Anton Çehov, Hikayeler

0
535

TANITIM: Fransız olay öykücülüğünün yaygın olduğu 19. yüzyılın sonunda oluşu, akışı temel alır. Modern, kesit öyküsüne örnekler verir. Zamanın akışı ve kişilerin iç dünyasını, çelişkilerini işler.

 

KİŞİLER, KARAKTERLER: Memurlar, hizmetçiler, soylu aylaklar, askerler, sanatçılar.

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET: Olayları oluş, akış halinde işler. Modern hikâyenin kurucusudur. Zamanın egemen olduğu eserlerdir. Toplumdaki bozulmayı da eleştirir. Tiyatro da yazdığı için olay ve kişileri iyi belirler. PISIRIK KIZ adlı kısa öyküde hakkını aramayan hizmetçi ve efendisinin verdiği ders işlenir. UYKU acıklı ve etkileyicidir. Bakıcı kızın hizmetlerden uykusuz kalışı işlenir. Ancak Varka beyefendiye, hanımefendiye, çocuklara kızar. Uyuyacağı zaman ağlayan bebeği boğar.

 

 

METİN: YARAMAZ ÇOCUK

 

Yakışıklı bir delikanlı olan İvan İvaniç Lapkin’le, hafifçe kalkık burunlu genç bîr kız olan Anna, Semyonovna Zamblitskaya, dik bir bayırdan aşağı kıyıya indiler, küçük bir şıraya oturdular. Sıra, genç bir söğüt ağacının sık dalları arasında, suyun ta içinde idi. Çok güzel bir yer!.. Buraya oturunca kendinizi herkesten giz­lersiniz. Sizi yalnız balıklarla, suyun üzerinde yıldırım hızıyla koşuşan su örümcekleri görür, Gençler, oltalarla, kepçelerle, yem dolu kutularla, balık avlamağa yarayan başka gereçlerle gelmişlerdi. Oturur oturmaz, hemen balık avla­mağa başladılar.

 

Lapkin etrafına bakınarak:

 

— Sonunda, yalnız kaldığımız için öylesine sevinçliyim ki, diye söze başladı. Anna Semyonovna, size çok şeyler söylemek zorunda­yım.. Pek çok şeyler.. Sizi ilk gördüğüm zaman… Sizin zokaya balık geldi… Niçin yaşadığımı anladım, uğruna, namuslu, çalışkan hayatımı vermek zorunda olduğum putumun nerede olduğu­nu anladım… Bu her halde kocaman bir balık olsa gerek… Sizi görünce, ilk kez âşık oldum, delice sevdim!.. Oltayı çekmeyiniz… Bırakınız da iyice zokayı yutsun… Sevgilim, size yalva­rırım, bana söyleyin: Siz de beni, benim sizi sev­diğim kadar değil, ben buna lâyık değilim, bunu aklıma bile getirmekten korkarım, hiç olmazsa… çekiniz! Anna Semyonova oltalı kolunu yukarı kaldırdı. Şiddetle çekti ve bağırdı. Hava­da gümüşî, yeşil bir balık parladı.

 

— Ah Aman Yarabbi, Hani balığı!.. Çabuk… Kopardı.

 

Balık zokadan kurtuldu, otların üzerinde, doğduğu yere doğru sıçradı ve… suya daldı.

 

Balığın peşinden koşan Lapkin, balığın yerine, nasılsa, istemeyerek, Anna Semyonovna’nın elini yakaladı, istemeyerek dudaklarına gö­türdü. Genç kız elini çekmek istedi. Ama geç kalmıştı: Dudakları bir öpücükle birleşti. Bu, âdeta istemeyerek olmuştu. Bu öpücükten sonra başka bir öpücük, sonra yeminler, söz vermeler, mutluluk dolu dakikalar geldi. Ama, gel gele­lim, bu ölümlü dünyada kesin bir mutluluk yoktur. Her mutluluk kendi içinde bir zehir taşır, ya da dışardan gelen bir zehirle zehirlenir. Bu sefer de böyle oldu. Gençler öpüşürken, birden­bire bir kahkaha duyuldu. Dereye doğru bakın­ca sapsarı kesildiler: Derede beline kadar suya girmiş çıplak bir çocuk duruyordu. Bu, Anna Semnoyovna’nın kardeşi, ortaokul öğrencisi Kolya idi. Çocuk, suyun içinde durmuş, gençle­re bakıyor ve hain hain gülümsüyordu:

 

— Ya, demek öpüşüyorsunuz, ha? Güzel.Durun, anneme söyliyeyim de..

 

Lapkin kızararak kekeledi:

 

— Umarım ki, namuslu bir insan olarak…Başkalarını gözetlemek alçaklıktır. Gördükleri­ni başkalarına söylemek ise iğrenç, bayağı bir davranıştır. Umarım ki siz, namuslu, soylu bir insan olarak…

 

Soylu insan…

 

— Bir ruble verirseniz söylemem, dedi.
Lapkin cebinden bir ruble çıkardı ve Kolya’ya verdi. Çocuk rubleyi ıslak avucuna sıkıştırarak bir ıslık çaldı, yüzerek uzaklaştı. Genç­ler bu seferlik daha fazla öpüşmediler.

 

Lapkin ertesi gün şehirden Kolya’ya boya ile bir lastik top getirdi. Ablası ise, bütün ken­di hap kutularını ona hediye etti. Daha sonra köpek başlı kol düğmelerini de ona vermek zorunda kaldılar. Görünüşe göre bütün bunlar yaramaz çocuğun pek hoşuna gitmiş olacak ki, daha başka şeyler koparmak düşüncesiyle gençleri gözetlemeğe başladı. Lapkin’le Anna Semyonovna nereye gitseler, o da peşlerinden ayrıl­mıyordu. Onları bir dakika bile yalnız bırakmıyordu.

 

Lapkin dişlerini gıcırdatarak:

 

—Alçak, diye söyleniyordu. Küçücük bo­yuna bakmadan ne büyük bir alçak! Sonraları kim bilir ne olacak?

 

Kolya, bütün Haziran süresince zavallı sevdalılara nefes bile aldırmadı. Haber vereceğini söylemekle onları korkutuyor, gözetliyor, hedi­yeler istiyordu. Ne verilse ona az geliyordu. Eninde sonunda bir cep saati istemeğe başladı. Elden ne gelir? Bunu da vaadetmek zorunda kaldılar.

 

Bir gün öğle yemeğinde tam kremalı kâğıt helvası yenirken Kolya, birdenbire gülmeğe başladı. Bir gözünü kırparak Lapkin’e sordu:

 

— Nasıl? Söyleyeyim mi?

 

Lapkin kıpkırmızı kesildi. Kâğıt helvasıyla birlikte peçeteyi de çiğnemeğe bağladı. Anna Semyonovna sofradan fırladı, kendini bir baş­ka odaya attı.

 

Gençler ta Ağustosun sonuna kadar, Lapkin’in Anna Semyonovna’yı resmen istediği gü­ne kadar bu halde kaldılar. Ah, bu ne mutlu bir gündü. Lapkin kızın ana ve babasıyla konuştuk­tan ve onların rızasını aldıktan sonra, ilk iş ola­rak bahçeye fırladı. Kolya’yı aramağa başladı. Onu bulunca sevincinden az daha ağlayacaktı. Yaramaz çocuğun kulağına yapıştı. Yine Kol­ya’yı aramakta olan Anna Semyonovna da ko­şup geldi ve çocuğu öbür kulağından yakaladı.

 

Kolya ağlayarak:

 

— Ne olursunuz, beni bağışlayın, bir daha yapmayacağım, ay ay, beni bağışlayın! diye yalvardıkça, sevdalıların yüzündeki sevinci bir gör­meli idiniz!.

 

İki sevdalı, bütün seviştikleri sürece, Kolya’nın kulaklarını çektikleri şu ana kadar, bir kez olsun böylesine mutlu olmadıklarını sonra­dan birbirlerine açıkladılar.

 

(Anton Çehov, Çev: Hasan Ali Ediz, Küçük Köpekli Kadın, 1971, s.121-124)

 

 

ANTON ÇEHOV (1860-1904). Rusya. On dokuz yaşında Moskova’da tıp öğrenimine başlar. Mizah dergilerinde başladığı skeçleri tiyatro yazarlığına hazırlanmadır. 1884’te vereme yakalanır ölümüne kadar çeker. 1901’de tiyatro oyuncusuyla evlenince tiyatroyla daha fazla uğraşır. Tolstoy ve Gorki ile arkadaştır. ÖYKÜ: Öyküler 1-5. cilt.TİYATRO: Martı, Vişne Bahçesi, Vanya Dayı.

(8852)