Necati Cumalı, Uç Minik Serçem

TANITIM: Necati Cumalı’nın tek çocuk romanı. 1989’de Cumhuriyet Çağdaş Yayınları arasında ilk baskısı yapılır. 1996 da ise  6. baskısı yapılır. İstanbul’da sütçülükle geçinen ailelerin çiftliklerinin çevresine yapsatçılar tatil siteleri yaparlar. Yeni gelenler hayvanlardan ve kokulardan şikayetçi olur. Sütçü ailesi,  ev ve arsalarını kentin dışında doğa ortasındaki yeni bahçeli evle değişerek mutlu yaşamlarına devam ederler. Necati Cumalı, leyleklerin göçünü, beslenmesini, hayvanlar arasındaki denge ve işbölümünü başarıyla anlatır. Dil ve anlatımı çocuğa uygun olan eserin resimlerini çizen Semih Poroy da çocuk romanını güzelleştirmiştir.

KİŞİLER, KARAKTERLER:

SONÇİÇEK: Okula gider. Sarı saçlı. Konuşkan, meraklı kız çocuğu.

BABASI: Doğayı, hayvanları sever. Dürüst.

ANNESİ: Çalışkan, becerikli. Otuz yıldır evli.

YEŞİM: Sonçiçek’in komşusu, okul arkadaşı.

OSMAN: Sonçiçek’in arkadaşı.

MİNİK SERÇE: Sonçiçek’in bulduğu, beslediği, büyüttüğü yavru.

LEYLEK: Göçmen kuş. Sonçiçeklerin bahçesindeki kavak ağacında yuvası var.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

(Semih POROY’un resimlediği 121 sayfalık çocuk kitabı iki bölümdür. 1. ve 2. bölümlerde  12’şer  altbölüm vardır. Sütçünün üçüncü kızı Sonçiçek okula gitmekte, otlaklarda kuşlarla, ağaçlarla dostça yaşamaktadır. Yuvasından büyük ablası ve ağabeyince itilen Minik Serçe’yi odasında besleyip büyütür. Leylek ailesi, serçe ailesi, inekleri, kedi ve köpeğiyle anlaşan küçük kız yeni siteleri kuranları, yap-satçıları  sevmez. Olaylar gelişir.. .)

METİN :  İKİNCİ BÖLÜM : IV

Sonçiçek, Minik Serçe'nin yeni yuvasının kapağına, çivi ile çe­peçevre bir dizi küçük küçük hava delikleri açtı; gesse ne olur ne ol­maz diye kapağını kapattı, yuvayı yatağının başucuna aldı.

Yeşim'den sonra Sonçiçek'in her gün birlikte oynadığı Osman ile Zeynep de Minik Serçe'yi görür görmez sevdiler.

Osman, bahçelerinde yan yana toprağa gömülü bir taşın al­tından, Minik Serçe'ye küçük bir solucan buldu, getirdi. Kuyruğun­dan küçük bir parça kesip Minik Serçe'ye yedirdiler, solucanı boş bir kibrit kutusuna koyup kaldırdılar. O gün akşama doğru Minik Serçe'yi beslemek için kibrit kutusunu açınca bir de ne görsünler? Kesilen kuyruk uzamış, eski boyunu almıştı! Uzayan parçayı kesip Minik Serçe 'ye yedirdiler. Solucanı yine boş kibrit kutusuna koyup kaldırdılar. Ertesi sabah kutuyu açınca kuyruğun yine uzadığını, es­ki boyunu aldığını gördüler! Böyle böyle o küçük solucan, Minik Serçe'yi üç gün doyurdu! Üzüm, domates, ekmek kırıntısı, bulgur yediriyorlardı Minik Serçe'ye. Onunsa en çok sevdiği yiyecek viş­neydi. Küçük gagasının her yanını suyuna bulaştıra bulaştıra atış­tırıyordu dostlarının avuçlarında uzattığı vişne parçalarını! Atıştır­dıkça seviniyor, incecik bacaklarını gererek doğrulmaya çalışıyor, yeni yeni biçimlenen kanatlarını çırpmayı deneyerek sevincini açı­ğa vuruyor, sesi çıktığı kadar cıkcıklıyordu!

Ayakta durmak için giriştiği ilk denemeleri başarısızdı. Bacak­ları daha tam gerilmeden eklemlerinden kınlıyor, karnı üstüne dü­şüyordu. çırpma ya çalıştığı o minik kanatlarını ancak kımıldatabi­liyordu. Minik Serçe hiç umutsuzluğa kapılmıyordu bu başarısız­lıklarından! Dostlarının uzattığı her yiyeceği kursağına indirdikten . sonra, kendini daha güçlenmiş duyarak, yattığı yerde geriniyor, ar­tan bir güvenle yeniden denemeye başlıyordu eski girişimlerini.

Dostları yuvasının dört yanını sarmış, yüreklendiriyorlardı onu. Osman küçük bir parça solucan yediriyor:

“Hadi aslanım!” diyordu; “Göster kendini!”

Sonçiçek el çırpıyordu:

“Hadi kalk! Bu kez utandırma beni!”

Minik Serçe geriniyordu bacakları üstünde. İncecik bacaklarına ağır gelen gövdesini kımıldatıyor, yukarı itiyor, ayağa kalkıyor­du.

Yeşim yüreği ağzında izliyordu bu cimnastik gösterisini: “Hadi! Hadi! Ha gayret!” diye eğiliyordu üstüne...

Zeynep:

“Az kaldı! Başarıyorsun!..” diye katılıyordu arkadaşlarına.

Derken Minik Serçe ayaktaydı işte! Bacakları titremeden taşı­yordu durmadan atıştırdıklarıyla ağırlaşan gövdesini! Dostları se­vinçle sürdürüyorlardı yüreklendirmelerini, başarısını alkışlıyor­lardı:

“Hadi yürü!” “İleri!”

Minik Serçe sonunda ilk adımını attı. Yuvasının dibinde döşe­li yumuşacık otlar üzerinde değil, ip cambazları gibi tel üzerinde yürüyor sanılırdı. Az durdu, dengesini sağlamaya çalıştı, ikinci adı­mını atınca beceremedi, karnı üstüne düştü! Düşer düşmez doğrul­mayı denedi bu kez. İlk denemesinde doğrulamadı, daha yarıya gel­meden çöktü. İkinci denemesinde ayaktaydı. Acele etmeden den­gesini sağladı. İlk adımını attı, durdu, dengesini sağladı! Düşmedi işte! İkinci adımını düşmeyeceğine inanarak attı. Yine ayaktaydı!

Çocuklar hep birden bağrışıyor, el çırpıyorlardı:

“Bir!”

“Ki!”

(İki diyeceklerine sadece ki diyorlardı kısaltarak.)

“Üç!”

“Dört!”

Minik Serçe dördüncü adımında yine ayaktaydı. Dostları bir ağızdan:

“Beş! Beş! Beş!” diye el çırpıyorlardı. Dördüncü adımdan son­ra durdu, dengesini sağladı, dostlarını kırmamak için, beşinci adı­mını da attı. Yorulmuştu. Bacakları titredi, eklemlerinden kırılıver­di, gövdesi üstüne çöktü.

Dostları hemen yiyecek yardımı yetiştirdiler. Minik Serçe, Son­çiçek'in, Yeşim'in avuçlarında uzattıkları vişne parçalarını gagala­dı. Zeynep'in uzattığı bulgurların tadına baktı. Osman'ın elinden küçük bir parça solucan yedi. Üstüne biraz daha vişne!..

Gerindi, kollarının, kanatlarının gücüne kulak verdi. Tek tek dostlarına baktı.

“Hadi, sayın şimdi!” dedi.

İki bacağı üstünde çabucak doğruldu bu kez! Adımlamaya baş­ladı yuvasında. Dostları el çırparak tempo tutuyorlardı:

“Bir ki...”

“Sol sağ...”

“Yarın...”

“Bayram...” “Olsa!”

Minik Serçe emeklemeyi, tay durmayı gerilerde bırakmış yü­rüyordu artık. Baştan aldılar:

“Bir ki...”

“Sol sağ!”

“Yarın bayram olsa!”

Minik Serçe hâlâ ayaktaydı, dimdik dolanıyordu…

(Çağdaş Yayınlar, İstanbul  1989, s. 76-79)

NECATİ CUMALI (1921-2001). İzmir Urla’da  büyüdü, İzmir’de orta okul vi lisede okudu, Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirince avukatlıkla ve yazarark geçimini sağladı. Urla, Makedonya ve İstanbul’u insan ve sorunlarıyla anlattı.HİKÂYE: Susuz Yaz, Makedonya 1900, Dila Hanım. ROMAN: Tütün Zamanı-Zeliş, Uç Minik Serçem (çocuk), Viran Bağlar.OYUN: Mine, Nalınlar, Derya Gülü. ŞİİR: Güzel Aydınlık, Aşk Yalnızlıktır.