Dede Korkut Hikayeleri

0
594

 

TANITIM: Türk destanı kalıntısı, uzantısı sayılan hikayelerde Müslüman Oğuzlarla Hristiyanların, Oğuz boylarının birbirleriyle ve kahramanların olağanüstü yaratıklarla  mücadeleleri anlatılır. Şiir ile düzyazı karışıktır. 15. yüzyıl öncesinin aile, toplum özellikleri işlenir. Türk dilinin temel metinlerindendir.

 

KİŞİLER, KARAKTERLER: Her hikayede iyiler ile kötüler karşılaştırılır. Tepegöz gibi perilerin koruduğu, donattığı kişiler de vardır. Kahramanın soyundan, becerisinden gelen özellikleri geçerlidir. Kadın erkek eşitliği, denkliği görülür.

 

METİN: DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HANIN DESTANINI ANLATIR HANIM HEY

 

 

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalk­mıştı. Şâmî (Çadır cinsi.) otağını yer yüzüne kurdurmuştu. Ala say­vanı gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek seccade dö­şenmişti. Hanlar hanı Han Bayındır yılda bir kerre ziya­fet çekip Oğuz beylerini misafir ederdi.

 

Gene, ziyafet tertip edip attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kı­zı! otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin oğlu kı­zı yek ise, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demişti. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayanı Allah Taâlâ karalamıştır, biz de görmeyiz belli bilsin demiş idi.

 

Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı.

 

Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim Hanım ne söylemiş:

 

Serin serin tan yelleri estiğinde

 

Sakallı bozca çayır kuşu öttüğünde

 

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

 

Yürük atlar sahibini görüp kişnediğinde

 

Aklı karalı seçilen çağda

 

Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca

 

Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda

 

Sabah, gün doğarken Dirse Han kalkarak yerinden doğru­lup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Hanın sohbeti­ne geliyordu.

 

Bayındır Hanın yiğitleri Dirse Hanı karşıladılar. Geti­rip kara otağa kondurdular. Altına kara keçe döşediler. Sabah, gün doğarken Dirse Han kalkarak yerinden doğru­lup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Hanın sohbetine geliyordu.

 

Bayındır Hanın yiğitleri Dirse Hanı karşıladılar. Ge­tirip kara otağa kondurdular. Altına kara keçe döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. «Bayındır Han­dır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü, soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara ota­ğa kondurdu?» dedi, «Hanım, bugün Bayındır Handan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayanı Tanrı Taâlâ hoş gör­memiştir, biz de hoş görmeyiz demiştir» dediler. Dirse Han yerinden kalktı: «Kalkın yiğitlerim yerinizden doğru­lun, bu kara ayıp bana ya bendendir ya hatundandır» de­di.

 

Dirse Han evine geldi. Bağırıp hatununa söyler, gö­relim Hanım ne söyler :

 

Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

 

Evden çıkıp yürüdüğünde servi boylum

 

Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım

 

Kuru kurulu yaya benzer çatma kaşlım

 

İki badem sığmayan dar ağızlım

 

Kavunun yemişim düvleğim

 

Görüyor musun neler oldu.

 

Kalkıp Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara ko­yun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, kimin oğlu, kızı yoksa Tanrı Taâla onu ka­ralamış olup biz de hoş görmeyiz, demiş. Ben varınca gelip karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe al­tıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayanı Tanrı Taâlâ hoş görmemiştir, biz de hoş görmeyiz belli bil dediler. Senden midir, benden midir, Tanrı Taala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, de­di, söyledi :

 

 

 

Han kızı yerimden kalkayım mı

 

Yakan ile boğazından tutayım mı

 

Kaba ökçemin altına dayım mi

 

Kara polat öz kılıcımı elime dayım mı

 

Öz gövdenden başım keseyim mi

 

Can nasıl tatlıymış sana bildireyim mi

 

Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi

 

Han kızı sebebi nadir söyle bana;

 

Korkunç gazap ederim şimdi sana

 

Dirse Hanım hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş: «Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söy­leme, yerinden kalk, ala çadırını, yer yüzüne diktir, at­tan aygır, deveden buğra, koyundan koç kes; İç Oğuzun Dış Oğuzun beylerini başına topla, aç görsen doyur, çıplak görsen giydir, borçluyu borcundan kurtar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir arslan yavrusu gibi bir çocuk verir dedi.

 

Dirse Han karısının sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini davet etti. Aç gör­se doyurdu. Çıplak görse giydirdi. Borçluyu borcundan kurtardı. Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası île Allah Taâlâ bir çocuk verdi. Karısı hâmile oldu. Bir nice müddetten sonra oğlan doğurdu. Oğlancığını dadı­lara verdi, baktırdı.

 

At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her omurgalı gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasına girdi. Oğla­nın babası Bayındır Hanın ordusuna karıştı.

 

Meğer Hanım, Bayındır Hanın bir boğası var idi, bir de buğrası var idi. O boğa kayalara boynuz vursa un gi­bi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile buğrayı döğüştürürlerdi. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri ile tema­şa ederdi, seyreder eğlenirdi.

 

Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkar­dılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir ile boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyuverdiler. Meğer sultanım. Dirse Hanın oğlancığı üç arkadaşı ile meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu­verdiler, oğlancıklara kaç dediler.

 

O üç oğlan kaçtı. Dirse Hanın oğlancığı kaçmadı, ak meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile bo­ğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü bir daha geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu ile sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın başına çıkar­dı. Boğa ile oğlan bir müddet çekiştiler. Boğanın iki kü­rek kemiğinin üstü köpük bağladı. Ne oğlan yener, rre bo­ğa yener. Oğlan düşündü: Bir darna direk vururlar, o da­ma destek olur, ben bunun alnına niye destek olup du­ruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu çek­ti, yolundan savuldu. Boğa ayak üstünde duramadı, düş­tü tepesinin üstüne yıkıldı. Oğlan bıçağına el attı. Boğa­nın başını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basına toplan­dılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, yanına alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alı versin dediler.

 

Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Oğlanı alıp ba­basına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, gö­relim Hanım ne söylemiş:

 

Hey Dirse Han Beylik ver bu oğlana

 

Taht ver erdemlidir

 

Boynu uzun yürük at ver bu oğlana

 

Biner uzun yürük et ver bu oğlana

 

Biner olsun hünerlidir

 

Ağıllarından on bin koyun ver bu oğlana

 

Şişlik olsun erdemlidir.

 

Katarından kızıl deve ver bu oğlana

 

Yük taşıyıcı olsun hünerlidir

 

Altın başlı otağ ver bu oğlana

 

Gölgs olsun ercdemlidir

 

Omuzu kuşlu kaftan ver bu oğlana

 

Giyer olsun hünerlidir

 

Bayındır Hanım ak meydanında bu oğlan   cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim  yaşını Allah versin dedi,  Dirse Han  oğlana beylik verdi, taht verdi.

 

Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz ol­du. O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler: Ge­lin oğlanı babasına çekiştirelim, olur ki öldürür, gene bi­zim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, artar dediler.

 

Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana, yirmisi de bir yana oldu. Önce yirmisi vardı, Dirse Hana şu haberi ge­tirdi: «Görüyor musun Dirse Han neler oldu, yaşayıp töremesin senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuzun üstüne yürüyüş etti, nere­de güzel gördüyse çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütünü çekti, akan duru su­lardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağdan haber aşar, hanlar hanı Bayındıra haber varır, Dirse Hanın oğlu böy­le işitilmemiş iş yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha İyi olur, Bayındır Han seni çağırır, sona akla gelmez ga­zap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul ol­maktan olmamak daha iyidir, öldürsene» dediler. Dirse Han: «Varın getirin, öldüreyim» dedi.

 

Böyle diyince Hanım, o nâmertlerin yirmisi daha çı­ka geldi ve bir dedikodu da onlar getirdiler. Der: «Dir­se Han senin oğlun kalkıp yerinden doğruldu, göğsü gü­zel koca dağa ava çıktı, sen var İken av avladı kuş kuşladı, anasını yanına alıp geldi, al şarabın yitisinden aldı içti, anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı, hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağdan haber geçer , hanlar hanı Bayındıra haber varır, Dirse Hanın oğlu böyle işitilmemiş iş yapmış derler, seni çağır­tırlar. Bayındır Hanın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene» dediler. Dirse Han: «Varın geti­rin öldüreyim böyle oğul bana gerekmez» dedi. Dirse Ha­nın adamları; «Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gel­mez kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avla­yıp yıp oğlunu aklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldüremezsen bir daha öldüremezsin, belli bil» dediler.

 

Serin serin tan yelleri estiğinde

 

Sakallı bozca çayır kuşu öttüğünde,

 

Yürük allar sahibini görüp kîşnediğinde

 

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

 

Aklı karalı seçilen çağda

 

Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda,

 

Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca

 

Bey yiğitlerle cilasunların birbirine koyulduğu çağda

 

Sabah gün doğarken Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancı­ğını yanına alıp kırk yiğidiyle birlikte ava çıktı.

 

Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir ka­çı oğlanın yanına geldi: «Baban dedi, geyikleri kovala­sın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışım göreyim, sevineyim, kıva­nayım, güveneyim dedi» dediler. Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, babasının önünde vuruyordu. Babam at kus­turuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diye düşünüyordu. O kırk nâmert: «Dirse Han, görüyor musun oğlanı, yazıda ya­ban geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen onu öldürmeğe bak» dediler.

 

Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han kurt sinirinden sert yayını eline al­dı. Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı oğla­nı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok vurdu­ğunda alca kanı fışkırdı koynu doldu, yürük atının boy­nunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığı­nın üstüne gürleyip düşsün. O kırk nâmert bırakmadı. A-tının dizginini döndürdü, yurduna gelir oldu.

 

Dirse Hanın hatunu oğlancığımın ilk avıdır diye at­tan aygır, deveden buğra, koyundan koç kestirdi, kanlı Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Derlenip toplanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Ha­nın yüzüne baktı. Sağ İle soluna göz gezdirdi, oğlancı­ğını görmedi. Kara bağrı sarsıldı bütün yüreği oynadı, ka­ra çekik gözleri kan yaş doldu. Çağırıp Dirse Hana söy­ler, görelim Hanım ne söyler :

 

Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

 

Han babamın güveyisi

 

Kadın anamın sevgilisi

 

Atamın anamın verdiği

 

Göz açıp gördüğüm

 

Gönül verip sevdiğim

 

A Dirse Han

 

Kalktın yerin yerinden doğruldun

 

Yelesi kara soylu atına bindin

 

Göğsü güzel koca dağa ava çıktın

 

İki vardın bir geliyorsun yavrum hani

 

Karanlık gecede bulduğum oğul  hani

 

Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor

 

Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım yaman sızlıyor

 

Sarı yılan sokmadan akça tenim kalkıp şişiyor
Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor
Kuru kuru çaylara su saldım
Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım
Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım
Dilek ite bir oğul zor buldum

 

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle hana

 

Karsı yatan Ala Dağdan bîr oğul uçurdunsa söyle bana

 

Taşkın çıkan deli sudan bir oğul akıttınsa söyle bana

 

Aslen ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana

 

Kara cübbeli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana

 

Han babamın katına ben varayım
Ağır hazîne bol asker alayım

 

Azgın dinli kâfire ben varayım

 

Paralanıp cins atımdan inmeyince

 

Yenim i!e alca kanımı silmeyince

 

Kol but olup yer üstüne düşmeyince

 

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana

 

Kara başım kurban olsun bugün sana

 

dedi, inim inim inildeyip ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk nâmert karşı geldi; «Oğ­lun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sarhoştur cevap veremez» dediler.

 

Dirse Hanım hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı kırk ince kızı beraberine aldı, yürük ata binip oğlancığını aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılık Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşup çıktı. Bakıp gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar. Yürük atını ökçeledi, o tarafa yürüdü.

 

Meğer sultanım, oğlan o derecede yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak istedi. Oğla­nın iki köpekçeğizi var idi, kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır, imda­dına yetişti, üç defa yarasını eli ite sıvazladı: «Sana bu yaradan korkma ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü İle senin yarana merhemdir» dedi, kayboldu.

 

Oğlanın anası oğlanın üstüne koşup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca, kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim Hanım ne söyler :

 

Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık

 

On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık

 

Tanrının verdiği tatlı çorun seyranda imiş tut artık

 

Öz gövdende canın var ise oğul haber bana

 

Kara başım kurban olsun oğul sana

 

Akar senin suların Kazılık Dağı

 

Akar iken akmaz olsun

 

Biter senin otların Kazılık Dağı

 

Biter iken bitmez olsun

 

Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı

 

Koşar iken koşmaz olsun taşa dönsün

 

Ne bileyim oğul arslandan mı oldu

 

Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul

 

Bu kazalar sana nereden geldi

 

O gövdende canın var ise oğul haber bana

 

Kara başım kurban olsun oğul sana

 

Ağız dilden bir kaç kelime haber bana

 

Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı. ansızın gözünü açtı, anasının yüzüne baktı. Söylemiş, gö­relim Hanım ne söylemiş :

 

Beri gel ak sütünü emdiğim kadınım ana

 

Ak pürçekti izzetli canım ana

 

Akarlı sularına kötü söyleme

 

Kazılık Dağının günahı yoktur

 

Biterli otlarına kötü söyleme

 

Kazdık Dağının suçu yoktur

 

Biterli otlarına kötü söyleme

 

Kazılık Dağının suçu yoktur

 

Koşan geyiklerine kötü söyleme

 

Kazılık Dağının günahı yoktur

 

Arslan ile kaplanına kötü söyleme

 

Kazılık Dağının suçu yoktur

 

İlenirsen babama ilen

 

Bu suç bu günah babamındır.

 

Oğlan yine de: «Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kere yara­mı sığadı, «bu yaradan sana ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü sana merhemdir» dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası meme­sini sıktı sütü gelmedi, iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı. İyice doldu, sıktı süt ile kan karışık gel­di. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yarasına sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak, yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Handan sakladılar.

 

At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, öğlenin kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu. Oğlan ata bîner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu, Dirse Hanın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor.

 

O kırk nâmert bunu duydular, ne eyleyelim diye ko­nuştular: «Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür» dediler. «Gelin Dirse Hanı tutalım, ak ellerini ardına bağlayalım, kıl sicimi ak boynuna takalım, alıp kâfir ellerine yönelelim» diyerek, Dirse Hanı tuttu­lar. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicimi boynuna tak­tılar, ak etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kâfir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Hanın esir olduğundan Oğuz beylerin haberi yok.

 

Meğer sultanım. Dirse Hanım hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söy­lemiş :

 

Görüyor musun ay oğul neler oldu

 

Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu

 

yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namert, babanın yoldaşları babanı tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicimi ak boynuna tak­tılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kâ­fir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalk yerinden doğrul, kırk yiğidini beraberine al, babanı o kırk nâmertten kur­tar, yürü oğul, baban sana kıydı ise sen babana kıyma» dedi.

 

Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı kara çelik öz kılıcını beline kuşandı, ak kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, yürük atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberin© aldı, ba­basının ardınca koşturup gitti.

 

O nâmertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın yitisinden içiyorlardı. Boğaç Han koşup yetişti. O kırk nâmert de bunu gördüler. Dediler: «Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kâfire yetiştirelim» dedi­ler. Dirse Han :

 

«Kırk yoldaşım aman

 

Tanrının birliğine yoktur güman

 

benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin» dedi. Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi. Söyler, gö­relim Hanım ne söyler :

 

Boynu uzun yürük atlar giter ise benim gider

 

Senin de içinde bineğin var ise yiğit söyle bana

 

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

 

Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider

 

Senin de içinde şişliğin var ise söyle bana

 

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

 

Katarlardan kızıl deve gider ise benim gider

 

Senin de içinde odan var ise yiğit söyle barsa

 

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

 

Altın başlı otağlar gider ise benim gider

 

Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana

 

Savaşmadan vuruşmadan ah vereyim dön geri

 

Ak yüzlü e!â gözlü gelinler gider ise benim gider

 

Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana

 

Savaşmadan vuruşmadan ah vereyim dön geri

 

Ak sakallı kocalar gider ise benim gider

 

Senin da içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle  bana

 

Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri

 

Benim için geldin ise oğlancımı öldürmüşüm

 

Yiğit sana günahı yok dön geri

 

Oğlan burada babasına söylemiş, görelim Hanım ne söy­lemiş :

 

Boynu uzun yürük atlar senin gider

 

Benim de içinde bineğim var

 

Bırakamam kırk nâmerde

 

Katarlardan kızıl deve senin gider

 

Benim de içinde devem var

 

Bırakamam kırk nâmerde

 

Ağıllarda on bin koyun senin gider

 

Benim de içinde etliğim var

 

Bırakamam kırk nâmerde

 

Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise

 

Benim de içinde nişanlım var

 

Bırakır mıyım kırk nâmerde

 

Altın başlı otağlar senin gider ise

 

Benim de içinde odam var

 

Bırakır mıyım kırk nâmerde

 

Ak sakallı kocalar senin gider ise

 

Benim de içinde bir aklı şaşmış bilmesini unutmuş kocalmıs babam var

 

Bırakır mıyım kırk nâmerde

 

Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit soy­lu atlarını sürdü, oğlanın çevresine toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Ki­minin ‘boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kur­tardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır oğlana beylik verdi, taht verdi. Dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznâmeyi düzdü koştu, böyle dedi :

 

Onlar da bu dünyaya geldi geçti

 

Kervan gibi kondu göçtü

 

Onları da ecel aldı yer gizledi

 

Fâni dünya yine kaldı

 

Gelimli gidimli dünya

 

Son ucu ölümlü dünya

 

Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla akılla dev­letini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak me­det eriştirsin.

 

Dua edeyim Hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli ulu ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlarının uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın tökezlenmesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın ye­ri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun, Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç eylemesin Hanım hey!

 

(Mustafa Necati Sepetçioğlu, Dede Korkut, Toker Yayınları)

(4826)