Leo Tolstoy, İnsan Ne İle Yaşar

0
1561

Tolstoy, hikâyelerde inanç ve bilgelik üzerinde durur. İnsan Ne ile Yaşar adlı uzun hikâyede meleğin sınanmayı başarmasını anlatır.Kitaptaki öteki öyküler: Üç Soru; İnsana Ne kadar Toprak Lâzım; Allah Gerçeği Bilir ama Bekler; Tek Bir Kıvılcım Tüm Evi Kül Eder.

KİŞİLER KARAKTERLER:

SİMON: Ayakkabıcı. Yoksul. İyiliksever.

MATRYONA: Simon’un karısı. İyi kalpli. Ev ve kocasına bağlı.

MİCHAEL: Cezalı melek.

On iki bölümdür:

Simon karısı ve iki çocuğuna evinin alt katındaki küçük ayakkabıcı dükkanında çalışarak zor bakar. Alacağını almak için evden çıkar. Para alabilirse deri alacaktır. Eli boş dönmektedir. Yolun kenarında donmak üzere olan bir adamla ilgilenmeyip yoluna devam eder. Vicdanını dinleyip geri döner ve adamı evine getirir. Giydirir, yederir. Adam gülümser. Karısı soğuk karşılar.

Sabahleyin adamın öyküsünü öğrenirler. Allah, sözünü tutmadığı için eski meleğini cezalandırır. Michael adlı bu kimsesiz adamın kendisiyle çalışmasını söyler. Hiç konuşmayan adam, teşekkür ederek kabul eder. Ayakkabıcılıkta kısa sürede ustalaşır.

Bir yıl geçer. Zengin adam çok kaliteli bir deriyle gelir. Bu deriyle bir yıl giyebileceği bir ayakkabı dikmesini söyler. Kalfa olan Michael işi üstlenir. Çizme yerine terlik diker. Simon tedirgindir. Ömrü boyunca kazanamayacağı kadar para değerindeki deriden terlik yapılmıştır. Zengin adamın yardımcısı gelir, efendisinin çizme yerine terlik istediğini açıklar. Terliği alır gider. Michael ikinci kez gülümser. Simon şaşırır ama sormaz.

Michael altı yıldır Simon’nun yanında ve evindedir. Bir gün bir kadınla ikiz kızkardeşler gelir, biri topaldır. Kadın kızların oduncu babası kütük altında kalıp hayattan ayrıldıktan kısa bir süre sonra annelerinin de doğumdan sonra öldüğünü anlatır. İki kıza baharlık ayakkabı dikmelerini ister. Michael ikizlere üçüncü kez gülümser.

Simon ve karısının kendisine eve almasıyla “İnsanın içinde ne barındırdığını öğren” sorusundan “sevgi”yi öğrenir. Zengin adamın omzunda arkadaşı ölüm meleğini gören Michael ikinci sözü hatırlar: “İnsana neyin verilmediğini öğren”. İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemişti. Üçüncü söz insanın ne ile yaşadığı ile ilgilidir. Annesi ölen çocukları başka bir kadın merhametle yaşatır. Böylece Allah Michael’i bağışlar, tekrar göğe yükselir, melek olur.

METİN: XI

Simon ile Matryona bunca zaman kendileriyle yaşayan, ye­dirip giydirdikleri kişinin artık kim olduğunu öğrenmişlerdi. Huşu ve mutluluk içerisinde ağlamaya başladılar. Melek onlara,

— Bir tarlanın ortasında yapayalnız ve çıplak bir vaziyettey­dim, insanlara özgü ihtiyaçlarla daha önce hiç tanışmamıştım, insan olmadan önce soğuk ya da açlık nedir bilmezdim. Aç­lıktan ölmek ve donmak üzereydim. Ne yapacağımı bilemi­yordum. Tarlanın hemen yanında bir türbe gördüm. Sığınacak bir yer bulurum umuduyla oraya gittim. Ama kapı kilitliydi, içeri giremedim. Hiç olmazsa rüzgardan korunurum düşünce­siyle kilisenin arka tarafına geçip oturdum.

Hava kararmak üzereydi. Açtım, soğuktan donmak üzerey­dim ve acı çekiyordum. Tam o sırada yoldan birinin geldiğini duydum. Adamın elinde bir çift çizme vardı ve adam kendi kendisiyle konuşuyordu, insan olduğumdan beri ilk defa bir ölümlünün yüzünü görüyordum. Adamın yüzü gözüme kor­kunç gözüktü ve bakışlarımı başka yana çevirdim.

Adam vücudunu kışın soğuktan nasıl koruyacağına, karısıyla çocuklarına nasıl bakacağına dair kendi kendisine söyleniyordu. Ben de içimden, “Ben soğuktan ve açlıktan ölmek üzereyim, bu adam da karısıyla kendisinin kışın ne giyecekle­rini ve eve nasıl ekmek götüreceğini düşünüyor. Bana yardım edemez”diye geçiriyordum.

Adam beni görünce kaşları çatıldı. Yüzü daha da korkunçlaştı. Tapınağın öbür tarafından yürüyüp gitti. Tam umutsuz­luğa kapılıyordum ki onun geri geldiğini duydum. Başımı kal­dırıp bakınca karşımdakinin aynı adam olmadığını gördüm: İlkin onun yüzünde ölümü görmüştüm, ama şimdi karşımda capcanlı duruyordu. Adamın içindeki merhameti fark ettim. Yanıma geldi ve beni giydirdi. Beni alıp evine götürdü. Eve gelince bir kadın bizi karşıladı ve konuşmaya başladı. Kadın adamın önceki halinden bile korkunçtu. Konuşan sanki o de­ğil de ölümün ta kendisiydi. Etrafına yaydığı ölüm kokusu yü­zünden nefes alamıyordum.

Beni sokağa, ayaza atmak istiyordu. Ben bunu yaparsa onun öleceğini biliyordum. Derken kocası Allah’ın adını ağzı­na aldı ve kadın derhal değişti. Bana yemek getirip yüzüme baktığında artık onun da içinde ölüm yoktu, hayata dönmüş­tü ve onun da içinde merhameti gördüm.

Sonra Tanrının benden öğrenmemi istediği ilk dersi hatır­ladım: “İnsanın içinde ne barındırdığını öğren.” Ve ben de in­sanın içinde sevgiyi barındırdığını öğrenmiş oldum böylece! Rabbimin söz verdiği şeyi bana çoktan öğretmeye başladığını anlayınca mutlu oldum ve ilk kez gülümsedim. Ama henüz her şeyi öğrenmemiştim. Hala insana neyin verilmediğini ve insanın ne ile yaşadığını bilmiyordum.

Sizinle yaşamaya başladım ve aradan bir yıl geçti. Bir adam gelip bir yıl boyunca şekli bozulmadan ve açılmadan giyilebilecek bir çift çizme siparişi verdi. Ona baktım ve aniden omzunun üzerinde arkadaşım olan ölüm meleğini gördüm. Onu yalnızca ben gördüm. Arkadaşımı tanıyordum ve güneş bat­madan zengin adamın canını alacağını anlamıştım. Kendi kendime, “Adam bir yıl için hazırlık yapıyor ve akşam olma­dan öleceğini bilmiyor” diye düşündüm. Ve aklıma Tanrının bana söylediği ikinci söz geldi: “İnsana neyin verilmediğini öğren.”

İnsanın içinde ne barındırdığını daha önce öğrenmiştim. Bu defa insana neyin verilmediğini öğrendim. Kendi ihtiyaçla­rının bilgisi insana verilmemişti. Ve ikinci kez gülümsedim. Hem arkadaşım olan meleği gördüğüm hem de Tanrı bana ikinci sözün anlamını da ilham etmiş olduğu için mutluydum.

Ama hala üçüncü sözün anlamını bilmiyordum, insanın ne ile yaşadığını bilmiyordum. Böylece günler geçmeye devam etti. Allah’ın son hakikati de kalbime ilham etmesini bekliyor­dum. İnsan olarak yeryüzüne inişimin altıncı senesinde o ka­dınla ikiz kızlar çıka geldi. Kızları tanımıştım. Nasıl hayatta kaldıklarını işittim. Hikayelerini öğrenince içimden, “Annele­ri bana çocukları için yalvarmıştı, ben de çocuklar anasız ba­basız yaşayamazlar dediğinde ona inanmıştım. Ama bir ya­bancı onları emzirmiş ve büyütmüş” diye düşündüm.

Kadın kendisinin olmayan bu çocuklara karşı sevgisini gösterdiğinde ve onlara sarılarak ağladığında, onda capcanlı bir merhamet gördüm ve insanın ne ile yaşadığına vakıf ol­dum. Artık biliyordum ki Allah bana ilham yoluyla son haki­kati de öğretmişti ve günahımı bağışlamıştı. Bunun üzerine ben de üçüncü kez gülümsedim.

(Tolstoy, çev.:İhsan Özdemir, İnsan Ne ile Yaşar,Timaş, İstanbul 2005, s.41-43)

LEV TOLSTOY (1828-1910). Rusya. Toprak sahibi ve soylu bir ailedendir. Babası emekli yarbaydı. 16 yaşında üniversiteye, 24 yaşında orduya katılır. Avrupa gezisinden sonra çiftliğinde köylü çocukları özel eğitimle yetiştirir. Savaş ve Barış’ı 1869’da yayınladıktan sonra ruhsal bunalım yaşadı.Bilgelik düşüncelerini açıklar. Topraklarını köylülere dağıtmasını ailesi engeller. Bütün eserleri 90 cilttir. ÖYKÜ: Erik Çekirdeği. ROMAN:Anna Karenina, Savaş ve Barış.

 

(16461)