Havaya Uçan At, Peyami Safa

0
3627
Peyami Safa - Havaya Uçan At

 Peyami Safa - Havaya Uçan AtOlaylar, eski zamanlarda Hint padişahının ülkesinde geçer. Bu padişah fala, büyüye, görülmemiş, ilginç şeylere meraklıdır. Bu uğurda çok para harcar. Günün birinde ülkesine gelen bir Japon padişahın ilginç şeylere olan merakını öğrenince bundan yararlanmak ister ve tahtadan atının uçtuğunu, eğer kızını kendisine verirse atı nasıl uçuracağını padişaha gösterebileceğini söyler. Padişah, Japon’un teklifini kabul eder, oğlu Şehzade Sacir’i atın üstüne oturtur. Japon hileyle atı uçurur. Şehzade de atla beraber uzaklaştıkça uzaklaşır. Oğlunu bir daha göremeyeceğinden korkan padişah Japon’a oğlunu geri getirmesi için üç ay süre vererek onu zindana attırır.

 

 

 

 

Havaya Uçan At, Peyami Safa, Damla Yay., İstanbul 2003, 128 s.

1. HAVAYA UÇAN AT

KİŞİLER, KARAKTERLER:

HİNT PADİŞAHI: Görülmemiş, nadir şeylere meraklı bir padişah.

JAPON: Masalın kötü kişisi, düzenbaz.

ŞEHZADE SACİR: Hint padişahının akıllı oğlu, masalın asıl kişisi.

SULTAN: Bengal Hakanı’nın güzel kızı.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Olaylar, eski zamanlarda Hint padişahının ülkesinde geçer. Bu padişah fala, büyüye, görülmemiş, ilginç şeylere meraklıdır. Bu uğurda çok para harcar. Günün birinde ülkesine gelen bir Japon padişahın ilginç şeylere olan merakını öğrenince bundan yararlanmak ister ve tahtadan atının uçtuğunu, eğer kızını kendisine verirse atı nasıl uçuracağını padişaha gösterebileceğini söyler. Padişah, Japon’un teklifini kabul eder, oğlu Şehzade Sacir’i atın üstüne oturtur. Japon hileyle atı uçurur. Şehzade de atla beraber uzaklaştıkça uzaklaşır. Oğlunu bir daha göremeyeceğinden korkan padişah Japon’a oğlunu geri getirmesi için üç ay süre vererek onu zindana attırır.

Şehzade atın üstünde bilmediği diyarlara giderken atın kulağının içindeki gizli düğmeye bulur, düğmeye basar ve bir sarayın bahçesine iner. Sarayın balkonunda güzeller güzeli bir sultana rastlar, sultan şehzadeyi sarayında misafir eder, çok geçmeden birbirlerine âşık olurlar ve evlenmeye karar verirler. Her ikisi de tahta ata binerek şehzadenin ülkesine dönerler. Oğlunun dönüşüne sevinen padişah, Japon’u serbest bırakır.

Japon sultanı tahta atla kaçırır, uzak memleketlere götürür. Şehzade de derviş kılığına girerek sultanı bulmaya gider. Kaşmir’e geldiklerinde Japon, sultanı bir ağaca bağlar, yiyecek almaya gider. Kaşmir padişahı sultanı görür, sarayına götürür. Sultana âşık olur ve evlenmek isdediğini açıklayınca güzel sultan çaresizlikten kabul eder.

Düğün hazırlıkları sırasında sultan evlenmemek için deli numarası yapar. Sultanı tedavi etmek için nice hekimler çağrılır. Durumu öğrenen Sacir de hekim kılığına girerek padişahın huzuruna çıkar. Sultanın iyileşmesi için atın yakılması gerektiğini söyler. Şehrin meydanına kazanlar kurulur. Çıkan dumanlardan faydalanan Sacir, sultanı da alarak tahta ata binip memleketine döner. Sultanla şehzade evlenir, Hint padişahı da atı yaktırır.

2. CESUR GEMİCİ

KİŞİLER, KARAKTERLER:

SENDABAT: Masalın asıl kişisi. Bağdatlı yaşlı, zengin bir tüccar. Vaktiyle seyahat etmeyi seven cesur bir gemiciymiş.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Sendabat, gençliğinde bol bol seyahat etmiş cesur bir gemicidir. Başına türlü türlü olaylar gelir. Yine bir gün gemisini yükler, memleketine doğru yola çıkar. Yolculuk sırasında geminin kaptanı yanına gelerek gördüğü şeyi Sendabat’a gösterir. Bu tıpkı bir adaya benzer. Sendabat ve arkadaşları gemilerini bu adaya yanaştırıp dinlenmek isterler; ancak, ada birden sallanmaya başlar. Deprem zannederler; ama, değildir. Meğer ada sandıkları şey kocaman bir balinadır. Sendabat’ın arkadaşları korkuyla gemiye kaçarlar, Sendabat’ı unuturlar. Sendabat yüzerek gemiye yetişmeye çalışsa da başaramaz. Issız bir adaya çıkar. Büyük bir kuş yardımıyla bu adadan başka bir adaya gider. Bu adada da vahşi hayvanlardan başka kimse yoktur. Birden havadan et parçaları düşmeye başlar. Sendabat yere bakınca bir sürü değerli taşın olduğunu görür. Taşlar yere düşen etlere yapışır. Etlerin kokusunu alan büyük bir kuş hem yerdeki bir eti hem de Sendabat’ı alıp yuvasına götürür. Yuvanın biraz ilerisinde arkadaşlarını gören Sendabat kurtulmak için bağırınca arkadaşları onun sesini duyup onu kuştan kurtarırlar. Sendabat ve arkadaşları buldukları bir kulübeye sığınır. Gece olunca bir devin gürültüsü duyulur. Dev, içlerinden en şişman olanı yakalar, yer. Devden kurtulmak isteyen cesur Sendabat onu bir ağacın altında uyurken öldürür. Devden kurtulan Sendabat ve arkadaşları küçük bir gemi yapıp tekrar yola çıkarlar; fakat, fırtınaya yakalanırlar. Gemi batar, bir tek Sendabat sağ kalır. Yine ıssız bir adaya düşer. Burada karşılaştığı yaşlı bir adamla fil dişi işi yapmaya başlar. Öldürdüğü fillerin dişlerini satar, yaşlı adamla parasını paylaşır. Bu durumdan rahatsız olan filler toplanır, Sendabat’ı yakalayıp fil mezarlığına götürür. Yaptığı hatayı anlayan Sendabat filleri dişleri için öldürmek yerine ölü fillerin dişlerini toplamaya başlar. Kendi payına düşen parayla memleketine döner, ölene kadar rahat rahat yaşar.

3. PAŞA KIZI İLE KÖYLÜ ÇOCUĞU

KİŞİLER, KARAKTERLER:

MAHMUT: Masalın asıl kişisi. Fakir bir köylü çocuğu. Babası tarafından paşa konağına besleme verilir.

PADİŞAH: Masalın kötü kişisi. Fenalığı ve zalimliği ile ün yapmış, büyücü olduğu söylenen bir padişah.

PAŞA KIZI: Mahmut’un sevdiği kız.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Mahmut, fakir bir köylünün çocuğudur. Babası hem kızından hem de oğlundan gördükleri rüyaları anlatmalarını ister. Kızı anlatır; ancak, Mahmut anlatmaz. Bu nedenle babası Mahmut’u her gün döver. Yine bir gün babası Mahmut’u döverken Mahmut’un sesini oradan geçen bir paşa duyar. Paşanın isteği üzerine Mahmut paşaya besleme olarak verilir. Paşanın güzel bir kızı vardır. Mahmutla arkadaşlık eder, zamanla birbirlerine aşık olurlar. Paşa, Mahmut’un babasından neden dayak yediğini öğrenir, Mahmut’tan gördüğü rüyayı anlatmasını ister. Mahmut utana, korka rüyasında bir padişahı öldürdüğünü ve paşanın kızıyla evlendiğini anlatır. Mahmut’a kızan paşa onu bir kaleye hapsettirir. Paşanın kızı da kalenin bekçisiyle anlaşır, her gün Mahmut’u ziyaret ederek ona yiyecek, su götürür.

Birgün memleketin zalim padişahı paşayı huzuruna çağırtır. Ona bir baston vererek bu bastonun nasıl açıldığını sorar. Eğer paşa bu soruyu bilemezse hem kendisi, hem kızı hem de konağındakiler ölecektir. Paşa düşünür, düşünür ama cevabı bulamaz. Paşanın kızı durumu Mahmut’a anlatır, Mahmut da cevabı söyler, kız da babasına cevabı rüyasında gördüğünü söyler, paşa da padişaha cevabı söyler. Soruyu doğru yanıtlayan paşaya padişah iki soru daha sorar, Mahmut sayesinde paşa yine kurtulur. Padişah, soruları paşanın değil de Mahmut’un cevapladığını bilmektedir ve Mahmutla tanışmak ister. Paşa, Mahmut’un ölmediğini öğrenince şaşırır. Mahmut’a durumu anlatır. Padişahın niyetinin kötü olduğunu anlayan Mahmut bir plan yaparak padişahı öldürür. En sonunda paşanın kızıyla evlenir. Böylece çocukken gördüğü rüya gerçekleşmiş olur.

4. HASAN’IN RÜYASI

KİŞİLER, KARAKTERLER:

EBU HASAN: Masalın asıl kişisi.

HARUN REŞİD: Halife.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Hasan, eski zamanlarda Bağdat’ta yaşamış zengin bir adamdır. Geçmişinde yaşadığı kötü olaylar nedeniyle pek arkadaşı yoktur; ancak, her gün evine bir yabancıyı misafir eder. Bir gün evine kendini Musul tüccarı olarak tanıtan halife Harun Reşid’i misafir eder. Yer, içerler. Sohbet koyulunca Ebu Hasan, H.Reşid’e kendisini niçin evine misafir ettiğini anlatır. En büyük hayalinin bir gün halife olup mahallesindeki kötü adamları cezalandırmak olduğunu söyler. Bunu öğrenen Harun Reşid, Ebu Hasan’a bir oyun oynamak ister. Gizlice Hasan’ın içkisine ilaç atıp onu uyutur, sarayına götürür. Saraydaki adamlarını tembihler. Hasan sabah uyandığında kendisini halife olmuş olarak bulur. Tıpkı bir halife gibi davranır. Hayal ettiği gibi mahallesindeki kötü adamları cezalandırır. Akşam sarayda coşup eğlenen Ebu hasan’ın içkisine yine uyku ilacı atılır ve Hasan uyutulur. Evine götürülüp yatağına yatırılır. İlacın etkisi geçip uyanan Hasan yaşadıklarını rüya zanneder; ancak, annesinden mahallede olanları öğrenince yaşadıklarına bir anlam veremez. Zamanla herkes gibi onlar da bu olayı unutur.

5. İNSAN MI YILAN MI?

KİŞİLER, KARAKTERLER:

HATİCE: Padişahın kızı.

HASAN: Padişahın oğlu.

HACER: Hatice ve Hasan’ın kötü kalpli üvey annesi. Büyücü.

MAHMUT: Hatice’nin aşığı genç zengin.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Memleketin birinde oğlu ve kızı ile yaşayan bir padişah vardır. Padişah, karısı ölünce Hacer adında bir kadınla evlenir. Padişah’ın oğlu Hasan ise o sırada dünya seyahatindedir. Hacer kötü kalplidir ve üvey kızı Hatice’nin güzelliğini kıskanır. Bu nedenle bir büyü yaparak Hatice’yi korkunç bir yılana çevirir. Padişah dahil bütün memleket bu yılanın Hatice’yi yuttuğunu sanmaktadır. Hatice’nin bu büyüden kurtulması için ağabeyisi Hasan’ın onu üç defa kucaklaması gerekmektedir. Padişah, hayvanlara zarar veren bu yılandan kurtulmak için bir falcıya gider ve falcıdan o yılanın aslında kızı Hatice olduğunu öğrenir. Falcı, padişaha kızı için en çok ağlayan kişiyi bulmasını böylece kızının kurtulabileceğini söyler. Padişah bütün ülkeyi aratır ve kızı için en çok ağlayan, kızına aşık Mahmut’u bulur. Mahmut, falcıdan Hasan’ı bulup getirmesini gerektiğini böylece Hatice’ye kavuşabileceğini öğrenir. Uzun bir yolculuktan sonra Hasan’ı bulur, getirir. Hasan yılanı üç defa kucaklar, Hatice kurtulur. Kötü kalpli üvey anne de çirkin bir kurbağaya dönüşür. Padişah ölür, yerine oğlu Hasan geçer, Mahmutla Hatice evlenir.

6. İHTİYARIN ESRARI

KİŞİLER, KARAKTERLER:

İHSAN: Ahmet Efendi ve Emine’nin evlatlığı. Masalın asıl kişisi.

LÂMİA: Ahmet Efendi ve Emine’nin kızı.

İHTİYAR ADAM: İhsan’ın gerçek babası, Lâmia’nın billûr saraydaki bakıcısı.

AHMET EFENDİ: Lâmia’nın babası, İhsan’ın üvey babası.

EMİNE: Ahmet Efendi’nin karısı.

OLAYDİZİSİ., ÖZET:

Ahmet Efendi ve Emine köyde çiftçilikle geçinen bir çifttir. Lâmia adında güzel bir kızları vardır. Bir gün Lâmia’yı bir büyücü kaçırır ve anne ve babası bir daha kızlarından haber alamaz. Her gün kızları için ağlarlar. Bir gün Ahmet Efendi tarla dönüşünde, sokakta dilenci bir çocuğa rastlar; çocuğa acır, onu evine götürerek karnını doyurur. Çocuğun adı İhsandır ve anne ve babası yoktur. Babası, o çok küçükken annesiyle onu terk etmiş annesi de iki gün önce ölmüştür. Emine ve Ahmet Efendi çocuğu evlatlık edinir. Aradan yıllar geçer; İhsan, Ahmet Efendi ile Emine’yi anne baba, onlar da İhsan’ı oğulları kabul etmişlerdir. Bir gün kapı çalınır, bir ihtiyar onlara misafir olur. Kızının hasretiyle yanan Emine başlarından geçenleri ihtiyara da anlatır. İhtiyar, İhsan’ın babasıdır ve Lâmia’nın nerede olduğunu bilmektedir. İhsan’ı da yanına alarak büyücünün billûr bir sarayda hapsettiği Lâmia’yı kurtarırlar, anne babasına kavuştururlar. Çok geçmeden ihtiyar ölür, vasiyeti üzerine birbirlerini zaten seven Lâmia ve İhsan evlenir.

7. MAVİ SAKALLI ADAM

KİŞİLER, KARAKTERLER:

MAVİ SAKALLI ADAM: Fatma’nın kocası, zengin, korkutucu biri. Masalın kötü kişisi.

FATMA: Mavi Sakallı Adam’ın karısı.

AYŞE: Fatma’nın kardeşi.

SÜLEYMAN EFENDİ: Ayşe ve Fatma’nın babası.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Memleketin birinde mavi sakallı bir adam yaşar, sakalının renginden dolayı herkes ona Mavi Sakallı Adam der. Bu adam çok zengin ama çok yalnızdır. Birçok defa evlendiği halde eşleri hep ortadan kaybolmuştur. Kimse onlara ne olduğunu bilmez. Mavi Sakallı Adam birgün ziyafet verir ve orada Fatma’ya aşık olur, onu babası Süleyman Efendi’den ister. Fatma’nın kardeşi Ayşe’nin de onlarla kalması şartıyla babası Fatma’yı Mavi Sakallı Adam’a verir. Evlendikten sonra evin bütün odalarının anahtarlarını Fatma’ya veren Mavi Sakallı Adam küçük anahtarı kullanmaması için Fatma’yı uyarır, yoksa sonu felakettir. Fatma, kocasının seyahate çıktığı bir gün merakına engel olamayıp küçük anahtarın açtığı kapıyı bulur. Kapıyı açınca içeride ürkütücü bir manzara ile karşılaşır: Duvarlara bir sürü kadın ölüsü parça parça edilerek çengellenmiştir. Fatma korkar, kapıyı kilitler; ancak, küçük anahtara bulaşan kan lekesini bir türlü temizleyemez. Eve dönen kocası Fatma’dan anahtarları ister. Küçük anahtardaki kan lekesini görünce Fatma’nın o yasak odaya girdiğini anlar. Fatma’yı öldürmek ister. Tam o sırada Fatma’nın erkek kardeşleri gelir, Mavi Sakallı Adam’ı öldürür. Fatma o günden sonra kocasından kalan mirasla rahat, mutlu bir hayat yaşar.

8. FALCININ LAMBASI

KİŞİLER, KARAKTERLER:

ALÂADDİN: Masalın asıl kişisi, fakir bir terzinin oğlu.

FALCI: Masalın kötü kişisi.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Alâaddin, yaşlı ve fakir annesiyle Buhara kentinde yaşamaktadır. Babası ölmüştür. Birgün Alâaddin sokakta oynarken yanına amcası olduğunu söyleyen bir adam gelir. Alâaddin adama inanır, onu evine götürür. Alâaddin’in annesi de adama inanır. Adam Alâaddin’i de yanına alarak çok uzak bir memlekete gider. Bu adam aslında bir falcıdır ve Alâaddin’i yeraltındaki bir lamba ve hazineyi çıkarması için kullanmak ister; ancak, Alâaddin lambayı falcıya vermeyince falcı Alâaddin’i yerin altına hapseder. Alâaddin falcının vermiş olduğu halkayı çevirir, karşısına bir cin çıkar ve “Dile benden ne dilersen.” der. Alâaddin annesinin yanına gitmek istediğini söyleyince bir anda kendisini annesinin yanında bulur. Olan biteni annesine anlatır. O günden sonra zenginlik içinde yaşarlar. Alâaddin birgün padişahın kızını görür, ona aşık olur. Lamba cinini kullanarak sultanla evlenir. Falcı, Alâaddin’in ölmediğini öğrenince bir oyun hazırlar, lambayı ele geçirir, sultanı çok uzaklara kaçırır. Bunu öğrenen Alâaddin parmağındaki halkayı kullanarak karısını kurtarır. Falcıyı da bir oyunla öldürürler. Bundan sonra mutlu bir hayat yaşarlar.

9. AYILARIN EVİ

KİŞİLER, KARAKTERLER:

NAZAN: Masalın asıl kişisi. Tembel bir kızdır.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Nazan çok tembel bir kızdır. Annesi bu durumdan çok şikayetçidir. Ona göre Nazan kendi işini kendi yapması gerektiğini öğrenmelidir. Bir gün anne kız Nazan’ın tembelliği yüzünden tartışırlar. Nazan evden uzaklaşır. Ormanda küçük bir ev görür. İçeri girer, masada gördüğü üç kase çorbadan tadar, en küçük kasedeki çorbayı beğenerek bitirir. Evi dolaşırken üç sandalye görür. En küçük sandalyeyi daha rahat bularak ona oturur; ancak, sandalyenin bacağını kırar. Sonra yatak odasına girer. En küçük yatağı daha rahat bulur, yatar. Yatakta yatarken içeriden üç kişinin sesini duyar. Sesler bir insan sesine göre oldukça kalındır ve gittikçe yaklaşmaktadır. Birden yatak odasının kapısı açılır ve içeriye üç tane ayı girer: Baba ayı, anne ayı ve yavru ayı. Nazan ilk başta ayılardan korkar. Kim olduğunu, nerden geldiğini anlatır onlara. Ayılar onu nezaketle karşılar, hemen onun için mükellef bir sofra hazırlarlar. Nazan böyle güzel yemekleri bir ayının pişirebilmesine, ayıların bu kadar temiz olmasına şaşırır. Yemek yemeye, sohbete dalan Nazan saatin sesini duyunca annesini hatırlar. Ayılarla vedalaşıp koşa koşa eve gider. Olan biteni annesine anlatır; ancak, annesi ona inanmaz. Nazan da ayıların evini annesine göstermek ister. Ormana gittiklerinde ev yerinde yoktur. Anlarlar ki periler Nazan’a bir oyun oynamıştır. O günden sonra Nazan tembelliği bırakıp kendi işini kendi yapar.

10. İKİ ÖKSÜZ ARKADAŞ

KİŞİLER, KARAKTERLER:

SABİHA: Bir ninenin yanında kalan on iki yaşında öksüz bir kız.

ALİ: Babası ve kız kardeşiyle yaşayan gazeteci çocuk.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Sabiha, bir nineden başka kimsesi olmayan öksüz bir kızdır. Nine yaşlandığı için artık o çalışmaya başlar. Komşuların bahçelerinden toplayıp verdiği çiçekleri satarak eve ekmek getirir.

Ali de yaşlı babası ve küçük kız kardeşi Emine’den başka kimsesi olmayan gazeteci çocuktur. Bu iki çocuk her gün tramvay durağında karşılaşarak arkadaş olurlar. Çok geçmeden Ali’nin kardeşi Emine tifoya yakalanıp ölür. Ardından da Sabiha’nın ninesi ölür. Yalnız başına kalan Sabiha Ali’nin evine taşınır. Kış gelir. Ali’nin babası hummaya yakalanır ve ölür. İki öksüz arkadaş çaresizlik içinde ne yapacaklarını düşünürken akıllarına padişah gelir. Hemen padişaha bir mektup yazarak durumlarını anlatırlar. Padişah da iki öksüzü yetimler evine yerleştirir. İki öksüz çektikleri onca çileden sonra artık mutlu bir hayat sürerler.

PEYAMİ SAFA(1899-1961), Hastalığı yüzünden düzenli öğrenim görmedi. On üç yaşında çalışmaya başladı. Gazete ve dergilerde yazılar yayımladı. Server Bedi takma adıyla macera romanları yazdı. Psikolojik çözümlemelerle yazdığı romanlarında modern insanın eskiyle hesaplaşmasını işledi.

ESERLERİ- ROMAN. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Sözde Kızlar.

 

(58423)