La Fontaine Masalları – Dünya Masalları

0
411

Orhan Veli Kanık’ın çevirisi, 1948, 1970’de Sabiha Bozcalı’nın siyah beyaz desenleriyle, 2003’te Dağıstan Çetinkaya’nın yeni ve renkli resimleriyle Yapı Kredi Doğan Kardeş Kitaplığı’nda basılır.

Bu kitapta okuyacağınız şiirleri gerçi siz­ler için tercüme ettim. Ama hiç bir zaman onları çocukça bulmadım. Zaten sizi de küçük görmüyorum. Güzel şeyleri siz de büyükler kadar anlar, büyükler kadar se­versiniz. Elbette, yaşınız ilerledikçe, bilgi­niz de artacaktır. Ama bu, bilginiz artın-caya kadar kötü şeyler, basit şeyler oku­yacaksınız demek değildir. Bilginizin an­layışınızın artması, zevkinizin incelmesi ancak büyük eserler, kıymetli eserler oku­makla olur. Bunu, pek sevdiğiniz Doğan Kardeşiniz de düşünmüş olacak ki bana bu şiirleri tercüme ettirmiş; kitap halin­de de sizlere sunmuş. Bu şiirleri yazanın nasıl bir şair olduğunu kitabı okuduktan sonra kendiliğinizden anlayacaksınız. Anlayacaksınız ama belki bazı şeyleri yine bilmeyeceksiniz. Meselâ o adam hangi millettenmiş, hangi çağlarda yaşamış, nasıl yaşamış? Size biraz da bunları anla­tırsam La Fontaine’in adı aklınızda daha iyi kalır. Küçük adiyle birlikte Jean de La Fontaine. Okunuşu: Jan do La Fonten. Bir Fransız şairiymiş. Doğduğu yıl 1621. Yani, aşağı yukarı XVII. yüzyılın baslarında doğmuş. Yüksekçe bir memu­run oğluymuş. Çocukluğu dağlarda, kır­larda geçmiş. Konularını hep hayvanlar arasındaki vakalardan (olay) alması belki de bundan geliyor. Ama belki de bu, Fransız tenkitçilerinin her olayı başka bir olaya bağlama gayretlerinin eseridir.

Orhan Veli’nin yazdığı ön söz:

“ Birkaç Söz

Sevgili çocuklar,

Doğru dürüst okuyamamış. Bir aralık, rahip olmak üzere, bir manastıra girmiş. Sonra, vazgeçip hukuk tahsili etmiş. Onu da becerememiş. Evlenmiş, memur olmuş.

Savruk bir hayat geçirmiş. En çok sev­diği şey hürriyetmiş. Ama bütün savruk­luğuna rağmen de çok çalışmış, çok eser vermiş. Bir hayli para sıkıntısı çekmiş. Ancak ötekinin berikinin yardımıyla ya­şayabilmiş. Bu kadar çok sıkıntı çektiği halde, devrin büyük sanatkârlarını ko­rumuş olan, XIV. Louis’ye dalkavukluk etmemiş. Nihayet, yine XVII. yüzyılın sonunda, 1695 yılında ölmüş.

Eserlerinde, hayvanlar yardımıyla, in­sanların kusurlarını, zayıf taraflarını göstermiş. Masallarının çoğu Aesopus adlı eski bir Yunan hikayecisinin masal­larından alınmış. Yalnız, bunlara ne masal demek doğru, ne de hikâye. Fran­sızlar fable diyorlar.”

METİN:

ATLA EŞEK

Dünyada insan yardım etmeli birbirine

Komşun gözlerini kapattığı an

Bütün yük senin sırtındadır, inan.

Bir eşek saygısı biraz kıtça bir beygirle

Yürüyordu. Fazla değildi yükü beygirin.

Eşekse, zavallı, soluyordu derin derin.

Attan azıcık yardım etmesini diledi;

Yoksa daha şehre varamadan ölecekti.

“Nihayet rica ediyorum, diyordu eşek,

Sizin için bu. yükün yarısı yük mü demek?..”

Kulak bile asmadı beygir bu ricalara.

Ama dostu nalları dikince biraz sonra

Anladı ki kabahat kendisinde.

Ne çare, iş işten geçmişti, çünkü

Beygire yüklediler bütün yükü.

Üstelik eşeğin ölüsünü de.

KURTLA KÖPEK

Zafiyetten çiroza dönmüştü kurdun biri

Köpekler, aksine, semiz mi semiz.

Bu kurt bir gün bir köpeğe rastladı; iri

Güzel, besili bir köpek; tüyleri tertemiz.

«Atılıp şunu bir parçalamalı.»

Diyordu içinden kurt cenapları.

Boğuşmayı da göze almak lâzımdı fakat

Köpek deseniz kendini, hakikat,

Koruyabilecek kadar anaçtı.

Bunu gören kurt pek sessiz yanaştı.

Biraz aşağıdan alıp dil dökeyim diye,

Hayran olduğunu söyledi bu semizliğe.

«Güç bir şey değil, sayın efendimiz,

Dedi köpek, böyle benim gibi semirmeniz.

Vazgeçin, bırakın bu ormanları.

Nedir bu ormanlarda çektiğiniz;

Seril sefil, perişan, aç bîilaç?

Açlıktan nerdeyse öleceksiniz,

Hepiniz fülûsuahmere muhtaç.

Âdeta arslan ağzında, yiyecekleriniz.

Gelin benimle, hemen değişsin kaderiniz.»

Kurt sordu; Peki, işim ne olacak?

— Hiç, dedi köpek, sadece adam kovalamak.

Vazifeniz yabancılara şiddet,

Evdekilere hürmet göstermekten ibaret.

ÇİFTÇİ İLE ÇOCUKLARI

Koşun, durmadan çalısın, didinin,

Topraklar altındır çalışanlara.

Bir ayağı çukurdaydı zengin bir çiftçinin,

Çocuklarını çağırttı, dedi ki onlara:

«Tarlaları satmaya kalkmayınız sakın.

Ecdadımızdan kaldı bize onlar.

İçinde büyük bir hazine yatar.

Yerini bilemem, kendiniz bulun çıkarın.

Bir parçacık gayretle hakkından gelirsiniz;

O hazine sayesinde de yükselirsiniz.

Kazın, çapalayın, sürün, belleyin, tarayın;

El değmedik yerini bırakmayın.»

Baba öldü; sarıldılar kazmaya çocuklar.

Sürüldü, çapalandı tarlanın dört bîr yanı;

Mahsul pek bol oldu harman zamanı.

Ne hazine, ne de bir şey; tecrübeli ihtiyar

Sade şunu anlatmak istemişti;

Dünyada en büyük hazine işti.

SOYU İLE ÖĞÜNEN KATIR

Pek kibarlık tasladı başpapazın katırı;

Ağzı da yorulmazdı anlatmaktan

Asil valdesi bayan kısraktan

Miras kalmıştı şanlı hatıraları.

Bir şu hikâyesi vardı, bir bu hikâyesi;

Bundan dolayı lâzım geliyordu:

Bir hekime satıldı, biraz kırıldı burnu.

Nihayet onu kader bir dolaba bağladı;

İşte o gün babası eşeği hatırladı.

Felâket dünyada bir budalanın

Aklını basma getirecekse,

En büyük bir lütuf sayılır.

Kimse o felâketi hor görmesin sakın.

(1. Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1970, 5-6, 10-11, 58-59)

2. Masallar, La Fontaine, çev: Sabahattin Eyupoğlu,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2000, 572 s.)

 

(6467)