Jul Verne, Seksen Günde Devr-i Alem

0
558

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

PHİLEAS FOGG: Londra’da yalnız yaşar. Zengindir. Az konuşur. Zamanı izler ve uyar. Dürüsttür. Sabırlı, iyilikseverdir.

 

PASSEPARTOUT: Mr. Fogg’un yardımcısı. Otuz yaşında. Efendisine çok bağlı.

 

Ms. AOUDA: Duygusal, bağlı ve alçak gönüllü, iri ve açık gözlü güzel bir kadın.

 

DEDEKTİF FİX: Kısa boylu,  uzun kirpikli gözlü; inatçı, sinirli, zeki görünen bir adam.

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

 

2 Ekim 1872 ile 21 Aralık 1872 tarihleri arasında 8o günde yaşanan olaylar anlatılır.

 

Londra’da yaşayan Fogg, Reform Kulüp’te  arkadaşlarıyla  gazetedeki  banka hırsızı ile ilgili haberi  konuşurlar. Fogg  80 günde dünya turu yapabileceği konusunda bahse girer.

Yardımcısıyla gemiyle Süveş’e hareket eden Fogg için  Dedektif Fix “Banka hırsızı Fogg’u  izlediğini tutuklama kararı gönderilmesini “ ister. Kahir İngiliz konsolosu Fix’e rağmen Fog ve uşağına vize verir. Gemide Fix,  Passepartout’la konuşarak efendisi hakkında bilgi toplar. Uşak yeni yerleri heyecanla seyrederken Fogg çok sakin ve kamarasından çıkmaz. Bombay’a ulaşırlar. Uşak  hırıstiyandır. Malebar-Hill Tapınağı’na girmeye çalış. Hint rahipleri onu dışarı çıkarırlar. Polise bildirirler.

 

Trenle yola devam ederler. 22 Ekim’de  ormanın ortasında raylar bittiği için yolcular  trenden indirilir. Fogg araba bulamaz, yüksek fiyatla fil satın alır. Rehberle yola koyulurlar.  Ormanda ilerlerken Brahmanların geleneklerini ve cenaze törenini görürler. Ölen kocasıyla birlikte karısı da yakılacaktır. Sir ve Fogg bu kadını  kurtarmak isterler. Koca dirilince kadın kurtulur. Uşak koca kılığına girerek Aouda adındaki duygulu kadını ölümden kurtarır. Fogg da fili rehberine verir. Trenle yola devam ederler.

 

Benares istasyonunda Sir ayırılır. Polis  Hint tapınağına girmek isteyen Passepartout’u 15 gün hapis cezası verildiğinden onu tutuklar. Fogg uşağını kefaletle kurtarır.  Aouda da yanlarındadır. Dedektif Fix zaman kaybından memnundur.

 

Hong Kong’a  doğru yola çıkarlar. Fix uşakla konuşarak bilgi almaya devam eder.  6 Kasım’da planlanandan bir günlük gecikmeyle Hong Kong’a ulaşırlar. Yanına yerleşeceği  akrabası Avrupa’ya gidince Aouda da Foggla yolculuğa katılır.

 

Fix Passeportout’yu meyhaneye götürür. Fogg’u engellerse çok para vereceğini söyler. Uşak kabul etmez. Fix ona afyon içirir ve uyutur.  Fogg da  akşam 8’de kalkan gemiye binemez. Sekiz gün sonra gemi vardı. Fogg gemi kiralayarak Nagazaki ve Yokohama’ya doğru hareket eder. Fix  de birliktedir ama uşak yoktur.

 

Passeportout sarhoşken yanlış gemiyi biner. Ayılınca Hong Kong’a döner. Aç kalınca Japon gemi şirketinde işe girer.  Japonya’da Fogg, Aouda ve Fix ile karşılaşır. Fix’i döver. Efendisiyle birlikte General Grant gemisiyle Amerika’ya gitmek için hareket eder. San Fransisko’ya çıkarlar. Trenle giderken bizon adlı yabani sığırlar üç saat yolu kaparlar.  Önlerine çıkan köprünün yıkılacağını söylerler. Fogg’un önerisiyle  hızla geçilen köprü sonra yıkılır.

 

Trende Fogg oyun oynadığı adamla tartışır ve düello yapacaklardır. Tren istasyonda Siyuların saldırısı yüzünden duramaz ve düello da yapılmaz. Birçok insan çatışmada ölür.  Uşak da kayıptır. Fogg yardımcısı ve  öteki iki esiri kurtarır.  20 saatlik gecikmeyi New York’a  giderek kapatmayı düşünürler. Ulaştıklarında gemi hareket etmiştir.

 

Henriette adlı geminin sahibiyle yolcu başına iki bin İngiliz lirasına anlaşarak yola çıkarlar. Kömür bitince tahtaları kazanda yakarak ilerler. İngiltere’ye ulaşırlar. Fix de Fogg’un tutuklanma emrini alır. Ama asıl suçlu da tutukludur. Fogg  beş dakika geciktiği için üzülür. Aouda’ya evlenme teklif ede. Passeportout  nikah işlemleri sırasında  dünya turunu 24 saat erken tamamladıklarını anlar. Efendisine söyler, O da Reform Kulüp’e gider  arkadaşlarına iddiayı kazandığını açıklar.

 

 

 

METİN: VII

 

Dedektif rıhtımdan ayrılarak hızla konsolosluğa yollandı. Acele isteği üzerine, kendisini hemen konsolosun yanına götürdüler.

 

Fix, açıklama yapmağa gerek görmeden:

 

— Aradığımız adamın Mongolia yolcuları arasında oldu­ğunu kuvvetle tahmin ediyorum, dedi.

 

Pasaport işi dolayısıyla uşakla kendi arasında geçen konuşmayı anlattı.

 

Konsolos:

 

— Şu adamın yüzünü bir kere görmek isterdim, diye ce­vap verdi. İhtimal ki, büroya hiç uğramayacak; çünkü bir hır­sız, geçtiği yollarda, arkasında iz bırakmaktan pek hoşlanmaz; zaten pasaport formalitesi de mecburi değildir.

 

Dedektif cevap verdi:

 

— Eğer bu adam tahmin edildiği gibi, cüretli bir kimse ise, muhakkak gelecektir!

 

— Pasaportunu vize ettirmek için mi?

 

— Evet. Pasaportlar, namuslu insanların canını sıkmak­tan ve haydutların da kaçışlarını kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramazlar. Sizi temin ederim ki, bu böyledir ve ümit ede­rim ki, bu adamın pasaportunu vize etmezsiniz.

 

— Peki, ama neden?   Eğer bu  pasaport usulünce tanzim edilmişse, vizeyi reddetmeğe hakkım var mıdır?

 

— Fakat bayıra, Londra’dan bir tutuklama emri gelin­ceye kadar bu adamı burada alıkoymam gerekiyor.

 

Konsolos cevap verdi:

 

— Onu bilmem, Mister Fix, bu size ait bir iştir. Ben böyle bir şeyi yapamam.

 

Konsolos sözünü bitiremedi. Bu esnada büronun kapısı vuruldu ve odacı, içeri iki yabancı soktu. Bunlardan biri, dedektifin tarif ettiği uşağa benziyordu. Evet, bunlar, efendi ile uşaktı. Efendi pasaportunu gösterdi ve vize işleminin yapılması için ricada bulundu.

 

Fix, her iki yabancıyı gözleriyle yer gibi, odanın bir köşesinde pusuya yatmış durumdayken, konsolos, pasaportu ala­rak dikkatle okudu. Okumasını bitirir bitirmez:

 

— Mister Phileas Fogg siz misiniz? diye sordu. Centilmen cevap verdi:

 

— Evet efendim.

 

— Bu adam da uşağınız mıdır?

 

— Evet, Passepartout isminde bir Fransız.

 

— Londra’dan mı geliyorsunuz?

 

— Evet.

 

— Nereye gidiyorsunuz?

 

— Bombay’a.

 

— Pekâlâ.  Bu  vize  alınmasının  faydalı  olduğunu  ve pasaportun  gösterilmesi  için  bir zorunluluk  olmadığını  biliyor musunuz ?

 

Phileas Fogg cevap verdi:

 

— Biliyorum, efendim, fakat Süveyş’ten geçtiğimi  ispat etmek için vizenizi almak istiyorum.

 

— Madem ki öyle arzu ediyorsunuz, hay hay!..

 

Konsolos, pasaportu imza edip mühürünü bastı ve tarih attı.

 

Mister Fogg, selâm verdikten sonra, arkasında uşağı ol­duğu halde dışarı çıktı. Konsolos:

 

— Ne diyeyim, kibar ve şerefli bir adam hali var, dedi.

 

— Mümkündür; fakat söz konusu olan bu değildir. Bu so­ğukkanlı centilmeni hırsıza benzetmiyor musunuz?

 

— Evet, doğru, fakat biliyorsunuz ki… Öyle benzeyişler vardır ki… Fix:

 

— Benim bu işten dolayı içim rahat, diye cevap verdi. Uşak bana daha ziyade önemli göründü. Birazdan görüşürüz, bayım.

 

Dedektif, bunları söyler söylemez dışarı çıktı ve Passepartout’yu aramağa koyuldu.

 

Mister Fogg, konsolosluk dairesinden ayrılarak rıhtıma doğru yürümüştü. Uşağına bazı emirler verdi; sonra, bir kayığa binerek gemiye döndü, kamarasına girdi. Şu notları içeren not defterini eline aldı.

 

“2 Ekim Çarşamba, akşam, saat 8.45, Londra’dan hareket.

 

3 Ekim Pergembe, sabah saat 7.20, Paris’e varış.

 

4 Ekim Cuma, sabah saat 6.35, Turin’e varış.

 

4 Ekim Cuma, sabah saat 7.20, Turin’den hareket.

 

5 Ekim Cumartesi, akşam saat 4.00, Brindisi’ye varış.
5 Ekim Cumartesi, ak§am saat 5.00, Mongolia’ya biniş.
9 Ekim Çarşamba, sabah saat 11,00, Süveyş’e varış.
Kullanılan gün adedi : 61/2

 

Kullanılan saat           : 1581/2”

 

Mister Fogg, 2 Ekimden 21 Aralığa kadar olan süreyi içeren, ayları günleri, saatleri, nizamî ve fiilî varış tarihleriyle Paris, Brindisi, Süveyş, Bombay, Kalküta, Singapur, Hong-Kong, Yokohama, San-Fransisko, New-York, Liverpol ve Londra gibi başlıca yerlerde kazanılan ya da kaybedilen zaman sürelerini göstermek üzere çeşitli bölümlere ayrılmış bir düzen üzerine gerekli kayıtlarını geçiriyordu. Bu itinalı düzen herşeyin hesabını içeriyor ve Mister Fogg, zamandan ne kadar kazandığını ya da geciktiğini daima biliyordu. 9 Ekim Çarşamba günü Süveyş’e varması, düzenli varışa uyuyor ve böylece bu seyahatten ne bir kazancı ne de bir kaybı bulunuyordu.

Kamarasında yemek yiyor ve şehri görme işine gelince, uğradıkları ülkeleri ancak uşaklarına ziyaret ettirmek alışkanlığında olan İngiliz ırkına bağlılığı dolayısıyla böyle bir şeyi hiç düşünmüyordu.

(11855)