup rüya görüyorsun!

KARAGÖZ – Beni de şaşırtma, burada gerçek olarak çalışaca­ğım.

KELOĞLAN – (Düşünüp dikkatle Karagözü inceleyerek) Aaa!. Aaaaaa?…

KARAGÖZ – (Merakla kendine bakınarak) Aman ne oldu?..

KELOĞLAN – (Sevinçle) Hele bak helee!… Top sakal amca, ben seni tanıyorum! Şapkan aynı, tatlı konuşman da… Sen Karagöz değil misin?

KARAGÖZ – (Memnun) Sağ ol Keloğlan, demek beni tanıdın! (Üzüntüyle) Beni herkes çok seviyor ama… Gös­terilerimizi yaşatmak için hiç kimse uğraşmıyor. Yakında son Karagöz perdesi de kapanacak…

KELOĞLAN – Vah vah vah!…

KARAGÖZ – Neyse… Sen ne iş yapıyorsun?

KELOĞLAN – Senin gibi ben de okula hiç gidemedim ya… (Çu­valı göstererek) Dolaşıp, işe yarar çöpleri toplu­yorum. Satıyorum…

KARAGÖZ(Göstererek) Aman Keloğlan, şu parkın çöplerini de toplasana!

KELOĞLAN- Doğru ya… (Sakınarak) Böyle pis park olur mu? Öğğğ!. Ama şimdi birikmiş şişelerle kutular var. Onları götürüp satayım da hemen gelirim. Yaaaa!… Haydi Karagöz amca, hoşçakal!… (El öp­tükten ve birkaç defa dönüp el salladıktan sonra zıplayarak gider.)

KARAGÖZ -Vah Keloğlan’a!… Neyse İşimize bakalım ama, Hacı Cavcav da söylemedi ki burada ne iş yapacağım? Aman, Hacı Cavcav acaba hâlâ ayı olarak mı dolaşıyor?

HACİVAT(Def vuruşları ile gelir.) Karagözüm merhaba!…

KARAGÖZ(Sevinç ve merakla karşılayarak) Aman hoşgeldin Ayı kardeş!…

HACİVAT(Sakınarak) Bana mı dedin?…

KARAGÖZ Kime olacak ya?…

HACİVAT(Salonu göstererek) Bu kadar insanın önünde böyle şey söylenir mi?

KARAGÖZ – Yalnızken mi söyleyelim?

HACİVAT – Bu yaptığın terbiyesizlik, utanmazlık değil mi?

KARAGÖZ – Değil… Az önce ben otururken sen konuşuyordun ya!…

HACİVAT – Eeee, ne olmuş?…

KARAGÖZ -Dürtükledin, gıdıkladın… “Yapma!” dedim, dinlemedin. Bir arkama baktım ki ayı olmuşsun… (Sa­rılıp) Şükürler olsun yeniden insan olduğuna Ha­cı Cavcav! Ya hep ayı kalsaydın?…

HACİVAT – (Düşünerek) Anlaşıldı!… Demek ki ben konuşur­ken uyuklamaya başladın ve rüyanda ayı gördün!

KARAGÖZ – Sen ayı olmadın mı? (Hacivat başını sallayınca) Çok iyi… Ya rüya olmasaydı ben seninle nasıl ar­kadaşlık yapardım?

HACİVAT –(Gülerek) Neyse… Geçiyordum uğradım ama… (Sakınarak) Eeee, sen çalışmaya başlamadın mı?

KARAGÖZ – “Park temiz olsun, temiz kalsın!” dedin ama, nasıl yapacağımı söylemedin ki ayı kardeş, şey Hacı Cavcav!

HACİVAT – Efendim, kocaman adamsın, burası temiz olsun da nasıl yaparsan yap!

KARAGÖZ -Öyle söylesene köftehor… Temizledikten sonra kimseyi sokmam, park da tertemiz kalır.

HACİVAT – Canım öyle şey olur mu? isteyen gelip oturacak…

KARAGÖZ – Otursunlar… Çöp atanı görürsem bir güzel pataklarım.

HACİVAT -Allah müstahakını versin! Pataklanır mı?… Yaptıklarının yanlış olduğunu güzellikle anlatırsın!

KARAGÖZ – Yeniden çöp atarsa döverim.

HACİVAT – Efendim dövmek olmaz! Ya senin dövemeyeceğin biri olursa?

KARAGÖZ – Hanımı çağırırım, beraber döveriz Hacı Cavcav!

HACİVAT – Karagözüm şakayı bırak! Parkı tekrar kirletirse ceza yazarsın, para alırsın! Herkes birbirini döverse sonu ne olur?

KARAGÖZ – (Sevinerek) Aman bu iyi işte!… Keşke her gelen beni dinlemeyip çöp atsa da bol bol para alsam…

HACİVAT – Efendim en doğrusu, kimse parkı kirletmesin de sen de kimseye ceza yazma!

KARAGÖZ -Hayhay!…

HACİVAT – istediğin gibi, geçerken uğradım Karagözüm! Hareketli bir batı müziği başlar.

TURİST – (Melodiyi söyleyerek ve oynayarak girer. Elinde fotoğraf makinesi vardır. Gülerek seslenir.) Ooooo Hello!

KARAGÖZ – Helva istiyor!

HACİVAT -Ne helvası efendim, “Hello!…” yâni “Merhaba!…” diyor. (Eli ile de selâm alarak) Merhaba, merhaba!…

KARAGÖZ – Gördün mü benim resmimi çekmeye geldi. (Turis­te poz vererek) Çek!…

TURİST – (Kabul ederek) Siz foto… Okey!… (Çekmeye hazırlanırken ayağı çöplere takılıp düşer.) Help mi, help mü…

KARAGÖZ – Resmimi yerden çekecek… “İyi mi?…” diyor.

HACİVAT – (Yardım edip turisti kaldırarak) Karagözüm görmüyor musun, kızcağız düştü. (Turiste) Par­don!… (Banka oturtur.) Pliz pliz madam!…

KARAGÖZ – Hacı Cavcav, benden gizli konuşup durmayın, pataklarım ha!

HACİVAT – Canım gizli olur mu, bildiğim kadarı ile anlaşmaya çabalıyorum.

TURİST – (Sakınarak, çöpleri göstererek) Ohhh, ben çok yorgun… Ben burada dinlenmek biraz…

HACİVAT – Dinlenin efendim!…

KARAGÖZ – (Turiste) Yere çöp at da para cezası vereyim!

HACİVAT -Aman Karagözüm sus; (Turiste)dinlenin efendim!…

TURİST – (İğrenerek) Ööööğğğ, ben burada nasıl dinlenmek?… Burası park, yoksa çöplük?…

KARAGÖZ – Hacı Cavcav, kızcağız yabancı galiba! Burasını çöplük sandı.

HACİVAT -Yabancı olmaz mı? Turist… Türkiye güzel, Türkiye temiz diye görmeye gelmiş, gezmek istiyor ama… Tüh, gördün mü rezil olduk!

KARAGÖZ – Vezir mi olduk?…

HACİVAT -Ne söylesek? (Turiste) Şey, turist madam! Şey işte, burası zaten park değil… Yaaa, çöpçülerin dinlenme yeri…

TURİST – (İnanmamıştır.) Nooo, yalan söylemek kötü! Başka parkı gezmek ben, yine çöp atmak insanlar…

KARAGÖZ – (Öksürerek yere tükürür.) Boğulacaktım…

HACİVAT -Allah müstahakını versin, tam sırası!

TURİST – (İğrenerek Karagöz’ü gösterip) Sigara var herkes içmek… Yerlere tükürmek herkes… Çok kö­tü…

HACİVAT – Tüh, çok ayıp oldu!

TURİST – (Burnunu tutarak kalkar.) Otele kaçıp oturmak ben!

HACİVAT – (Turiste) Madam, gel bizim eve gidelim. Türk kahvesi, güzel yemekler… Bahçe temiz!

KARAGÖZ – Aman Hacı Cavcav, yemek varsa ben de geleyim!

HACİVAT – Karagözüm başımıza geleni gördün! Sen hele güzel bir temizlik yap, seni de yemeğe götürürüm.

TURİST – (Merakla Karagöz’e yanaşarak) Aaoovğğğ, siz Karraköz yoksa?…

HACİVAT – Evet madam, o Karagöz, ben de Hacivat!

TURİST –(Sevinerek tokalaşır, fotoğraflarını çeker.)Ta­nışmak Karraköz, ben çok sevinmek… Eve gitmek, herkese sizin fotoğraf göstermek…

HACİVAT – Teşekkür ederiz madam!…

TURİST – Ben istiyor seyretmek Karagöz!

KARAGÖZ – Biz de istiyoruz ya, artık Karagöz oynatan kalmadı madam!

HACİVAT – (Turiste) Haydi madam, artık gidelim. Akşam size Karagöz de oynatırız. Mahallenin çocuklarını da çağırırız.

TURİST – Çok teşekkür etmek! Para da vermek ben istiyor size…

HACİVAT – Para istemez madam! Siz misafir… (Yol gösterir, yürürler.)

TURİST – (Çeşmeyi göstererek) Oooo, Türkiye sular çok güzel!

HACİVAT – (Musluğu açmaya davranarak) Sularımız da güzel, çeşmelerimiz de güzeldir madam! Buyrun için!…

TURİST – (İçmek İster, çekilip doğrulur.) Şaka yapmak bana siz! Çok çöp var, çeşme suyu kurumak…

HACİVAT – Bizim bahçede güzel su var madam!

KARAGÖZ – İyi ki çeşmenin musluğu da çalınmamış Hacı Cavcav!

TURİST – (El sallayarak) Gutbay Karagöz!… (Kâğıt mendille burnunu siler.)

KARAGÖZ -(Karşılık vererek) Güle güle!… Sakın bu parkı kimseye anlatma!

Turist, çöp varilini düzeltip içine mendilini atar. Hacivat’la çıkarlar.

KARAGÖZ – (Üzgün ve utanmış olarak dolaşıp bakınır.) Şu Keloğlan da nerede kaldı? Gelse de ben de temizliğe başlasam.

Bir Karadeniz türküsü başlar.

TEMEL REİS- (Türküyü söyleyerek ve oynayarak gelir.) Ha ha ha, ha uşak ha!…

KARAGÖZ -(Dayanamayıp oynamıştır.) Ha ha ha!… Bu da kim?…

TEMEL REİS – (Durarak etrafında dolaşıp Karagöz’ü tuhaf şekilde inceler.) Bağa bak hemşerum! Ben rüya göriyken ha sen de göriy misun?

KARAGÖZ – Ne bileyim?…

TEMEL REİS – Ben hamsi turşu yiyiken sen de hamsi tatlisu yiyiy misun?

KARAGÖZ -Yoooo!…

TEMEL REİS – Yemiysun da, ha ben oyniyken niyçun sen da oyniysun da!

KARAGÖZ – Köftehor, sana yardım ettim!

TEMEL REİS – (Gülerek) Biliy misun tatlı adamsun da! Top cibi sakalım vardur, kabak cibi kafan vardur.

KARAGÖZ – Pataklarım ha, kabak sensin!

TEMEL REİS – Ne kıziysun da, kabak fena midur? Bağa bak hamsi cozlü, ha sen bu coplükda ne yapiysun?

KARAGÖZ – Ağzını bozma, burası çöplük değil, park!

TEMEL REİS – Sen bu çöplük parkunda ne iş yapiysun?

KARAGÖZ -Temizluk yapiyrum, aman şey işte, temizlik yapı­yorum.

TEMEL REİS -(Kızarak) Uuyyy, senun temizluk deduğun ha bu midur? Bu pisluğun başinu beklemeye utanmiy musun?

KARAGÖZ -Hacı Cavcav dedi ki…

TEMEL REİS (Keserek) Ha buriya hamsi düşse, biliy misun pislukdan gulaklaru sağur olur da!

KARAGÖZ – Hacı Cavcav bana dedi ki…

TEMEL REİS (Keserek) Biliy misun bu pislug mikrob yuvasidur!

KARAGÖZ – Hacı Cavcav bana…

TEMEL REİS –(Keserek) Bilmiy misun kabak kafalu, hamsi cozlü! Ha bu mikroblarun da hesdalug yabduğunu!

KARAGÖZ -Hacı Cav…

TEMEL REİS (Keserek) Biliy misun top sagallu…

KARAGÖZ -(Davranıp Temel Reis’in ağzını kapatarak) Yeter be! Aaaaa!. (Bırakarak) İçime fenalık geldi!

TEMEL REİS – Hemşerum, birak da iki kelime lâf edelum da!

KARAGÖZ – Yarım kelime daha konuşursan pataklarım!

TEMEL REİS – Ben cidiyrum da! Birak da içi kelima edeyum, ben ciddiktan sonra isdeduğun kadar gonuşabilursun!

KARAGÖZ – O da doğru ya! Haydi konuş bakalım!

(Ünver Oral, Karagöz Park Bekçisi, Kültür Bakanlığı, 1999, s.36-47

 

(11790)