Peri Kızıyla Çoban Hikayesi, Orhan Seyfi Orhon

0
358

 

Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi, Orhan Seyfi Orhon, 1919, (Şiirler 1970)

ORHAN SEYFİ ORHON(1890-1970). İstanbul’da ilk ve lise eğitiminden sonra girdiği Hukuk Fakültesi’den mezun olur (1914). Kısa süreli memurluktan sonra gazete ve dergicilikle uğraşır. Akbaba, Çınaraltı etkili dergilerdir. Öğretmenlik ve milletvekilliği de yapar.

Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi, Orhan Seyfi Orhon, 1919, (Şiirler 1970)

Çok eski bir zamanda,

Oğuz han hükümdarmış

İşitmiştim Turanda

Bir peri kızı varmış.

Bu nazlı peri kızı,

Bu güzellik yıldızı,

Her gönülde bir sızı

Bırakarak yaşarmış.

Issız dağlarda gezer,

Yokmuş izinden eser,

Bazen göründüğü yer,

Bir sihirli pınarmış.

Yüzü pembe bir şafak,

Gülse güller açacak…

Yaşarmış elden uzak,

Dostları çobanlarmış.

Bu kız öyle güzel ki:

Çıldırtır aşkı belki.

O kadar muhayyel ki.

Akıllara zararmış.

Cefa imiş âdeti!

Hiç yokmuş merhameti.

Sevmeyen bu âfeti,

Sevenden bahtiyarmış.

Vurulurmuş kalbinden,

Bir kere onu gören,

Âşıkları tahminen,

Gür saçları kadarmış

Gençlerin yüzü solmuş.

Gözleri yaşla dolmuş.

Aşkı bir âfet olmuş,

Bütün cihanı sarmış…

*

Ulu Hakan Oğuz Han,

Bu kızı merak eder,

Görmek ister yakından.

Çağırtır yanma.. Der

Sevimli kız, güzel kız!

Dağ başlarında yalnız

Yaşıyorsun, bu neden?

Bu güzelliğinle sen

Bir sihirli güneşsin!

Sevimli kız, güzel kız!

Tek yaratmaz, Tanrımız

Kimseyi tabiatte.

Var bir eşin elbette,

Sen de birine eşsin!

Kız, böyle tek yaşamak

Yaraşır mı – hele bak!

-Senin gibi güzele?

Gel, karış artık «El »e;

Neslimiz güzelleşsin!

Kız der ki: Ulu Hakan,

Ben de sevdim bir zaman.

Vaktiyle genç bir çoban

Sevgilimdi, esimdi;

Yalnızım fakat şimdi.

Dağlarda bahtiyar, şen,

Sevişerek yaşarken

Bir söz onu incitti;

Bana darıldı gitti

Ne kendi geldi geri ;

Ne duyuldu haberi..

İşte o günden beri

Hissizim, kayıtsızım;

Tek yaşayan bir kızım.

Hakan – düşünür biraz –

Der: Bu doğru olamaz!

Senin gibi güzel kız,

Daima böyle yalnız,

Dağ başında yaşar mı?

Kız der ki: Çare var mı?

Ben bir eşsiz güneşim,

Gösterin nerde eşim?..

Sevenler beni belki,

Şu geniş göklerdeki

Yıldızlardan daha çok,

Fakat istediğim yok.

İnanın buna siz de;

Bulunmaz, içinizde.

Hakan der ki: Ne zarar,

Bulunmazsa da, arar;

Şüpheden kurtuluruz,

Sen cevap ver, buluruz

İstediğini belki…

Kız der ki: O halde peki!

Kimlerse beni seven,

-Haber verin şimdiden –

Deneyim onları ben

Bir sihirli oyunla.

İçlerinden bana kim

Cevap verirse., benim

O, olacak sevdiğim;

Ben yaşarım onunla!

Bu haber, dalga dalga

Dağılır ortalığa.

Âşıklar; uzak, yakın

Yollardan akın akın

Gelirler., zavallılar, –

Hep birden genç, ihtiyar

Kapılıp ümitlere;

Toplanırlar bir yere.

Peri kızı, güzel kız:

Ufka doğan bir yıldız

Gibi, yüksek bir gurur

İçinde gelir, durur.

Silkinince ansızın,

Değişir sekli kızın:

Kuş olur, çiçek olur,

Bazı kelebek olur.

Bir gül olur açılır,

İnci olur saçılır…

Bir buluta bürünür;

Bin şekilde görünür..

Âşıkları hep birden,

Şaşırıp kalır buna..

Bulunmaz cevap veren

Bu sihirli oyuna.

Kız: «Artık ne çare!» der;

Hakana veda eder.

Ayrılacağı saman;

Ta uzaktan bir çoban

Gözleri dolu yaşla

-Halecanla, telâşla

Koşar; huzura girer:

«Ruhsat olursa eğer,

«Taliimi deneyim!

«Sormayın; kimim, neyim.

«Bir sevda havasile,

«Bir hicranın yaşıyla

«Aşarak yüce dağlar,

«Gezerken diyar diyar;

«Ansızın bu haberi

«Duyunca döndüm geri.

«Bir sevinçli duyguya

«Kapıldım., gönül bu ya!

Hakan der ki o zaman:

Küstahlık etme çoban’.

Bu kız senin ufkuna

Doğacak güneş değil.

Bir zavallı çobana

Lâyık olan eş değil.

Doğrusu şu teklifin

Bu peri kızı için

Bir lekedir, bir zuldür.

Kız der: O da gönüldür,

İncitmeyiniz sakın,

Ben razıyım bırakın.

Dururlar kızla çoban

Karşılıklı o zaman..

Silkinince ansızın,

Değişir şekli kızın:

Kuş olur; uçup konar

Hakanın otağına.

Çoban bakar, ah eder;

O da bu sihri meğer

Biliyormuş eskiden.

Bir kafes olur hemen,

Bu güzel kuşu alır,

O anda kucağına.

—Bu birinci imtihan.
Bunu kazandın çoban!

Kuş silkinir ansızın,

Değişir şekli kızın:

İnci olur bu sefer.

Saçılır birer birer

Hakanın ayağına.

Kafes te her yerinden

Dağılıp düşer hemen;

Bir sedef olur, alır

İnciyi kucağına.

—Bu ikinci imtihan.
Adın ne senin çoban?

İnci yanar ansızın,

Değişir şekli kızın,

Her inci bu sefer de

Bir başka çiçek olur.

Canlanır hemen, yerde

Boş kalan sedefler de

Birer kelebek olur.

Bir yanda, öyle renk renk

Açılırken çiçekler;

Bir yanda, titreşerek

Dolaşır kelebekler,.

—Bu sonuncu imtihan,

Tanıdım seni çoban,

Anladım şimdi kimsin!

Sen, beni ta eskiden

Sevip sonra terk eden

Vefasız sevdiğimsin.

Bunu artık iyi bil:

Eş olmam mümkün değil

Sen gibi vefasıza.

Çoban; gözünde yaşlar,

O zaman nakle baslar,

Macerasını kıza:

«Sevda, o bir peridir,

«Karar etmez yerinde.

«Gönül ki serseridir,

«Dolaşır izlerinde.

«Sevda, o gizli bir ok,

«Görünmez kanatmadan.

«Kavuşmanın tadı yok,

«Ayrılığı tatmadan.

«Ben ki, pek çok ağladım,

«Gezdim hicrana giden

«Yolları adım adım.

«Beni artık yeniden

«Hicrana atma, güzel,

«Yeter ağlatma, güzel!

«O her derde tahammül

«Gösteren deli gönül;

«Kâh eder dünyaya naz!

«Her dakika bulunmaz

«Bir halde, bir kararda.

«Sevdiği zamanlarda,

«Gül yaprağından ince

«Bir sitem işitince

«Yaralanır derinden,

«İncinir her yerinden.

«Bir gündü., yandı içim;

«Dağıldı hep sevincim…

«Elveda artık!…» Dedim.

«Tahammül edemedim.

«Bir söze, bir siteme.

«Düşün ki: Terketmeme,

«Yine aşkımdı sebep!

«Serseri, dünyayı hep

«Dolaştım adım adım;

«Bir teselli aradım.

«Bulamadım kimsede,

«Bir günah ettimse de,

«Şimdi işit ahımı,

«Bağışla günahımı

«Düştüğüm aşka güzel!

«Sebep yok başka, güzel!

«Deniz geçtim, dağ aştım;

«Hayli sene dolaştım,

«Bahtım kara, saçım ak,

«Ne şekle girmişim bak!

«Başımın tacı güzel,

«Halime acı güzel!

Oğuz Han: Artık yeter;

Bu gamlı sözlerle, der,

Beni ağlatacaksın.

Şüphe etme ki çoban,

Sevdiğinin her zaman

Affına müstahaksın!

Var mı kızım, sen de bak,

Bir başka eş olacak

Senin gibi güzele!

Elverir bu ayrılık!

Gelin birleşin artık!

Haydi verin elele

Geçsin neşe, eğlence

İçinde hep gününüz!

Tamam kırk gün, kırk gece

Yapılsın düğününüz.

İşte hemen o günü,

Başlayan bu düğünü

«Felek» dedikleri pir

Görünce, girmiş denir

Yeniden bir yaşına!

Bu düğün öyle uzun,

Sevinçli bir düğün ki;

Bu, o şerefli gün ki:

Darısı yurdumuzun

Güzelleri başına!

(Orhan Seyfi Orhon, Gönülden Sesler, Akbaba Matbaası, İstanbul 1964, s.120-130)

ORHAN SEYFİ ORHON(1890-1970). İstanbul’da ilk ve lise eğitiminden sonra girdiği Hukuk Fakültesi’den mezun olur (1914). Kısa süreli memurluktan sonra gazete ve dergicilikle uğraşır. Akbaba, Çınaraltı etkili dergilerdir.Öğretmenlik ve milletvekilliği de yapar.

ŞİİR: Fırtına ve Kar, Şiirler. ROMAN: Çocuk Adam.

 

(4431)