Orhan KEMAL, İnci'nin Maceraları

Çocukların kahraman olduğu yedi öykü var kitapta: İnci’nin Maceraları I, II, III (İnci’nin Babası), IV (Düşman), Yeni Arkadaş, Bir Öksüz Kız, Çocuk Ali.İnci’nin yaşadığı olay ve serüvenli ilk dört öyküde yoksulluk, babanın sertliği, kıskançlık, işsizlik sınıf farkı gibi sorunlar işlenir. İnci’nin gözüyle, bakış açısıyla kişiler, olaylar ve sorunlar ele alınır. Çocuklar arasındaki eğitim, ekonomik farklılıklar işlenir.

 

KİŞİLER, KARAKTERLER VE OLAY DİZİSİ, ÖZET:

İNCİ’NİN MACERALARI dizisinin birinci öyküsünde cezaevinden çıkıp evine dönen babasını İnci beğenmez. “Sakallı” diye niteler. Annesiyle aynı yatakta kucak kucağa yatarlarken baba gelince anne kocasıyla yatar, öpüşür. İnci, annesine kızar, gece rüyasında korkunç varlıkları görür. İnci’nin en iyi oyun arkadaşı Berin üst katta oturur ve babası da doktordur:

“Tam bu sırada Berin, uzun kirpikli güzel gözlerini süze süze geldi.

-Amcacığım, dedi, İnci’ye izin verir misiniz?

-Ne var gene, nolacak?

-Bizim sofada top oynicaz!

-Hayır. Siz kendinize zengin arkadaşlar bulun!”

İnci, babasının tekrar hapise girmesini ya da ölmesini ister. Babası asker kaputunu boyatmaya götürünce babaannesine gitmek için annesinden izin alır. Asıl amacı polise babasının asker kaputunu boyattığını söylemektir. Eczanenin yanında nöbet bekleyen polisin bıyıklarından ürker.

“Polis:

-Ne var? Dedi, ne bakıyorsun?

-Hiiç. Babaannemlere gidiyordum da.

-Eeee?

-Sizin bıyıklarınız ne güzel.

Polis, bir kahkaha attıktan sonra,

Güzeldir, dedi, güzeldir ya. Sen şurdan caddeyi tut bakalım, babaannenlere doğru. Otomobillere dikkat et!

İnci, yavaşça uzaklaştı.”

İNCİ’NİN MACERALARI dizisinin ikinci öyküsünde Sürmeli adlı kedilerinin doğurduğu dört yavrusunun durumu anlatılır. Mutfakta kabak kızartan annesi ilgilenmez. Dayısı ve babası da kızar. Üst katta oturan halası ilgilenir. İnci halasının mutfağından aşırdığı yiyecekleri Sürmeli’ye verir. Yakalanınca babası kızar üst kata çıkmasını yasaklar. Sürmeli yiyecek arar. Evin pencereleri tellidir. İçeriye giremez. Açtır, yavrularını emzirecektir. Bir hafta sonra sabahleyin halanın çığlığı evdekileri uyandırır:

“Yavruların yanına gelip de, gövdeleri yenmiş kanlı, ufacık başları görünce çığlığı bastı, Öyle gürültüyle ağlamağa başladı ki, akşam çok geç yatmış olan babası bile uyandı. Ev halkı, bitişik karşı komşular toplandılar. Her kafadan bir ses çıkıyordu.Hala:

- Gözü kör olsun böyle ananın, dedi. Eskiden hiç böyle âdeti yoktu. Bu kedi, bu evde dört, beş kez doğurdu, nebiliyim, hiç böyle âdeti yoktu.”

İNCİ’NİN MACERALARI dizisinin üçüncü öyküsü İNCİ’NİN BABASI adındadır. İnci ve ailesi Adana’da yaşamaktadır. Çalıştığı fabrikadan onur sorunu yüzünden ayrılan baba, günlerce iş arayıp bulamaz. Dokumacılığıyla ünlü büyük bir ile taşınırlar. Bonservisler, çalıştığı işyerlerinin tavsiyeleri de işe yaramaz, bu kentte de baba sürekli iş arar: “Artık her sabah, iş bulmak için İnci’nin babası evden çıkarken, İnci7nin annesi, kocasının arkasından okuyup üflüyordu…. Sonra, İnci bir şeye daha dikkat ediyordu, eskiden, yani babası işteyken, annesi ne kadar güler yüzlüydü. Babası bazı akşamlar hiç olmazsa bir çikolatayla gelir, İnci’yi kucağına alır, dizine oturtur, öperdi.”

Parasızlıktan annesi yemek pişirip yiyemeyince iki aylık kardeşini de emziremez. Bebek de sürekli ağlar. İnci’ye kızarlar. Babası avukat katipliğine başvurur. İnci, yeni arkadaşına eskiden iyi yaşadıklarını anlatır:

“Babam işe girerse, annem her zaman kapı önüne bırakır beni. Şimdi kızdığına bakma. Eskiden ne iyiydi. Babam bana neler alırdı. Para kazanırdı babam, getirir anneme verirdi. Annem de sandığında saklardı. O zaman annem de kucağına alırdı beni, babam da. Şimdi ne o alıyor, ne o. Kardeşim bile. Ne gecesi belli, ne gündüzü, cıyak cıyak ağlar.”

İki yıllık genç avukat kendini beğenmiştir. Adliyede çalışmayan, lise mezunu olmayan, hatasız ve hızlı daktilo yazamayan İnci’nin babasının avukatın üzerindeki izlenimi şöyleder:” Saçları makineyle kesilmiş iri bir baş. Kuru ve sakalı uzamış yanaklar. İlk bakışta insana hiç de güven vermiyordu. Avukat bir bayan ‘daktilo’ arıyordu.”

İşe giremeyen baba, başka memlekette gitmek için karısına sandığı hazırlamasını söyler. Babası başka memleketlerde de iş bulunmazsa “öleceğiz” deyince İnci etkilenir:

“İnci, parmağı dişleri arasında, düşünmeye başladı. Sonra annesine koştu.

-Anne be, dedi, babam, öleceğiz diyor. Ben ölmek istemiyorum!

Annesi, ocağın kenarına başını dayamış, düşünüyordu.”

İNCİ’NİN MACERALARI dizisinin dördüncü öyküsünün adı DÜŞMAN ‘dır. İnci, temmuz sıcağında sokakta iki erkek arkadaşıyla öbür sokağın kız çocuklarına saldırma oyunu oynarlar:

“-Sen Onur, cephaneye, sen de Ender, git köşe başına, bak fırının ordan geliyorsa haber ver!

Onur, pembe çiçekli entarisinin göğsü bağrı açık, yassı burunlu, altı yaşında, topacık, esmer bir oğlan, askerce selâm verip taş ve kiremit parçaları, mısır koçanları toplamak üzere sokağa koştu. Ender, sekiz yaşında, sarı kıvırcık saçlı, sivri çeneli, pırıl pırıl gözlü; zayıf bir süvari teğmeni çevikliğiyle çemberini önüne kattı, dörtnala, fırının köşesine doğru gitti.

Başkomutan İnci, yanındaki kiremit parçasıyla uzakları gözetledi. Bir karton parçasına ‘gözlem’lerini notladı, sonra yanı başındaki kiremit parçalarıyla, düşmanı oyalamak için, ‘seyrek ateş’e başladı.”

Düşman ise küçük kardeşiyle ekmek almaya giden sekiz yaşında sarı saçlı mavi gözlü beyaz tenli bir kızdır. Onur sataşınca “Pisler” demiştir. İnci, Onur ve Ender dönüşlerinde bu kız ve küçük kardeşine saldırmaya hazırlanırlar. Arada İnci’nin annesinin uyarı seslenişleri duyulur. Sokağın başında bir sülükçü görünür, “Sülüüüüük” diye bağırınca bizimkiler “Soloooook!”, “Siliiiiiik!”, “Salaaaak!” karşılığını verip taşlar, kiremit parçaları atarlar. Adam küfür ederek uzaklaşır. İnci’nin annesi kızını içeri çağırır. O ise “Ben burada kapının önünde oynuyorum. Hiç kimseyle kavga etmiyorum. Üstümü başımı kirletmiyorum” diye karşılık verir. Bu arada düşman da küçük kardeşiyle arka sokaktan eve gider.

YENİ ARKADAŞ öyküsünde Tarzan Kemal adlı yoksul ve Fikret adlı zengin iki erkek çocuk karşılaştırılır. Avukat, oğlu dördüncü sınıfa pekiyi ile geçince iki tekerlekli bisiklet alır. Çocuk da yolda karşılaştığı tersliklere kızar. Sokak çocuğu elindeki değneği bisikletinin arka çamurluğuna vurunca fren yapıp durur. Öfkeyle bakar:

“O da kendisi kadardı. Bacağında yamalı kısa bir pantolon, ayağında postallar. Ellerini arkaya koymuş, ayağını ileri atmış, meydan okurcasına bakmaktaydı.” Söz atışması uzun sürer. Avukatın oğlu böbürlenirken yoksul çocuk “Vız gelirsin” der. Sataşma örnek alınan kişilere kayar. Sokak çocuğu kahveci Sülman abinin kız tavlamasını, güçlü kuvvetli olduğunu anlatır. Avukatın oğlu ise büyüdüğünde sefir olup dünyayı dolaşacağını söyler. Sülman abiden güreş öğrenmeyi kararlaştırır arkadaş olurlar. Kemal, annesi ev temizliğine gittiği zaman küçük kardeşine bakmaktan şikayet eder. Hatta boğmak istediğini de belirtir. Fikret de beybabasına hizmetçi ve bahçıvanı kovmasını söyleyeceğini açıklar. Kemal:

“-Bahçıvanla hizmetçinin de çocukları vardır herhalde. İşten çıkarırsanız siz, sonra aç kalırlar. Yazık.

Tam bu sırada yanlarında küçük bir spor araba durdu.

Avukat oğlu,

-Beybam! dedi, bisikleti bırakıp koştu.

Direksıyondaki tombul, beyaz adam,

-Ha? Ne biçim şey o? Sokak çocuklarıyla mi arkadaş olmaya başladın artık?”

BİR ÖKSÜZ KIZ, kız sanat enstitüsünde okuyan yoksul ve varlıklı iki öğrencinin karşılaştırıldığı öyküdür. Nurhan ile Münevver dördüncü sınıfta okurlar. Nurhan okul dönüşü ağabeyine düşünceli oluşunun nedenini açıklar:

“-Münevver, öyle zayıf ki yavrucak. Yüzü de sapsarı. Her gün okulun bahçesindeki okaliptüslerin altında kendi kendine dolaşır. Vallahi ağabey, gördükçe içim parça parça oluyor. Zavallının annesi, o daha iki buçuk yaşındayken ölmüş. Teyzesi büyütmüş. Gördüm ben teyzesini, kalın kaşlı, vahşi yüzlü bir kadın. Kızcağızı her gün dövermiş. Babası kapıcı, bir fabrikada. Mide kanserine tutulmuş, hastaneye yatırmışlar. Dün, ikindiüstü, Münevver, babasını görmeye gider…Eşek kapıcı, hayvan gibi biri, ‘Kız, demiş , baban öldü, ne geliyorsun hâlâ?’ Zavallı, zaten üfürsen uçacak, düşmüş bayılmış.”

Nurhan, Münevver’i kendi evelerine almayı düşünür. Şımarık, duygusuz ağabeyinden destek görmez. Annesi, ablası da karşı çıkar. Sadece babası Münevver’i metresi olabilir düşüncesiyle eve kabul etmeye razı görünür.

ÇOCUK ALİ, cezaevindeki mahkumların durumunu anlatan bir öyküdür. Köydeki orman yangınını çıkaranlar, dul Ayşe’nin on iki yaşındaki oğlu Ali’yi tutanakta suçlu gösterirler. Bucak ve kazada yargılanan Ali’yi gardiyanlar revire getirirler:

“İnce ve daracık omuzları arsında yumru göçmen kafası, yağmur yiye yiye, güneşte sola sola ağarmış, çok kirli hâki pantolonu, çarıkları ve beyaz gömleği üzerinde uzun yeleğiyle, terli ve yorgun, geldi, revirin beton sofasında ürkek, bekledi. Sonra çevresini merakla alanların uğultulu kalabalığından sıkılarak şapkasını çıkardı.” Öteki mahkumlar suçunu sorunca şöyle anlatır:

“Kömüü yakıyoduk. Oyman koyucusu geedi. Beni tuttu. Muhtay aaya göttü. Oğda kâatlaa yazdılaa. Beni mapıs ettilee. Amma oymanı başkası yaktı. Kimin yaktıını bimen.” Tifüs için karantinaya alınan Ali’nin bedenine göre mahkum elbisesi bulunmaz. Kendi elbisesini giydirirler. Ali çobanken yaptıklarını, babasının hayırsızlığını, içki içmesini, kumar oynamasını da anlatır. Annesini, mısırları düşünür. Mutfağa gider, aşçıyı seyrettikten sonra bir bıçak alıp ona yardım etmeye başlar.

ORHAN KEMAL (1914-1970). Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü. Ceyhan ve Adana’da ortaokulda okudu, Suriye’de sürgün bulunan babasının yanında kaldı. Gençliğinde pamuk tarlaları ve çırçır fabrikalarında çalıştı. 1950’de gelip yerleştiği İstanbul’da yazarak geçinmeye başladı. Şiirle girdiği edebiyat dünyasında toplumcu gerçekçi görüşle yazdığı romanlarıyla tanındı. Yaşayıp gördüklerini akıcı, konuşmalı bir biçimde anlattı. ROMAN: Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile; Bereketli Topraklar Üzerinde, Gurbet Kuşları, Murtaza. HİKÂYE: Ekmek Kavgası, 72.Koğuş, Dünyada Harp Vardı.