Mehmet Seyda, Gururlu Peri

TANITIM: Yetim kıza hasta annesi bakamaz. Salim Öğretmenin çocuğu evlat edinip yetiştirmesi işlenir. 2. Dünya Savaşı yıllarında geçer.

KİŞİLER KARAKTERLER

SALİM ÖĞRETMEN: Uzun bacaklı, kamburca sırtlı, sert görünüşlü (s.16), Palto giyer, boyun atkısı ve şapka takar. Emekliliği yaklaşmış ilkokul öğretmenidir. Çocuklar ‘Deve Salim’ ve ‘Sıfırcı Salim’ takma adlarını vermiştir. Peri’yi nüfusuna yazdırıp okula verir.

JANDARMA BAŞÇAVUŞU EMİN BEY: Kazanın komutanı. Eğitimde sertlikten yana. Kazada çocuğu yaralanınca merhameti anlar. Ali ile Veli’nin babası.

MALMÜDÜR DURSUN BEY: Nargile içer. Konuşmayı sever. Öğretmeni takdir eder.

HURİSER HANIM: Öğretmen Salim’in annesi. İnci gibi dişlidir. “Ak saçlıydı. Nur yüzlüydü. Dikiş dikerken, pirinç ayıklarken, kitap ve gazete okurken gözlük takardı. Bel ve diz ağrıları çoğalalı beri namaz kılamıyor, seccade üzerine kapanıp doğrulamıyordu gönlünce.” (s.20)

PERİ:  Kimsesiz küçük kız sokakta kibrit ve çengel iğne satar.  “.. tarazlı saçları yıkanıp taranmış, eli yüzü açılmış, sırtına uydur kaydır pazen entari giydirilmiş” (s.25). “Huriser Hanım, bir gecede kirli kara kızdan, ipek gibi sarı saçlı, iri mavi gözlü, minnacık bir  7 peri kızı’ çıkarmayı başarmıştı” (s.26) Sokak çocuğu olmak istemez. Karakola sık sık götürülür.”Biraz inatçıya, dik kafalıya benziyor ama çok akıllı ve pek sevimli.”(s.33)

ALİ: Dördüncü sınıf öğrencisi, Veli’nin ikiz kardeşi. Ara tatilde Mersin’e halalarının yanına gidecekleri için sevinirler.

VELİ: Dördüncü sınıf öğrencisi, Ali’nin ikiz kardeşi

ELİF: Küçük kardeşleriyle oynayacağı için sevinçlidir.

NİYAZİ: Çerçi, gezgin satıcı Süleyman’ın oğludur. Babasıyla tatilde köylerde satıcılık yapacağı için sevinmiyordu. Geceleri çok su içer.

On bir bölümün başlıkları:

1. Kahvedekiler; 2. Küçük Bir kız; 3. Günler Geçiyor; 4. Bir Ana; 5. Sınıf; 6. Sevgi Diye Bir Şey; 7. Sokaktakiler; 8. Kaza; 9. Perili Ev; 10. Karakoldakiler; 11. Sevgi Yasası

METİN: BİR ANA

Peri, evden sıvışmakla büyük suç işlemiş çeşme, ona ür­kek bakışlarla bakıyordu.

Huriser Hanım, anlaşılan, ikisine çay içirmiş, kurabiye yedirmişti. İçinde kurabiyeler bulunan iki tabakla çay bar­dakları masanın üstünde duruyordu.

Ayağa kalkan kadının incecik, neredeyse cırlak sesi güç duyuldu:

- Cenderme Başçavuşu Emin Efendi   cendermeye   de­miş ki Beyim, bizi aratırmışsın.

Kadını tepeden tırnağa dikkatle süzüp:

- Arattım evet! dedi öğretmen Salim.Annemle ben merak etmiştik. Peri. şey., şu kızcağız yanımızdayken kaç­tığı için.

- Kaçmış. Kaçmakla cahillik etmiş. Bana geldi.
Öğretmen, zayıflıktan kuruyup kalmış kadına  merakla sordu:

- Sen anası mısın?

Kadın, yalancı tanıklıkla suçlanan birisi gibi, birkaç kez kafasını sallayıp doğruladı:

- He ya, anasıyım!

—  Öyleyse iş değişti. Önce otur bakalım, ayakta kalma. Hah, şimdi konuşalım.

—  Oğlum, sen de otursana.. dedi Huriser Hanım.
Yandaki sandalyeyi altına çekti Salim Bey. Sesi oldukça sertti:

—  Doğru söyle, öz kızın mı? Sen mi doğurdun?

— Ya kim doğuracak?

—  Hesap sormalıydı kadına. Soruyordu işte:

- Onu neye sokaklara bırakıyorsun? Gece yarıları, kar­da kışta, şuncacık şey sokağa salıverilir mi?

Kadından, uzunca süre, hiç ses çıkmadı. Sonunda, gene o ipince, cırlak sesiyle:

- Bey, kızı barındıracak yerim var mı ki? Bir de onu sor., dediği işitildi.

—  Adını bile bilmiyor. Ya da, bizi atlattı. Nedir gerçek adı?

—  Fidan.

—  Yaşını da bilmiyor. Kaç yaşında?

Kadın, bu kez, bayağı bocalıyordu:

- Vallaha, ne diyem? Bubası gideli dört yıl kader olu­yor. İki yıl da ondan    öncesini say. Ne    eder? Altı etmez mi?

- Evet, altı eder., dedi öğretmen.
Kadın da:

—  Eh, işte, o kader., deyip kızının yaşını ortaya çıkar­mış oldu. öyle olması gerek, Ben o zamanlar sağlıklı idim. Ama hinci değilim. Ağşamları bir ataş basıyor bağrıma. Nah Beyim, şuram, göğsüm, sırtım yanıyor. Cenderme Başçavu­şu demiş ki: «Kızını öğretmene götürsün. Götürdüğünde 600 bangunot alacak.»

—  Evet öyle dedim, diye doğruladı Salim   Bey. Kızını getirdin, istersen sana da veririm.

Kuru, zayıf kadın gene bir süre sustuktan sonra:

- Virsen eyi olur., diye mırıldandı,

Daha ezik, daha silik bir sesle sürdürdü sözünü:

- Hepsini değal de birazcığını virsen eyi olur. Kız be­nim değal gayrı, sizin.   Eski hocalara ne derler imiş?   «Eti senin, kemiği benim» derler imiş. Yavrum heç değelse sa­yenizde mektap görür, bizim gibi cahil ney kalmaz.

O böyle konuştukça, Peri'nin bakışları ateşler saçmaya başladı. Anasına çok kızdığı hemen anlaşılıyordu. Hafiften dirsek attığı görüldü:

- Ne o ana, beni satıyor musun?

-Yok, tövbe de kızım., deyip kadın alttan aldı. Satmak ne söz? Paranın bireziyle bir dohtura giderim.Kendime ilâç alırım.Yarısını, bizi bulup, haberi getirenlere dağıtırım. Herkes nasibini alır.

Küçük kız, annesinin böğrünü bu kez şiddetle dirsekledir

- Beni bırakacak mısın burada?

Ama artık hırçın değil, kırgındı, kırık döküktü sesi. Pa­ra uğruna, kendisi hiç istemezken, başkasına evlât verilme­si gücüne gitmiş, onu incitmişti besbelli.

Buna karşı, anasının incecik ve cırlak sesi bir dolgunluk kazandı:

- He ya! Beğenemedin mi? Buradan eyisi can sağlığı yavrım. Benim sana bakacak gücüm kuvvetim mi var? Buban bizi yüzüstü koyup gurbete çıkalı beri çok bizarım. Ki kapılarında hasta halinle sürünmek, ömür tüketmek kolay mı belledin? İşte bir haftadır yanımdasın, görmemiş değil­sin ya, inatlaşıyon şimdi. Buban da inattı sen gibi. Gitme dedim, ayaklarına kapandım, diynemedi gitti. Sus, beni çok konuşturmadan, bu evin kızı ol!

Bir hıçkırık düğümlendi (eski gerçek adıyla) Fidan'ın boğazında. “Anne..” demek üzereyken sustu. Önüne baktı. Sonra, dolu dolu gözlerini yukarı kaldırıp, “Siz bu işe ne dersiniz?” gibilerden, öğretmenle annesinin yüzlerine dikti. Düşüncelerini öğrenmeye çalıştı.

Öğretmenin yaşlı anası, onun bu durumu    karşısında, bağrına taş basarak:

- Çocuk senden ayrılmak istemiyor, diye uyardı kadını.

Yüreği yufkalaşmadı kadının. Bildiğinden dönmedi:

- Böyükhanım, her bir şey insanın isteğine mi bağlı? Sen de bir anasın, analığı bilirsin. Yavrısından ayrılmayı kim ister? Ama elden gelir bir şey yok ki. Heç yok. Kollarım bağlı, yolum tıkalı.

(Mehmet Seyda, Gururlu Peri, Altın Çocuk  Kitapları, İstanbul 1981, s. 26-27)

MEHMET SEYDA (1919-1986). Pertevniyal Lisesi’nden iş hayatına atılır. Zonguldak’ta Kömür İşletmeleri, İstanbul Belediyesi, Basın İlan Kurumu çalıştığı yerlerdir. Kolay okunan romanlar yazar Mehmet Seyda çocukluğunu, kömür işçilerini başarıyla anlatır. ÇOCUK: Düşleme Oyunu, Bastıbacak ermiş, Deli Ali, Bir Gün Büyüyeceksin.