Yılmaz Boyunağa, Yankılı Kayalar

TANITIM: Doğu Anadolu’nun bir dağ köyündeki çocuğun acıklı hayatı anlatılır. Çalışkanlığı ve sabrıyla kardeşini de büyütür. İstanbul’da evinde kaldığı dayısının hanımının kötülüklerine de katlanır. Yazar, kararlı, sabırlı, dürüst ve iyi insanların başarılı oluşunu örnekler.Başlıklı yirmi bir bölümdür. Mehmet’in ağzından olaylar anlatılır.

KİŞİLER, KARAKTERLER:

MEHMET: Esmerliğinden Kara Mehmet derler. On  bir yaşında. İlkokul 4. sınıf öğrencisi. Okumayı çok sever. Becerikli.

HATİCE: Üç yaşında. Kız kardeşi. Küçük. Saygılı.

ANNE: Çok iyi kalpli, şefkatli, güler yüzlü ve tatlı sözlüdür. İnekleri sağar, peyniri, yağı ve yoğurdu yapar.

HASAN: Babası. İnşaat işçisi. İri yarı, bıyıklı, yiğit bir adamdır. Herkesin yardımına koşar.

SERPİL: Köy öğretmeninin iyiliksever ve güzel kızı.

BEKİR, YAŞAR: Köydeki oyun ve okul arkadaşları.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

TATLI GÜNLER: Dağın eteğindeki köyün çocukları  kayalara çıkıp bağırırlar. Sesleri yankılanır. Yazın bu kayalar çocuklarındır. İnşaat işçisi Hasan ile karısı oğlu Mehmet ve kızı Hatice ile emekleriyle geçinirler. İki inekleri on beşten fazla tavukları vardır. Mehmet okulda ve evde yüksek sesle kitaplar okur.

HASTALIK.: Kış başlar. Anne hastalanır. İyileşmez. Hasan karda  öğleden sonra kazaya doktor getirmeye gider. Kar günlerce yağar. Baba gelmez. Karlar eriyince  çizmesi bulunur. Üzerinde kurdun izleri vardır. Öldüğünü anlarlar.

DOKTOR OLACAĞIM:  Annesini avutur. Doktor olmayı ister. Zengin Halil’in evlenme teklifini annesi kabul etmez.

BÜYÜK ACI:  Okul dönüşü ağır hasta olan annesi ölür. Hatice’yi Mehmet’e emanet eder. Öğretmen de annesini küçükken kaybetmiştir. Dua eder.

UNUTULMAZ DOSTLARIM:  Hatice’yi oyalar ve onu korumaya, büyütmeye karar verir.

KEZBAN NİNE: Komşu ve arkadaşlar gelince rahatlar. Rüyasında annesi ve babası ocağı tüttürme görevini oğullarına verir. Kız kardeşine masal anlatıp uyutur.

İYİ İNSANLAR: İstanbul’daki dayıma mektup yazarak durumu anlattım. Arkadaşlarının her gün birinin gelmesini yeterli görür. Mehmet doktor olup köyünde görev yapacağını söyler.

ARKADAŞLARIM: Kezban Nine’nin torunu Bekir taze ekmek getirir. Mehmet çorba pişirir. İçerler. Ders çalışırlar.

KARDEŞİM HASTALANIYOR: Dayım izin alınca gelip bizi götüreceğini yazar. Yazın kardeşiyle gidebileceğini cevapta yazar. Kasabada satış yapar. Balon alır. Bekirlerde kalan Hatice de iyileşir. Çok sevinir.

CANAVARLAR: Kurtların saldırısına karşı uyanık olmayı söylerler. Kurt saldırınca Mehmet baltayı sallar bir kurdu yaralar. Öteki kurtlar onu yerler. Kapıya saldırırlar. Köylüler gelince kaçarlar. Mehmet’in cesaretine hayran olurlar.

CAFER EMMİNİN TEKLİFİ: Bahar gelir. Dayısı yeni mektubunda geliş tarihini bildirmesini ister. Cafer Emmi evlerini satın almak ister. Öğretmen ve İmam yoksul, evsiz ve beş çocuklu Sığırtmaç Mustafa’nın oturmasını önerirler. Mehmet de kabul eder.

KÖYÜMDEN AYRIYORUM: Okul kapanınca dayısına telgraf çekti. Hediye verdiler. Uğurladılar.İyilik ve yardım etmesini öğütlediler.

İSTANBUL: Trenle Haydarpaşa’ya gelince dayı çocukları karşılar. Vapurla karşıya geçerken denizi görünce şaşırırlar. Otobüse binerler.

YENGEMİZ: Dayının oturduğu eve gelirler. Yenge iyi karşılamaz. Yıkanmalarını ister. Dayısıyla gezerler ve elbise alırlar. Ama yengeyle dayı tartışırlar.

OKULA GİDİYORUM. İzni biten dayı işe gider. Yenge bütün işleri Mehmet ile Hatice’ye yaptırır. Sabah okula öğleden sonra da marangoz atölyesine gider. Çok yorulur. Hatice’nin kolundaki çimdik morarmasına çok üzülür.

DERSLERİM DÜZELİYOR: Orta okul üçüncü sınıfa geçer.. Elbisesi  kısalmış ve eskimiştir. . Yüksek not alınca utanmaz.

KAZA: Kasım ayı gelmişti. İşyerine çivi götürürken küçük kızı taksinin önünden kurtarır. Mehmet’in pantolonun dizi yırtılır. Kızın annesi dükkana gelip teşekkür eder.

SELİM BEY AMCA: Seval’i kurtardığı için 20 000 lira para verince kabul etmez. Evlerine gidip elbise götürürler. Sık sık da pastaneye ve sinemaya birlikte giderler.

GARİP KUŞLAR: Hatice okula başlar. Kalemi bitince yengesi kızar. Dayısı hastanede yatmaktadır. Yengenin “Defolun” sözü üzerine evden çıkarlar. Sokakta yürürlerken Selim Bey  arabayla onlara rastlar. Kendi evine götürür. Olanları öğrenince kendi ölen oğulları yerine Mehmet ile Hatice’yi de evlat edinirler.

YENİ BİR HAYAT: Seval ile Hatice’yle çok iyi anlaşır. Selim Bey ile Safiye anneden memnundur. Onlar da Mehmet ile gurur duyarlar. Hastanede dayısını ziyaret ederler. Yengesi evden habersiz ayrıldıklarını söylemiştir. Dayısı üzülür.

ESKİ BİR ARKADAŞ: Lise ikinci sınıfta köydeki öğretmenin kızı Serpil aynı sınıfa kayıt olur. Mehmet çok sevinir. Öğretmenini görmeye gider. Doktor olma kararından vazgeçmediğini tekrarlar.

METİN: KARDEŞİM HASTALANIYOR

Sabah okula giderken kardeşimi, Bekir’lere bı­raktım. O gün kendimi zorlayarak dersleri takip et­meye çalıştım. Anam, hep gözlerimin önündeydi. Teneffüste arkadaşlarımın arasına katılmam, düşüncelerden kurtulmamı sağladı.

Üç gün dolunca, evimize yatıya Yaşar geldi. Günler geçtikçe, sıra ile, tüm erkek arkadaşlarım, evimizde yatıya kaldılar. Ben okula giderken, Hati­ce de Bekirlerde kalıyor; Bekir'in kardeşleriyle oynuyordu.

Okula başlayalı yirmi gün olmuştu. Artık, yalnız kalmaya alıştığımdan, arkadaşlarım yatıya gel­mediler. Bu arada hem derslerime çalışıyor; hem de ineklerimize ve tavuklarımıza bakıyordum; Aldı­ğım sütten yağ ve yoğurt da yaptım. Hatta yaptı­ğım bir topak yağı, kasaba pazarına giden komşularıma sattırdım. Dayımdan da bir mektup gelmiş­ti. Dayım, bu mektubunda; baş sağlığı diliyor ve yakında izin alıp, bizleri almaya geleceğini yazıyor­du; öğretmenim ve İmam Emmi, ders yılının sonunda köyden ayrılmamı uygun buldular.

- Dayıma mektup yazdırarak gelmemesini, ders yılı sonunda, trene binerek kardeşimle birlikte gelebileceğimizi, bildirdiler:

Anamı kaybedişimden bir buçuk ay sonra idi. Komşularımla birlikte, ben de, traktöre binerek, kasaba pazarına gidip yağ ve yoğurt sattım. Gelirken kardeşime ve Bekir’in kardeşlerine, birer balon aldım. Hatice, ne zamandır benden, balon istiyor­du.

- Köye geldiğimde, kardeşimin hastalandığını öğrendim. Ateşler içinde yanıyordu. Bekir'in Anası, endişe edilecek bir durumun olmadığını, bunun bir çocuk hastalığı olduğunu, söyledi. Fakat ben çok endişelendim. Ya kardeşime de bir şey olursa?

Bekirler, bizi bırakmadılar. O gece onlarda kaldık. Ben, kardeşimin başucunda yattım. Hep dua ettim: “Allah'ım! Ey Yüce Allah'ım! Sen kardeşime iyilik ver. Tüm hastalara ve ona da sıhhat ver! Kar­deşimi bana bağışla!”diye yalvardım.

Ara sıra yatağımdan kalkarak, endişe ile, kardeşimi kontrol ettim. Onun nefes alıp almadığına baktım. Onun nefes aldığını ve göğsünün kalkıp indiğini görünce sevindim:

Kardeşimi ne kadar da çok seviyormuşum meğer? Ona bir şey olursa, ben ne yapardım. Bir ara dalmışım. Onun inlemesiyle uyandım.

- Anacığım! Neyedesin? Seni çok özledim! diyordu.

Alnını tuttum. Ateşler içinde yanıyordu.

- Hatice kardeşim! Bak ben yanındayım! dedim.

Kısılmış lamba ışığı altında, gözlerini açtığını gördüm.

-  Abicim! Anamız neyede? Neyede?

Cevap veremedim. O yine konuştu:

- Niye gelmiyoy? Ben onun yanına gidecem!

- Kardeşim! Sen şimdi uyu! Sabah konuşuruz. Hem ben sana balon da getirdim.

- Balon mu?

- Evet! Göstereyim mi?

- Göstey!

Ceketimden balonu almak için kalktım. Balonu alıp geldiğimde Hatice'nin uyuduğunu gördüm. Yine heyecanla nefes alıp almadığını dinledim. Çok şükür nefes alıyordu.

Sabah biraz açıldı. Bekir'in Anası gelip, alnını tuttu. Sonra sevinerek;

- Allah'a hamdolsun ateşi düşmüş! İyileşir artık! Sen merak etme Mehmet! dedi. Sen gönül ra­hatlığınla okula gidebilirsin.

Bekir’in kardeşleri de gelmiş, analarının etekle­rini tutarak, Hatice’ye bakıyorlardı. Balonlarını verdim. Çok sevindiler. Hatice de balonunu aldı.

Bekirlerde kahvaltımı ettikten sonra, evimize, gittim. Hayvanların yiyeceklerini ve sularını verdim. Tavukların yemlerini serptim. Sonra da okula gittim.

Öğleyin okuldan geldiğimde, Hatice’yi Bekir’in kardeşleriyle oynarken buldum. Çok sevindim. Patlamadan kalabilmiş olan bir tek balonu biribirlerine atarak oynuyorlardı.

O akşam evimize gittik. Kardeşimin iyileşmesi­ne o kadar seviniyordum ki! Sevinç içinde ocağı yaktım. Hatice sevdiği için ona biraz da mısır pat­lattım. Derslerime çalışacağım sırada:

- Abicim! Bana masal anlatıy mısın? diye sor­du.

- Tabii Hatice! Dedim. Anlatırım. Yalnız şimdi biraz çalışsam da sonra anlatsam olmaz mı?

- Oluuuuuuy! Ama Keloğlan masalı olsun!

- Peki! Keloğlan Masalı anlatırım!

- İçinde kuşlay, kuzulay da olsun ama!

- Olur kardeşim!

Ellerini iki yana açtı:

- Ama çok, çok olsun! Nah bu kaday!

- O kadar anlatırım kardeşim! Sen merak etme!

Ben dersime çalışırken, o patlamış mısırlardan yedi. Ders kitaplarımdaki resimlere baktı.

Ödevlerimi bitirdikten sonra lambayı kısarak yattık. Hatice’ye uydurduğum, kuşlu, kuzulu bir Keloğlan masalı anlatmaya başladım. Gözleri kapanırken, yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi ve sonra mışıl mışıl uyumaya başladı.

(Yılmaz BOYUNAĞA, Yankılı Kayalar, Tuğra Neşriyat, İstanbul 1993, s.31-35)

YILMAZ BOYUNAĞA (1935-1995). Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi7nden sonra İstanbul Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1960’tan sonra liselerde 1965’ten itibaren de eğitim enstitülerinde öğretmenlik yaptı.Gazetelerde tarih yazıları ve romanlarını yayımladı. ROMAN: Kırık Hançer, Malazgirt’in Üç Atlısı,Kan ve Gül.

ÇOCUK ROMANI: Gümüş Kemer, Çocuk Satıcı, Altın yapraklar, Fetih Sancıları.