John Steinbeck, İnci

0
1140

TANITIM: Meksika’da inci çıkarılan kıyı kasabasındaki yaşayış işlenir. Kazanma hırsı insanları değiştirir. Hasta çocuğuna parası olmadığı için bakılmayan yoksul  adamın mücadelesi ilginç biter. Para insanı kötülüğe yöneltir.

 

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

KİNO: Esmer, ailesine bağlı, çalışkan, kararlı, haksızlığa dayanamayan bir balıkçı.

 

JUANA: Kino’nun hanımı. Kocasını çok sever, dindar, zorluklara göğüs geren bir kadın.

 

 

KASABA HALKI: Kaderci, yardımlaşmayı seven topluluk.

 

DOKTOR: Çıkarcı, zenginlere ilgi duyar.

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

 

Kino, deniz kıyısındaki kasabada  karısı ve oğluyla birlikte yaşar. Denizden inci çıkararak geçimini sağlar. Kasaba halkı yoksuldur.  Bir gün Kino ile Juana’nın çocukları Coyotito’yu akrep sokar. Anne baba çocuğu doktorun evine götürür, halk da peşinden gider. Doktor çocuğun bir şeyi olmadığını söyleyip başından savar. Hastanın parasız olduğunu bildiği için böyle davranır. Kino aşağılandığını düşünerek sinirlenir, üzülür.

Eve dönen aile Coyotito’yu tedavi etmek için denizden inci çıkarmaya karar verir. Denize açılırlar. Juana yosunlardan ilaç yapıp çocuğunu iyileştirmeye çabalar. Kino da denizin dibine dalarak çok büyük bir inci çıkarır.

 

Kasaba halkı da inciyi beklemek, korumak için evde toplanır, konuşurlar. Kino’nun çok değerli, büyük bir inci bulduğunu herkes öğrenir. Doktor da bunlardan biridir. Bazıları inciyi ele geçirmek için planlar yapar. Sazlardan yapılan derme çatma kulübesinde uyuklarken bir ses duyar. İnciyi çalmak isteyen hırsızla boğuşur, adam kaçar. Ertesi gün kasaba halkıyla birlikte inciyi satmaya gider. Alıcıların kendisini aldatmaya çalıştığını anlar. Satmaktan vazgeçer. Şehirde daha çok paraya satacağını düşünür.

 

Juana, bu incinin aileye uğursuzluk getirdiğine inanır. Gece inciyi lapı deniz kıyısına gider. İnciyi denize atacakken Kino engel olur ve elinden alır. Karısını döver. Eve dönerken inciyi almak amacıyla kendisine saldıran adamı öldürür. Juana ile birlikte kasabadan kaçmayı kararlaştırırlar. Kardeşi Tomas ile karısı Apolonia’nın yardımlarıyla kasabadan uzaklaşırlar. Saldırganlar küçük kulübelerini ateşe verip yakarlar.

 

Coyotito, Juana ve Kino inciyle yolculuk yaparlar. Ancak usta avcılar ve atlı saldırgan bunları izler. Kino uzaklaşmaya, onları atlatmaya çalışır. Başaramaz. Geceleyin saklandıkları mağaradan çıkıp atlıya doğru bıçakla hareket eder. Oğlunun ağlama sesini çakal uluması sanan atlı, o yöne doğru tüfeğiyle ateş eder, çocuğu öldürür. Kino da sırayla atlıyı ve diğer avcıları öldürür.

 

Juana ile Kino çocuklarının cesediyle kasabaya dönerler. Deniz kıyısına gidip uğursuz inciyi fırlatır.

 

 

 

METİN: IV

 

…….

 

Daha başkaları Kino cesurdur, haşindir, ama daima dürüsttür. Hepimiz onun cesaretinden    faydalanmalıyız, diyorlar, Kino’yla iftihar ediyorlardı.

 

Kino kulübesinde yataklık hasırına çömelmiş, kendi kendine kuruyordu. İnciyi ocak taşlarından birisinin altı­na gömmüştü. Hasırına o kadar uzun uzun baktı ki, ha­sırın örgüleri- gözlerinin önünde kımıldamaya başladı. Ki­no eski dünyasını kaybetmiş, yeni dünyasını bulamamış­tı, korkuyordu. Hayatında hiçbir gün köyünden dışarı çıkmamıştı. Yabancılardan ve yabancı yerlerden korkar­dı. Hele şu başşehir dedikleri garabet dolu canavar şehir­den pek ürkerdi. Bu şehre gidebilmek için dağlar ağmak, nehirler geçmek, uzun uzun gitmek lâzımdı. Fakat Kino, eski dünyasını kaybetmişti, yeni dünyasına tırmanma lâzımdı. Çünkü onun istikbale ait rüyası bir hakikatti, bu hakikat yok edilemezdi. “Giderim,” demişti, gidecekti. Zaten yan yolu aşmamış mıydı? Juana kocasını gözleriyle takip ederken, Coyotito’yu temizledi, emzirdi, sonra da mısır ekmeğinden ibaret olan akşam yemeklerini hazırladı.

 

Juan. Tomas geldi, yanına çömeldi ve sessiz oturdu. Nihayet Kino sordu: “Başka ne yapabilirdim? Hepsi dolandırıcı.”

 

Juan Tomas ciddî bir tavırla başıyla tasdik etti. Juan daha büyüktü. Kino ona akıl danışırdı.

 

“Ne bileyim?.. Bildiğim bir şey varsa, doğduğumuz günden tabuta gireceğimiz güne kadar dolandırılmaktayız. Ama yine de hayattayız. Sen yalnız inci tüccarlarına değil, bütün hayata kargı isyan ettin. Senin hesabına kor­kuyorum.”

 

“Açlıktan başka korkulacak bir şey var mı?” Fakat Juan Tomas, başını yavaş yavaş bir yandan bir yana sallayarak:

 

“Her şeyden korkmalıyız, Farz edelim sen.   haklısın, incinin büyük bir kıymeti var, zannediyor musun bunların elinden kurtuldun?”

 

“Ne demek istiyorsun?”

 

“Bilmem, ama senin hesabına korkuyorum. Yeni bir yola saptın, bu yolu da bilmiyorsun.”

 

“Ne yapalım, gideceğim, hem pek yakında gideceğim.”

 

“Evet, gitmelisin, ama acaba başşehri buradan farklı mı bulacaksın? Burada dostların var, biz varız, orada kimsen olmayacak.”

 

“Ne yapayım, içim içime sığmıyor, oğlumun da bir hakkı olmalı, oğlumun istikbalini mahvedemezler. Dostlarım bana yardım eder.”

 

“Dostların senin için” rahatlarını bozmaz, tehlikeyi göze almazlar. Allah yardımcın olsun.”

 

Kino da: “Senin de Allah yardımcın olsun” dedi.

 

İki kardeş birbirine veda etti. Kino’nun önünde artık hiçbir şey duramazdı.

 

Juan Tomas gittikten sonra, Kino hâlâ düşünüyordu. Bir çaresizlik içindeydi, her yolu kapalı görüyor, yalnız “Düşman türküsü” beyninde çınlıyordu. Fakat duyguları müthiş hassastı. Gecenin en ufak sesini alıyor, ağaçlara yerleşen kuşların cıvıltısını duyuyor, kedilerin eşlerini çağırması kulağına geliyor, ufacık dalgaların sahile vurup geri dönmelerini, enginlerin sessizliğini işitiyor, çe­kilen suların bıraktığı tortuların keskin kokusu burnuna çarpıyor, ocaktaki küçük alev ışıklarının hasırın örgüleri üstünde aşağı yukarı zıpladıklarını görüyordu.

 

Juana konuştukça Kino’nun gözleri parladı, o kocasını iyi bilirdi. Yalnız ona yakın durarak, sessiz kalarak, en büyük yardımı yapacağını da bilirdi. Juana da “Kötülük türküsü” nü duyuyor, onunla mücadele için “Aile türküsü” nü söylüyor, aile sıcaklığı, emniyeti bütünlüğü için­de teselli bulmağa çalışıyordu. Coyotito’yu kucağına aldı, ona ninni söylemeğe bağladı. Kötülüğü defetmek istiyor, sesi karanlık musikinin tehdidi altında cesur çıkıyordu.

 

Kino  kımıldandı, fakat yemek istemedi. Canı istedi­ği zaman, isteyeceğini biliyordu. O anda Kino’nun gözleri dehşetle açıldı. Bir şeyler seziyor gibiydi. Hisleri va­zıh değildi, ama onu tehdit ediyorlar, çağırıyorlar, hare­kete geçmesini emrediyorlardı. Sağ eli gömleğine gitti, bıçağını yokladı, gözleri genişledi. Kalktı, kulübenin ka­pısına doğru yürüdü.

 

Juana onu durdurmak istedi, durdurmak için    elini kaldırdı, fakat dehşet içinde, eli havada kaldı. Kino uzun zaman karanlığa baktı, sonra dışarı çıktı. Juana dışarıda patırdıyı, doğuşu, boğuşma gürültüsünü duydu, dehşetten  donakaldı, dudakları bir kedi dudağı gibi dişlerinden ayrıldı, Coyotito’yu yere bıraktı, ocaktan bir taş alarak dı­şarı fırladı, fakat mücadele bitmişti. Kino yere serilmiş kalkmağa uğraşıyordu, yanında kimse yoktu. Yalnız bir­takım gölgeler, denizin hafif hafif sahile vuruşu ve enginlerin sessizliği vardı, bir de kötülük, her taraflarını sarmıştı, kulübenin arkasında, bahçede, duvarların kenarında, havada, her yerde…

 

Juana elinden taşı düşürdü. Kino’ya koştu, onu kolları arasına aldı, kaldırdı, kulübeye kadar gitmesine yar­dım etti. Kino’nun başından kan akıyordu, yanağında, kulağından çenesine kadar bir yara vardı, yarı baygın bir halde idi. Başını bir yandan bir yana sallıyordu, gömleği yırtılmıştı, pantolonu hemen hemen ayaklarından sıy­rılmıştı. Juana onu yataklık hasırına yatırdı, etekliğiyle yüzündeki kanı sildi, koştu bir kupa şarap getirdi. Kino hâlâ başını sallıyordu. Juana sordu:

 

“Kimdi?”

 

“Bilmem, göremedim.”

 

Juana bir bardak da su getirdi, kocasının yüzünü yıkadı. Kino yalnız uzun uzun boşluğa bakıyordu.

 

“Kino, kocacığım, sesimi işitiyor musun?” Kino:

 

“İşitiyorum.” dedi.

 

“Kino, bu inci kötü, gel onu yok edelim, iki taş arasında ezelim, tekrar denize fırlatalım, Kino, bu kötü, kö­tü, kötü…”

 

Juana konuştukça Kino’nun gözleri parladı, ateşlendi, haşinleşti, adaleleri gerildi, iradesi kuvvetlendi:

 

“Hayır, bu iğle mücadele edeceğim ve kazanacağım… Hakkımızı arayacağım. (Yumruğunu hasıra indirdi.) Bana inanmıyor musun?.. Ben bir erkek değil miyim? Sa­bah olunca kayığa bineriz, gideriz, denizler dağlar aşa­rız, başşehre varırız, sen de ben de artık dolandırılmayacağız. Ben bir erkek değil miyim?”

 

Juana cevap verirken sesi titriyordu: “Kino korkuyorum, bir erkek de ölebilir. Şu inciyi denize atalım.”

 

“Sus, yeter artık, sus, ben erkeğim.”

 

Juana sustu, Kino’nun sesi amirâne idi. Kino devam etti: “Biraz uyuyalım. Şafak sökünce, yola çıkarız. Benimle gitmekten korkuyorsun değil mi?”

 

“Hayır, kocacığım.”

 

Kino karısına tatlı ve şefkatli gözlerle baktı, eliyle yanağını okşadı:

 

“Biraz uyuyalım.” dedi.

 

(Jhon Steinbeck, İnci, Çev:Feriha Kunt, İstanbul 1961, s.48-51)

 

 

JOHN STEINBECK (1862-1968)Amerika’da siyasi ve sosyal sorunları ele alan yazarlardandır. Gerçekçilik akımına uyar. Doğa, yaşama sevinci, insanlık konularını işledi. 1961’de Nobel Ödülü’nü kazandı. ROMAN: Fareler ve İnsanlar, Yukarı Mahalle, Uğurlu Perşembe.

(9696)