Osman Atilla, Memleket Şiirleri Antolojisi

0
1372

OSMAN ATTİLA(1922-1978). Afyonkarahisar Lisesi’ni bitirince Halkevinde, 1939’dan sonra da Ülkü dergisinde, basamevlerinde, dergilerde çalıştı. Milletvekili oldu.Folklor ve yurt güzelliklerini işledi.

ŞİİR: Gözlerimin Seyrettiği, Türk Kahramanlık Şiirleri.

Memleket Şiirleri, hzl: Osman Attila, Ulus Basımevi, Ankara 1950, 296 s.

“Bu Yurt Güldeste’sini Hocamız Ahmet Kutsu Tecer’e ithaf ediyorum.” Osman Attila, Ön söz’de “Doğduğumuz yeri bütün varlığımızla kıskanırız. Bu aşırı kıskanmadan vatanperverlik doğar.” Dedikten sonra sekiz bölümün başlıklarını sıralar. Bitirirken’de ise 1944’te hazırladığı eseri ancak 1950’de bastırabildiğini açıklar. Sekiz bölümdür: 1. Yurt Güzellemeleri, 2. Doğu Anadolu Üstüne, 3. Batı Anadolu Üstüne, 4. Orta Anadolu Üstüne, 5. Güney Anadolu Üstüne, 6.Kuzey Anadolu Üstüne, 7. Dağlarımız Üstüne, 8. Akarsularımız Üstüne.

1. MEMLEKET TÜRKÜSÜ, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

El gibi dolaşma Anadolunda,

Arkadaş, yurdunu içinden tanı.

Dinle bir yosmayı pınar yolunda.

Dinle bir yaylada garip çobanı.

Bir ıssız ev gibi gezdiğin bu yurt

Yıllarca döktürür sana gözyaşı,

Yavrunun derdiyle ah eder Bayburt,

Tuna’nın özlemi yakar Maraş’ı…

Bir çölü andırır bil ki dört yanın,

Bağrını delmezse yanık türküler;

Varlığı bir korla tutuşmıyanın

Kirpiği yaşarsa gözleri güler.

2. GEZDİĞİM ŞEHİRLER, İbrahim Zeki BURDURLU

Sivas’ta kağnılar gıcır gıcır der

Çay akar Sivas’ın içinden bacım

Lahnalar durulur baş olur güzün

Gesi bağlarına şaklar kırbacım

Talas’ta hası var kara üzümün.

Kara taştır Kayseri’nin evleri

Erciyes kararır, ak ak bakışır

Afyon’da bir dağ var kızların dağı

Seyhan, Ceyhan Adana’da akışır

Gâvur dağı bizim yazların dağı.

Çadırlar kurulur Çukurova’da

Tıpkı İzmir’deki bağ evleridir

Karacoğlan düzen eder sazını

Kara toprak ancak bire kırk verir

Getir İsparta’nın al kirazını.

Bursa’da Çelik var banyosu hoştur

Geçtim Urla’dan, Çeşme’den bu yaz

Değişmem Bursa’ya yedi tepeyi

Olmaz İstanbulsuz memleket olmaz

Aç Boğaz’a doğru her pencereyi.

Ne derseniz deyin Burdur başkadır

Gölü var, gülü var, al halısı var

Benim kara gözlüm, uzun saçlım var

Anlar beni yaz, kış ve uçuk bahar

Vatan burdan başlar, uzar Burdur’a kadar.

3. EĞİN DESTANI, Behçet Kemal ÇAĞLAR

Güzellik, yok sende olandan fazla;

Bakma uzaklara sen pel pel Eğin.

Vasfın mümkün müdür üç telli sazla:

Bir arşın bezinde bin bir tel Eğin:

Ey Kemal uğrağı! Ey Kemaliye!

Çalışkanlık sana haktan hediye.

Tanrı gökten insin dolaşsın diye

Durma seki seki hep yüksel Eğin:

Bağ yaptın fethedip kat kat cibali;

Bîr gün masaldaki devler misali

Orak diye gökten kapıp hilâli

Yıldızları biçmen muhtemel Eğin!

Âşık, yuvasını dalında kursun

Her gün, mısra mısra halı dokursun;

Her gün arşın arşın türkü okursun;

Beni doku, beni doku gel Eğin!

Taş döşenmiş damda kurur pestiller

Duyguları sular sesten sebiller,

Gönüller coştukça açılır diller,

Sende sular değil, ruhlar sel, Eğin,

Eller susuzluktan yanar yakılır.

Fırat ayağını yıkar çekilir,

Omzundan “Kadırgöl” suyu dökülür,

Guslün beş vakitte mükemmel, Eğin.

Her iki taraf ta hasretle ahta:

Erkek gurbettedir, kadın tezgâhta.

Ayağın gecede, alnın sabahta;

Hey çalışkan Eğin! Hey güzel Eğin!

4.. CELA KÖYÜ, Bahattin KARAKOÇ

Âşıkıyım ateşi var içimde

Coşkun olur suyu, seli bu köyün.

Damları var güz güzel biçimde

Derde derman verir gülü bu köyün.

Dört yanında cennet gibi dağı var

Yamaçlarda bahçesi var bağı var

Şafak söküp ağarırken ufuklar

Ilgıt ılgıt eser yeli bu köyün.

Ziraat yeridir bol mahsûl verir

Çalışkan insanı güneşte erir

Sararınca başak orak bilenir

Bükülmez zorluktan kolu bu köyün.

İki bin nüfuslu, dört yüz haneli

Tarihi eskidir sağlam temeli

Yükselmektedir onun daim emeli

Yolları ışıkla dolu bu köyün.

Ruha dolar çiçeklerin kokusu

Boz sürüler tırmanıyor yokuşu

Güzellerin şahin gibi bakışı

Bülbül gibi şakır dili bu köyün.

Soğuk sulu çeşmeleri çağlıyor

Geceleri mehtabına dalıyor

Kekik reyhan gül rengini alıyor

Türlü çiçeklerden balı bu köyün:

Karakoç’um der ki düşmüşüm derde

Eğlenip kalayım bu güzel yerde

Adı söylenirken her köşelerde

İlden ile gider malı bu köyün.

5. BU HASRETLİK BÖYLEDİR. Zeki Ömer DEFNE

Mislen mi beslenmiş üzümün İzmir ?

İçi ahu dolu gözümün İzmir!.,.

Bir hoşluğu ondan yazımın İzmir!…

Kalem lisanım boşladım gayri,

Çocuk dillerine başladım gayrı.

Yerin; Aydın, Göğün: Ödemişliymiş!

Ufkun dört doğulu, dört güneşliymiş

Kızın başak başlı, tırpan kaşlıymış!..

Gökçe çimen idim, biçildim İzmir!

Kara toprak oldum, açıldım İzmir

Söylen, buyursunlar Demir efeler!

Kurulsun önlerine elvan tepeleri

Dostun şelvesiyle dolsun kupalar!

Bir ince tedarik düzülsün İzmir!

Deniz huzurunda süzülsün İzmir l

“Barut” de; sevinmez söğüt olur mu?

“Şarap” yaz; şenelmez kâğıt olur mu ?

“İzmir” de; deli olmaz yiğit olur mu ?

Hele görmemişse vay, bencileyin!

Hiç olmaz mı aklı zay, bencileyin!

Darlıktan izin yok göndermiyorlar,

Kuşlar kanatlarına bindirmiyorlar.

Yasağı bizimçin öğrenmiş yollar.

İzmir, hasretinle bölük bölüğüm!

Kâğıtlarda kaldı yüz görünlüğüm!

Yüz isen yönünü İzmir’e dönder!

Kız isen nazını İzmir’e dönder!

İzmir’sen Defne’ye bir selâm gönder!

İçinde hayalin göreyim İzmir!

Yüzüme, gözüme süreyim İzmir!

6. BURSA, İlhan GEÇER

Gümüş bir duvak gibi ay sarınca Bursa’yı,

Nurdan bir kale olur Yıldırım, Emirsultan

Mehtabı yudum yudum içer Nilüfer Çayı,

Rüzgâr bir başka mevsim getirir Uludağ’dan.

Muhteşem türbesinde Murad Hüdavendigâr,

Yeşil denizde kızıl akşamları seyreder.

Muradiye ve Yeşil geçmiş günleri anar,

Temenye buram buram neşe saadet tüter.

Bursa’da günler mesut, geceler bin renklidir;

Bir tarih dile gelir türbeler, camilerde…

Mavi gök huzur eler, yer zümrüt beneklidir,

Kudretten hamamları devadır binbir derde.

7. EGE, Ferit Ragıp TUNCOR

Deniz ayaklarında tutuşup dile gelir,

Her âşık toprağından feyzalıp secde kılar.

Medeniyet nur gibi sinesinde yükselir,

Onda bütün bir yurda başeğdiren füsun var.

Ege; Türk illerinin sırma saçlı kızıdır,

Ege; Cumhuriyetin bir zafer yıldızıdır.

En parlak uluslara geçit veren yeriyle,

İmân dolu sinesi Türke bir hız yeriyor.

Verimli toprakları, dolgun meyveleriyle,

Bütün varlıklarını önümüze seriyor.

Ege; Türk illerinin sırma saçlı kızıdır,

Ege, Cumhuriyetin bir zafer yıldızıdır.

8. BİR BAŞKA TEPEDEN, Yahya Kemal BEYATLI

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim, gezmediğim,, sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma, keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,

Lâkin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

Yaşamıştır, derim, en hoş ve usun rüyada

Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

9. MARMARA TÜRKÜSÜ, Ceyhun Atuf KANSU

Marmara benim gölümdür.

Dalgalı deli gönlümdür,

Büyülü mavi gülümdür,

Açmış vatanın dalında.

Kıyısında at sulamış,

İstanbul’da gönlü kalmış,

Kaleler kurup da almış,

Dedem tarihin yolunda.

Karlı Uludağ sislenmiş.

Kıyılar renk renk süslenmiş,

Süleymaniye yaslanmış,

Yatar zamanın gönlünde.

Kiraz bahçesi zeytinlik,

Uçsuz bucaksız zenginlik,

Karşıda kıyılar silik,

Uyur, güneşin altında.

Ölmez güller açar bağı,

Çanakkale’dir yatağı,

Vurulmuş, özler toprağı.

Düşer sancağı elinde.

Köpük olsam düşsem sana,

Karışıp gitsem dalgana,

Rüyamı taksam rüyana,

Kaybolsam maviliğinde.

10. ANKARA KALESİ, Ceyhun Atuf KANSU

Gönlüm müdür dalgalanan,

Bu eski burçlarda böyle.

Bir sabah yelidir dolan

Kalbe vatan sevgisiyle.

Hatip çayına doğru, bak

İner o kartal yuvası.

Coşkun masallara konak,

Güler Ankara ovası.

Akşamları gizli gizli

Eski kahramanlar gezer.

Büyük ordular dizili,

Bayazıt Timur’u bekler.

Hatırlıyor kervanları

Uzak yıllara bakarken;

O, en eski zamanları,

Ordular yola çıkarken.

Ceyhun, Ankara’ya âşık,

Yârini bulur düşünde;

Gönlüme vurmuş bin ışık,

Kaleler uyur döşünde.

11. POLATLI, Kemalettin KAMU

Al bayrak altında beyaz kışlalar,

Havada bir uçak cifte kanatlı,

Yerden izbelerin yerinde simdi

Evler yükseliyor bir iki katlı.

Sezerek önceden alın yazını,

Atalar adını koydu Polatlı.

Yiğitlik yuğrulu dağın, taşında,

İçirdin ellere ağu, aşında,

Yendi salgınları yanı başında

“Atatürk” adını taşıyan atlı.

12. SİVAS’A, Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Köroğlu izin ver yüreğimdeki yasa,

Geçeyim Sivas’a.

Koca göklerim büyüsün daha biraz.

Düşeyim bir vatan gibi ortasına vatanın.

Gözleri kocaman olur değil mi?

Koca gökler altında yatanın?

Şaşırırsın köyünü yolda kartallar olmasa,

Kader gibi bir gök düşmüş Sivas’a.

Hüküm sürer yüzyılların ardından,

Havada bir devlet.

Uyanan zümrüt maviliğe karşı.

Uyur tembel bereket.

Kime dert bu çıplak ovalar, kime tasa,

Gider önünden düzlükleri, varamazsın Sivas’a.

Uğruna nice beyler vurulmuş,

Hiç gelir mi Kızılırmak efsanesinden sesin?

İnlesin kara toprak dağ dağ

Bırak inlesin.

Şahikalar birleşmiş, olmuş tanrılara masa,

İnsan ekmeğini koyabilir Sivas’a.

Geçit vermez kışın karlar, rüzgârlara bileni,

Kaplar ayları bembeyaz bir düşünmek.

Yazın da geçilmez bir yönden bir yöne hemşerim,

Öylesine yonca, öylesine çiçek.

Sati çalmış meçhullerin hülâsa,

Ben gidiyorum Sivas’a.

Zamanlarla boşum, cihan cihan,

Gururla; esaretle doluyum, bir korsan gemisi kadar

Destanlarla susmuşum,

Orta Anadoluya bir çift sözüm var..

13. ADANA, Arif Nihat ASYA

(Bir yolcudan 5 Ocak armağanıdır)

Ova bucak bucak, bölme bölmedir;

Koza öbek öbek, tahıl silmedir..

Bir kumral şehir ki “Adana” derler;

Altından dökülmüş bir kelimedir.

Dolaş Adana’nın dört bucağını…

Saat kulesine çek bayrağını…

Bağlar arasında kur otağını…

Bağlar kütük kütük, asma asmadır;

Dilberler sekisi daha yosmadır.

Adana’dan ayrı düşen yiğide

Dalında turunçlar kızıl elmadır.

Kenarda üzülmüş duracağına

Kendini cenubun, at, kucağına.

Bakın Adana’da dört bucağına:

Bahçeler kabartma, parklar oymadır,

Toroslar’ı dersen hayma haymadır.

Bahçeler, bahçeler., bağlar, bahçeler:

Limondur, turunçtur, muzdur, hurmadır.

Mandalinaların, portakalların.

Ve gereyfutların balı süzmedir.

Şahane bir sofra kurmuş Adana,

Ki bana değilse, bilmem, kimindir?

İki âşinâ su geçer ovadan;

Doya doya emsin Seyhan’la Ceyhan

Yiğitler emziren iki memedir,

İkisinin adı, bir kelimedir.

Beş ocağı kutlar akar sularla:

Şehir yığın yığın küme kümedir.

Kimmiş beni Adana’dan atacak?

Benim adım Adana’da armadır.

Gönülde bayrakta, dalda Beş Ocak:

Bayraklar ipektir, sancak sırmadır.

Nasıl bırakırım Adana’yı ben?..

Ki Adana benden bana kalmadır.

Nasıl geçer benden Adana kızı?

Bileğinde elim, altın burmadır.

Adana’dan ayrı düşen yiğide

Dalında turunçlar kızıl elmadır.

14. ANTALYA, Hamit Mâcit SELEKLER

Yollarına düştü, gün; Anavatan

Körpe çocukların geçti yollarından;

Kopmuş gibi hepsi bir ilkbahardan;

Ne güzel bir aksam üstü kızların.

Anadolu kırıp çerçevesini.

Açtı Akdenize penceresini,

Doldurdu yaklaşan güz gecesini

Sevinçle çağlayan sesi kızların.

Ellerinde birer buğday başağı

Yüzlerinde ümit ve ay ışığı

Atlayıp geçerek sanki eşiği

Bu yıl ondordüne bastı kızların,

15. URFA DESTANI, Halide Nusret ZORLUTUNA

Kahraman yatağı, erler otağı

Bir eşi bulunmaz diyar bu

Urfa iç açar kırları, bahçesi, bağı,

Yılın her ayında bahar bu Urfa.

Tasları cevherdir, takasım gelir;

Otunu gül gibi kokasını gelir;

Durup şen yüzüne bakasım gelir,

Gönlümden kaygıyı atar bu Urfa.

“Kara Koyun” coşar, döner bir sele,

“Anzilha” sefası girince ele,

Gamı kasaveti verir de yele,

Cihanı bir pula satar bu Urfa.

Bülbülü susturan şakrak sesi var,

Tadına doyulmaz çiğ köftesi var.

Dünyaca bilinir efsanesi var,

Cana yakın cennet kadar bu Urfa.

Bir yüce tarihtir “11 Nisan” ı,

Duymayan var mı o şanlı destanı?

Uğrunda sel gibi akıtır kanı,

Sonra da cana can katar bu Urfa.

Kadını, erkeği soyca kahraman..

Yurda yan bakana sillesi yaman.

Aslan yetiştirir, bağrında aslan

Yiğitler kalbinde yatar bu Urfa.

16. BURDUR, İbrahim Zeki BURDURLU

Her sabah dikilir bir sırlı gömlek,

Ak üstüne al al benli şafaktan;

Sabah kapı kapı haber vererek,

Geçer adını adım her bir sokaktan.

Her evin içinde nefes nefese,

Gelir tezgâh, çıkrık tekrar hevese,

Mekik bir renk için ruha gel dese,

Ruh sesle içice iner dudaktan.

Şehrin havasında bir fısıltıdır,

Şehrin havasında gelişen bu sır:

Nasip, çok uzakta bir pırıltıdır,

Yanar söner durur çok, çok uzaktan.

Kambur evde yıllar yılı emzirir,

Boş sokak sırtında yıllar gezdirir,

Esen yel insana bir aşk getirir,

Sürdüğü, ektiği nemli topraktan.

“Göl” ince kıvraktır, “gül” katmer, katmer,

Üzümler asmadan lezzeti emer,

Gene kızda bir çift göz yemyeşil güler,

Yemyeşil gözleri yeşil topraktan.

17. KARADENİZ TÜRKÜSÜ, Ahmet Kutsi TECER

Ali Reisin takası,

Hey… binesi de akası.

Yoktur denizin şakası,

Benim gönlüm de öyledir.

Yaşa Ali Reis yaşa,

Yelkeni açalım başa,

İnelim Rize’den aşa’.

Benim yolum da öyledir.

Rüzgâr yelkenlere çarpar,

Sular birbirini kapar;

Denizlerden bir ses kopar,

Benim dilim de böyledir.

Dalga davranır, davranır,

Sular devrinir, devrinir,

Yelken kıvranır, kıvranır,

Benim halim de böyledir.

Artık ne kıyı, ne fener;

Denizler ağını gerer,

Gönlümü okur enginler.

Benim gülüm de böyledir.

Yaşa Ali Reis yaşa.

Yelkeni açalım basa,

İnelim Rizeden aşa

Benini yolum da böyledir.

18. ZONGULDAK TÜRKÜSÜ, Ahmet Tufan ŞENTÜRK

Altı elmas üstü zümrüt bir diyar

Denizi var, ormanı var, dağı var

Bulut bulut, duman duman beni sar.

Zonguldak sinene çek “beni beni”

Siyah kömürünle yak “beni beni”

Evleri var duman duman islenir

İnsanları dost dost diye seslenir

O diyarda deli olan uslanır.

Yuğur çamurunla çamur olayım

Zonguldak yak beni kömür olayım

Aşıkları çamlıklarda buluşur

İşçileri yer altında çalışır

Bir ekmeği olan dostla bölüşür.

Altı elmas üstü zümrüt Zonguldak

Beni ister çıplak ister aç bırak.

Bacanızdan duman duman tüteyim

Toprağında çimen çimen biteyim

Bir kuş olup dallarında öteyim.

Dalga dalga yalılara at beni

Zonguldak eline düştüm tut beni.

Selâm, selâm size gönül dolusu,

Derelerden kömür kömür akan su,

Üzülmez’i Kilimli’si Kozlu’su.

Yazın çiçek çiçek koklarım sizi

Kışın kömür diye saklarım sizi.

19. ILGAZ DAĞLARINDAN, Ahmet Kutsi TECER

Siz, ağaçlar, elbet beni bildiniz.

Ben sizden ayrılmış yürür bir dalını.

Ey çamlar, köknarlar, ey yeşil deniz,

Ben kendi kendimi sürür bir dalım.

Kırığım, içimden çıkmaz bu acı,

Gün oldu başıma hasretin tacı,

Düşündüğüm zaman asıl ağacı,

İçimi yalnızlık burur bir dalım.

Ne sert kıs, ne gümrah ve gölgeli yaz,

Ne ılık meltemler, ne keskin ayaz,

Mevsimler derdime bir şifa olmaz,

Ben kökünden kopmuş çürür bir dalım.

20. BİZİM DAĞLAR, Cahit KÜLEBİ

Araratdağı anamın pişirdiği

Çocukluğumda yediğim nişastadır.

Yıldızdağı bir ekilmiş tarladır.

Mevsim mevsim yıldızların bittiği.

Sultandağı’nda ak kuzular meleşir.

Uzunyaylâ’da pehlivanlar güleşir

Bingöldağı çiğdem çiğdem yeşerir

Belli olur âbı hayat içtiği.

Kazdağı’ndan beyaz bulutlar uçar

Keşişdağı’ndan Kerem’in yolu geçer

Çamlıbel’de Köroğlu kalmaz nâçar

Kopdağı’nda öküzlerin çektiği.

21.KIZILIRMAK, Aşık Veysel

Daima bulanın, asla durulman

Nedir bu sendeki hal, Kızılırmak?

Çağlayıp akarsın, hiç mi yorulman?

Seni zapteylemez göl, Kızılırmak.

Bahar gelir, bulanırsın coşarsın

Dalga vurur kenarlara taşarsın

Dünya kurulalı böyle yasarsın

Tükenmez ömrün var, bol Kızılırmak.

Toplanır suların yayladan, köyden

Kuvvetler alırsın çeşmeden, çaydan

Fariğ olup vazgeçmen mi bu huydan?

Kimseye vermezsin yol, Kızılırmak.

Yel estikçe dağlar karın eritir

Güneş olur, çayır çimen yürütür

Dünyada bakisin, hükmün caridir

Sana kuvvet verir sel, Kızılırmak.

22. ÇORUH, Ömer Bedrettin UŞAKLI

Kızıla boyanmış koynunda sular,

Yandın mı bu gurbet elinde Çoruh ?

Bayburtlu Zihni’nin koşması mı var.

Türküler söyleyen dilinde Çoruh?

Ufkunda parlayan şafak olaydan.

Denize döktüğün toprak olaydım,

Ne olur bir sarı yaprak olaydım,

Denize yollanan selinde Çoruh.

Ben burda tutamam artık gönlümü,

Boş bir çardak gibi, gel yık gönlümü!

Beni bıraksan da, yanık gönlümü,

Denize götürmek elinde Çoruh…

(Memleket Şiirleri, hzl: Osman Attila, Ulus Basımevi, Ankara 1950, 296 s.)

OSMAN ATTİLA(1922-1978). Afyonkarahisar Lisesi’ni bitirince Halkevinde, 1939’dan sonra da Ülkü dergisinde, basamevlerinde, dergilerde çalıştı. Milletvekili oldu.Folklor ve yurt güzelliklerini işledi.

ŞİİR: Gözlerimin Seyrettiği, Türk Kahramanlık Şiirleri.

 

 

 

(23026)