Şermin, Tevfik Fikret

Tevfik Fikret - ŞerminTEVFİK FİKRET (1867-1915), Galatasaray Lisesi’nde ilk ve orta öğrenimini tamamlar. Yaşadığı sürede daima öğretmendir. Dürüst, alıngan ve çalışkandır. Eğitim için edebiyat ilkesini Haluk’un Defteri ve Şermin eserlerinde uygular. Modern eğitimin bilime ve uygulamaya dayanmasını savunur ve örnekler.

ESERLERİ- ŞİİR: Haluk’un Defteri, Rübab-ı Şikeste. 

Tevfik Fikret Eğitimciliği ve Şermin, Yusuf Yıldırım, Toker Yayınları, İstanbul 2002,

 

Çocuk şiiri çocuğun dünyası, psiko­lojisi ve kelime dağarcığına uygun olmalı. Fikret Şermin'deki 32 şiiri yazar. Bunlarda hem öğreticilik ve öğüt hem de lirik, estetik özellikler görülür.

Konularına göre kümelenmesi:

l .Aile şiirleri: Ezan, Rengin, Siyah Bacı.

2. Okul şiirleri: Muhallebim Mektebim, İş Salonunda, Oldu Bitti.

3.Çocuk eğitimi şiirleri:Umacı, Rüya, Keman.

4.Yakın çevre şiirleri

a. Mahalle, sokak: Öksüz, Melek’in Kuzusu.

b.Bahçe kır : Papatya, Kuşlarla.

c. Hayvanlar: Rengin, Aslan.

5. Meslek şiirleri: Marangoz, Kırık At.

6.Eğitici öyküler: Kör ile Kötürüm, Ağustos Böceği ile Karınca, İki Yolcu.

ŞERMİN

1.İTHAF

-"Yuva"nın (*) minimini yavrusuna-

Yuva şefkat yuvasıdır,

Ninelerdir onu yapan;

Fakat, yavrum senin yuvan

Bir marifet yuvasıdır;

Bunu ancak irfan yapar,

Bunun ayrı değeri var.

Sen yuvanı; orada sen

Kardeşlerinle koşarak,

Ötüşerek, oynaşarak,

Öğrenirsin - öğrenmeden

Nedir zahmet, nedir keder

-Faydalı bir çok şeyler.

Haydi yuvana yavrucak;

O marifet yuvasıdır.

Ve fazilet yuvasıdır,

Orda fikrin uyanacak;

Orda kanat açacaksın,

Yükseklere uçacaksın!

ithaf: sunma, nine: anne. marifet: beceri, irfan: kül­tür, fazilet: erdem.

2. İŞ SALONUNDA

Ayda on gün hocamızla

Elişi'ne çalışırız...

Ay sonuydu, kala kala

Masalarımızda yalnız

Biraz kırpıntı kalmıştı;

Vaktimiz de azalmıştı.

Hoca dedi ki: "Çocuklar,

"Kırpıntıları atmayın;

"Haydi toplayın, toplayın;

"Ne kadar tahta parçası,

"Kâğıt mukavva parçası

"Varsa toplayın bir yere;

"Ve dikkat edin düşmesin

"En ufak parça yerlere.

"Hepsi lâzım dikkat edin!"

Masaların üzerinde.

Çekmecelerin gözlerinde

Ne kadar kırpıntı varsa

Bir an içinde topladık.

Hoca sordu: "Nerde kasa?"

Bundan birşey anlamadık,

Çünkü kasa dediği bir

Kırpıntı çekmecesidir;

Lâkin o hiç bozmayarak

Devam etti: "Efendiler,

"Dikkat edin, iri ufak,

"Bütün şu birikintiler

"Kasanın içine girecek."

Dediğini yaptık, bir tek

Kırpıntı kalmadı; hoca

Kasaya baktı; koskoca

Sandık dolmuştu; dedi ki,

Gülerek zeki, zeki:

Gördünüz mü kasa doldu,

"Sınıf da tertemiz oldu!"

kasa: çöp kutusu, sandığı

3. .MARANGOZ

Marangozum ben beş gündür..

Çalışan her işi görür;

İnsan için san'at çoktur,

Yapılmayacak iş yoktur.

Elim işler, işim ürer;

Aletlerim birer birer

Geçerler her gün elimden;

Onları pek severim ben.

Ooh, sevgili aletlerim!

Ben sizi her gün bilerim.

Tezgâhımın bir yanında

Hepsi durur sıra sıra

Bir bıçkım, bir testerem var;

Birkaç rendem, güsterem var;

Ölçülerim, pergellerim,

Gönyelerim, cetvellerim,

Kıskaçlarım, kerpetenim,

Hepsi mükemmeldir benim.

Çekiç, törpü, keski, kalem,

Torna, burgu... Bütün elzem

Avadanlıklardır. - Haydi,

İş başına biraz şimdi!

sanat:meslek avadan:aletler,

bıçkı, testere:tahta kesici,

rende: tahta düzleyici,

kıskaç:tahta sıkıştırıcı,

torna, burgu: tahta delici,

elzem:gerekli

4. KIRIK AT

Geçen hafta bayramdı ya,

Bir at verdi büyük baba

Bayram hediyesi bana;

Hem at o, hem de araba.

Onu kendim itiyorum,

Teker meker gidiyorum.

Dün benim at hastalandı,

-At mı, araba mı? neyse! –

Evde lâkırdı uzandı:
Nalbanda, yok Avadis'a...
Avadis köy demircisi,
Herkes tanır Avadis'i

Önce nalbanda götürdüm,

Dedi: "Götür demirciye."

Demirciyi gidip gördüm;

-Onu çok ustadır diye
Medhederler, işitmiştim. -
Dükkânına da gitmiştim.


Sürdü iş bir saat kadar,
Ben de ordan ayrılmadım;
Boş durmadım fakat, ne var
Ne yok, hep gördüm, anladım.

Dükkân epey geniş bir yer
Kömür, demir bütün yerler

Kocaman siyah bir ocak,

Siyah, kocaman bir körük.

Demir dolu köşe bucak,

Kimi sağlam, kimi çürük.

Külçe demir, çubuk demir,

Lâme, putrel... birçok demir.

Ocağın yanı başında

İki ucu sivriltilmiş,

Yere mıhlı bir koskoca

Çekiç gördüm: Bu örs imiş

Yanında bir kucak eğe,

Çekiç, kıskaç ve saire.

Usta iptida ocağın

Ateşini körükledi;

Sonra kırılan ayağın

Demirlerini ekledi.

Ve benim at evvelkinden

İyi oldu hakikaten.

Bu küçük iş birçok zahmet,

Birçok gayrete maloldu;

Adamcağız tam bir saat

Ateş başında yoruldu...

Demek biraz iyi işler

Birçok alın teri ister!

iptida: ilk önce, nalbant:ata nal yapan, çakan demirci, lâme:sarı tel putrel:demir çubuk, mıh:yapma kalın çivi, çakılı örs:üzerinde demir dövülen alet. körük:kolla çalışan havalandırma aleti

5. ARSLAN

Arslan yine zincirlenmiş,

Kulübesinde yatıyor.

Uyuyor mu? Yok uyanmış;

Bize doğru, bakın, nasıl

Kollarını uzatıyor.

Ona biz ne veririz:

Ekmek, çörek; bâzı evden

Şeker bile getiririz.

O da küçükleri sever;

Sevilir elbette seven.

Arslan bizim kapıcının

Sevgili arkadaşıdır.

Gündüz yatar dalgın dalgın;

Gece dolaşır ve havlar,

Ortalığı da havlatır.


Niçin fakat gezdirirler

Zavallıyı bütün gece?

Bu mekteptir hürmet eder

Buna en câhiller bile;

Mübarektir bu herkesçe.

6. YAZIN

Perde kapan, perde kapan,

Kapan çabuk çünkü camdan

Güneş içeri vuruyor,

Defterleri solduruyor.

Benim parlak

Mor yazım, bak,

Neler olmuş; uçuk, soluk...

Ben soluk şeyleri sevmem!

7. KIŞIN

Açıl perde, açıl perde,

Sen açıldın, güneş nerde?

Bizi galiba unutmuş;

Hayır, onu bulut yutmuş.

Çok soğuk var.

Her taraf kar;

Kar pek güzel, fakat soğuk..

Ben soğuk şeyleri sevmem!

 

8. KÖR İLE KÖTÜRÜM

-Bak arkadaş, ne ben sağlam
Bir adamım... - Ne ben tamam
Bir insanım - Ben kötürüm.

- Ben de körüm;

Hem anadan doğma körüm.

-Ben de kırk yıldır kötürüm;
Değil iki adım atmak,
Ayağa kalkamam hattâ:

-Ya ben? Değil görmek, bana,
Kirpiğimi kıpırdatmak

Bile nasip olmamıştır

Böyle yaşamak pek ağır
Bir yük; şundan kurtulaydım!

-Ben de günlerimi saydım,
Bitip tükenmedi gitti.
Dünyaya geldiğin gibi
Gitmek de elinde değil.

Çekmek kolay, ölmek müşkül!

Neyse kısmet, çekeceğiz.
-Ben düşündüm ki ikimiz.
Tam bir insan olmak için
Her şeye mâlikiz: Senin
Kuvvetli bacakların var.
Benim gözlerim de bakar.
Ben senin gözün olurum.
Gecen, gündüzün olurum.

-Ben de sana bacak, ayak.

-Öyleyse hiç düşünme, kalk;

Senin için

Ben bakarım ve görürüm.

-Ben de seni istediğin

Yere alır, götürürüm.

Böyle işte:

İki mihnet birleşince

Bir teselli hâsıl olur,

Mihnetliler de kurtulur.

mâlik: sahip olma, mihnet: sıkıntı.

 

9. İKİ YOLCU

Bir yaz günü, sabah erken

İki yolcu aynı köyden

Kasabaya gidiyordu;

"Yolcu kısmı yolda gerek!"

Koşmasını söyleyerek.

İki yolcu gidiyorken

Yolun döneğinde birden

Biri durdu, biri sordu:

Niye durdun? Davran biraz;
"Yolcu kısmı yolda durmaz"
Durduğunun aslı vardı;
Birden gözleri karardı:
Yerde koca bir kestane...

Haydi yoldaş, ağır ağır;
Yol yürümekle alınır.
Aç gözlüde kulak olmaz;
Gözü kestanede kurnaz,
Arıyordu bir bahane...

- Haydi kuzum, yürüyelim!

- Sen yürü, ben yetişirim.

Öteki işi anladı.

Koştu, kestaneyi aldı.

-Bırak onu, yoksa... - Niçin?

-Ben gördüm, aldım. - Önceden

Gören benim. - Alan da ben!

Birisi yer, biri bakar;

Hep gürültü bundan çıkar.

Derken kavga için için

Ateşlendi, alevlendi;

Epey tokat, sille yendi;

Dökülürdü belki de kan,

Bereket versin arkadan

Başı sarıklı bir hoca

Hızır gibi yetişti de

Birden kesildi arbede.

Hoca sordu, berikiler

Olanları birer birer

Söylediler dosdoğruca.

Ne gürültü, ne patırtı.

Hoca kestaneyi kırdı;

Kabuklarından birini

Bir yolcuya, diğerini

Bir yolcuya uzatarak

İçini kendisi yedi;

Sonra: "Haydi buyrun!" dedi.

Yolcular kalakaldılar;

Kısmetlerini aldılar!

Ne göz kalmıştı, ne kulak...

Anlayana bu ibrettir:

"Az tamah çok ziyan verir."

tamah:açgözlü,bencil, ibret:öğüt,ders,


10.OLDU, BİTTİ

Haydi, kardeş, oynayalım.

Oynayalım, lâkin birkaç
Dakikacık izin bana.

Peki, fakat çabuk gel ha!..

Geldim... Nerden başlayalım?
Körebeden. - Yok saklambaç
Daha iyi. - Hayır ebe daha iyi.

Hayır, zâten körebeyi
Oynayacak arkadaş yok,
Herkes kendi oyununda...

Haydi gel, saklambaç olsun.

İlk önce kim kimi bulsun?

Ben seni. - Haksızsın bunda,
Oyun benim. - Yooo, telâş yok,
Önce kim "oynasak" dedi?

Saklambacı kim söyledi?

Sen söyledinse söyledin;
Oyun benimdir. - Sen zâten
İnatçısın! - İnat, minat
Bilmem. - İnatçısın, Nihat!..

 

Onlar böyle uğraşırken:

Oyun benim, oyun senin...

Saklambaç araya gitti.

Düdük öttü: - Oldu bitti!

 

düdük ötmek: zil çalmak, teneffüs bitimi.

(Yusuf Yıldırım, Tevfik Fikret Eğitimciliği ve Şermin, Toker Yayınları, 2002)

TEVFİK FİKRET (1867-1915), Galatasaray Lisesi’nde ilk ve orta öğrenimini tamamlar. Yaşadığı sürede daima öğretmendir. Dürüst, alıngan ve çalışkandır. Eğitim için edebiyat ilkesini Haluk’un Defteri ve Şermin eserlerinde uygular. Modern eğitimin bilime ve uygulamaya dayanmasını savunur ve örnekler.

ESERLERİ- ŞİİR: Haluk’un Defteri, Rübab-ı Şikeste.