Howard Pyle, Robin Hood

0
1388

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

ROBİN HOOD: Genç, yakışıklı, atak ve çevik. Yeşil elbise giyir. Önder ruhludur.

 

MARİAN KIZ: Gür saçlı, iyi yemek pişirir, iyi bir terzi, becerikli, ata biner, kılıç kullanır, soylu kızı.

 

KÜÇÜK JOHN: Dev bedenli, uzun boylu, çok duygulu, çocuk ruhlu, inatçı, dürüst ve yardımsever.

 

PAPAZ TUCK:  Siyah saçlı, sakallı,canlı, gözleri fıldır fıldır döner, dindar, Tanrı’ya ve insan sevgisine bağlı.

 

NORMAN VALİ: Haksız, zalim, kötü, acımasız.

 

KRAL JOHN:  Haksız, adaletsiz, etki altında kalır.

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

 

Robin Hood İngiltere’de bir dük oğludur. Nothingam valisi Robin’in babasını kıskanmaktadır. Büyük evlerini ateş verir, yaktırır. Aileden yalnız Robin kurtulur.  Vali’nin zarar verdiği birkaç adamla Stewart ormanında yaşamaya başlarlar.

Zenginlerden aldıklarını fakirlere yardım olarak verirler. Haksızlığı önlerler. Köylüler memnundur. Katılanlarla sayıları da artar: Küçük John, Papaz Tuck, Marian Kız, tekneci.

 

Robin Hood ve arkadaşları iki kardeşi idamdan kurtarır. Yoksul bir şövalyeye yardım eder.İki keşişi  soyar, Bacaksız’ı kurtarır. Marian Kız la mutlu olurlar.

 

METİN: IV MARİAN KIZ

 

Robin Hood’un bir Sakson soylusunun oğlu olduğunu daha önce belirtmiştik. Çocukluğunu geçirdiği şatonun yakınlarında bir başka Sakson soylusunun şatosu vardı. Bu iki şatonun sahibi çok iyi anlaşırlardı. İçtikleri su ayrı gitmez dense yeriydi. Bu yüzden genç Robin de komşu şatonun kızıyla bir arada büyümüştü.

 

Bu kıza “Marian Kız” adını takmışlardı ve herkes onu bu adla çağırırdı. Güzel, cana yakın, ele avuca sığmaz bir çocuktu. Robin’le birlikte ormanda unutulmaz zamanlar geçirmişlerdi. Marian Kız ağaca tırmanmakta, sapanla bir hedefi vurmakta, birdirbir oyununda, yüksek atlamacada, koşmakta ve buna benzer oyunlarda oğlan çocuklarına taş çıkartacak kadar hünerliydi. Beri yandan işlediği nakışlar, yaptığı yemekler, söylediği şarkılarla da tüm kız arkadaşlarını gölgede bırakıyordu.

 

Büyüyüp genç kız olunca ok ve yay kullanmakta da büyük  başarı göstermişti.    Babasının şatosunda çok zaman eski arkadaşı Robin’i düşünüyordu. Onun yaptıklarını, dillerde gezen  kahramanlık öykülerini dinledikçe onunla övünç duyuyor, onu yeniden görmek için dayanılmak ‘bir isteğe kapılıyordu. Genç adamın başına gelenleri; anasıyla babasını ve şatolarını yok eden    zalim yağmayı düşündükçe gizli gizli göz yaşları dökü­yor, taş yürekli Norman valiyle Kral John’dan öç almağa yemin ediyordu.

 

Ama gencecik bir kızın elinden ne gelirdi ki? Bir gün Marian Kız kendi kendisine, “Bura­da, babamın şatosunda “hiçbir şey yapmadan otu­rup duramam! Robin, Sherwood Ormanında. Ge­lip beni arayamaz. O zaman ben gidip onu ara­malıyım” diye düşündü.

 

Aklına bir şey koydu mu onu mutlaka yapan, gözü pek bir kızdı. Bir erkek çocuğu gibi giyindi; ‘ o güzelim, gür saçlarını başlığının altına gizledi, eline bir uzun mızrak alarak gizlice babasının şatosundan kaçıp yollara düzüldü. Sherwood Ormanına yöneldi.

 

Robin Hoold, yoksul kimselerin mallarına el koyan bir kötü adamın ya da zavallı halkı ezen bir zalimin evine baskın yapacağı zaman yeşil giysilerini uzun, geniş bir pelerin altında gizler, yüzünü de yalnızca gözlerini açıkta bırakan bir örtüyle kapatırdı.

 

O gün de öyle yapmış, orman yollarında bir gölge sessizliğiyle kayarak ilerliyordu. Dışarıda görülecek bir hesabı vardı!

 

Bîrden karşıdan tığ gibi bir delikanlının gelmekte olduğunu gördü. Bu ufak, ince yapılı genç adamın bir elinde bir mızrak, öbür elinde bir yayla oklar vardı.

 

Birbirlerine  iyice  yaklaştıkları  zaman  Robin Hood:

 

“Çocuk, ne arıyorsun bu ormanda? Elindeki okla yayı ne yapacaksın?” diye sordu. “Geyik avlamanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Yakalanırsan seni darağacında sallandırırlar hiç gözü­nün yaşına bakmadan! Daha yaşın pek küçük. Hadi, evine, ananın babanın yanına dön de ba­şın belâya girmesin.”

 

Robin Hood’un karşısına çıkan bu delikanlının kim olduğunu anlamışsınızdır herhalde, feo-bin’in çocukluk arkadaşı Marian’dan başkası de­ğildi bu.

 

Marian yüzü kapalı olduğu için Robin’i tanıyamamıştı. Karşısındakini tepeden tırnağa, küçümseyerek süzdü:

 

“Sen kim oluyor da benim işime karışıyorsun?” diye dudak büktü. “Canım ne isterse onu yaparım ben!”

 

“Dik kafalı çocuk. Senin iyiliğin için konuşuyorum. Var git, evine dön, yoksa pişman olur­sun.”

 

Marian Kız:

 

“Başkalarının  iyiliğini düşünen kişiler mert olurlar” diye karşılık verdi. “Senin gibi yüzlerini peçelemezler. Bırak beni geçeyim.”

 

Bunu der demez Marian Kız karşısındakini şaşkınlığa uğratan bir şey yaptı. Mızrağını iki eli ile kavrayarak saldırıya geçti. Robin de kendini savunmak için kendi sopasını kavradı. Kapıştılar. Robin çocuğun canını yağmamağa, ona lâf anlatmağa çalışıyordu. Ama Marian Kız genç bir dişi pars gibi dövüşmekte direniyordu. Bir süre dövüştüler.

 

Sonra Robin Hood bu oyuna bir son vermek niyetiyle ciddi bir saldırıya geçti, hasmının elindeki mızrağı düşürüverdi.

 

Marian Kız öfkeli, üzgün, öylece kalakaldı.

 

Robin Hood babacan bir tavırla elini onun omzuna vurarak:

 

“Senden hoşlandım çocuk” dedi. “Küçüksün ama yaman dövüşüyorsun. Gözün pek; gururlu­sun. Bu ormanda ne aradığını söyle, sana yardım edeyim.”

 

Marian Kız:

 

“Buraya Robin Hood’u aramağa geldim” dedi. “Onun adamları arasına katılmak, ben de on­lar gibi baskıya, haksızlığa karşı savaşım vermek istiyorum.”

 

Robin Hood hiç sesini çıkarmadan yüzündeki örtüyü açtı.

 

O zaman Marian Kız:

 

“Robin, sen ha?” diyerek kendi peleriniyle başlığını çıkardı.

 

İki çocukluk arkadaşı kucaklaştılar.

 

“Marian Kız, kim olduğunu neden söylemedin de dövüşe kalktın benimle?”

 

“Seni tanıyamadım da ondan.”

 

Gülerek, elele bir dere boyuna oturdular.

 

“Marian Kız, demek ormanda benimle birlikte olmağa geldin ha?”

 

“Benî istemiyorsan giderim,  Robin.”

 

“Seni istememek mi? Her gece düşlerimde seni görüyorum. İnan ki bu bir abartma değil. Marian! Ama Sherwood Ormanında yaşamak, babanın şatosunda yaşamaya benzemez. Burada se­ni ne gibi zorlukların beklediğini biliyor musun?”

 

Marian Kız;

 

“Bunu bilecek kadar aklım vardır sanıyorum” dedi.’“Rahatımı düşünseydim şatodan ayrıl­mazdım. Seninle aynı alın yazısını paylaşmaya geldim buraya.”

 

“Seni pişman etmemek için elimden geleni yapacağım, Marian.”

 

“Robin, hiçbir zaman pişman olmayacağıma inanabilirsin. Sensiz mutlu olamayacağımı anladım. Bundan sonra senden hiç ayrılmayacağım.”

 

“Hadi gel, arkadaşların yanına gidelim öyleyse.”

 

Ormanın ortasındaki açıklığa gittiler. Robin Hood borazanını öttürünce adamları, yeşil giysileriyle, yeşil ağaçlar arasından sökün etiler.

 

Robin Hood: “Size çocukluk arkadaşım Marian Kız’ı getirdim” dedi. “Bundan böyle bizimle birlikte ormanda kalacak.”

 

Adamlar, “Hurraa!” diye bağrıştılar.

 

“Tuck Kardeş nerde?” diye sordu.

 

“Buralardaydı.”

 

“Çabuk bulup getirin onu bana.”

 

Adamlar dört bir yana. koşuştular; biraz sonra Keşiş Tuck’u bulup getirdiler. Tuck Kardeş’in sırtında az önce vurduğu besili bir geyik vardı.

 

“Beni istemişin, Robin” dedi. “Bir şey mi var?”

 

“Evet. Seni Marian Kız’la tanıştırayım. Bir Tanrı adamı olduğuna göre nikâhımızı kıyabilirsin. Hemen evlenmek istiyoruz.”

 

O haşarı, ele avuca sığmaz Marian kulakla­rına varıncaya kadar kıpkırmızı kesilmişti. Tuck Kardeş ağzı kulaklarına varmış bir durumda:

 

“İstediğiniz o olsun” dedi. “Çocuklar, sizler de düğün şöleni -hazırlayın bakalım. Şu geyiği tam zamanında vurmuşum.”

 

O akşam Robin Hood’la Marian Kız’m nikâhları kıyıldı. Robin Hood’un Şen Yandaşları öyle bir şölen hazırladılar, Öyle bir eğlenti düzenledi­ler ki kahkahalar, şarkılar, çalgı sesleri yıldızla­ra dek yükseldi. Sherwood Ormanının ağaçları bi­le yapraklarını hışırdatıp tempo tuttular, dalları­nı sallayarak oyunlara, danslara katıldılar sanki..”

(20570)