Christy Brown, Sol Ayağım

0
1135

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

 

1. A Harfi: Christy doğunca bedenindeki farklılıkları, özrü annesi gördü. Bütün zamanını oğluna ayırdı. Zihinsel  yetersizliğini kabul etmez. Bakım evine gönderilmesini reddeder. Oğlu sol ayağıyla ‘A’ harfini yazınca mutlu olur.

 

 

2. A-N-N-E: Alfabenin harflerini öğrenen Christy adını “C.B” kısaltmasıyla yazar, annesine de kitaptaki ANNE kelimesini gösterir.

 

 

3. Ev: Yedi yaşına basan  özürlü çocuk, ‘gezinti arabası’ adını verdiği tekerlekli sandalyesiyle öteki çocuk ve kardeşleri ile oyun oynayabilir. Evde saklambaç oynarken banyoya saklanır. Sally ile Charlie de küvete girip öpüşürler.  Christy musluğu açıp onları ıslatır. İki çocuk bir daha eve gelmez. Ağabeyi Tony kavga ettiği için bir hafta oda hapsi cezası verilir. Kızların ilgilendiği Tony’i bir kahraman gibi gören küçük özürlü kardeş, annesinin kucağındayken sol ayağıyla odanın anahtarını alır ve onu kurtarır.

4. Henry:  Christy’nin arabasına verdiği addır. Onun tahtıdır. Kardeşi Paddy’nin yaramazlıklarına şaşar. Ama özürlü çocuğun yüzmesine herkes şaşırır. Kimse sokağa, toplantılara onunla gitmek istemez. Özürlü olmasının kısıtlılığını anlar.

 

5. Katriona Delahunt: Christy’e bakan hemşirenin adıdır.  Annesi de resim yapmasını ister. Çocuk da çabalar. Hemşire güzel ve zarif bir genç kızdır. Hastasının yaşama sevincini artırır.

 

6. Ressam: Noel Resim Yarışması’na Christy de katılır. Katerina  gazeteye çocuğun sakat olduğunu bildirir. Gazeteciler çocuk ve ailesiyle görüşüp yayınlarlar. Yarışmanın birincisi de Christy olur.

 

7. Acıyan Bakış: Kahramanımız evin penceresinden dışarıyı seyreder. Güzel kız Tenny ile notlarla haberleşirler. Kız da Christy’i öper. Kardeşi Peter de bu kızı sever ve kıskanır. Kız özürlü çocuktan uzak durur, ona sevgiyle değil acımayla bakar.

 

8. Hapishane Duvarı: On yerdi yaşında bir genç olan kahraman, bunalımdadır. Hayata küsüp intiharı düşünür, vazgeçer. Kendisini ve dünyayı sorgular. Hemşiresi evlenip Bayan Maguire adıyla evden ayrılır. Ablasının da çocuğu doğunca dayı olur.

 

9. Laurdes: Bayan Maguire eski hastasına bir gezi ayarlar. Christy uçakla Fransa’ya geçer. Şifa hamamlarına, mağaralara gider. Birçok sakatın iyileşmek için dua ettiğini görür. Meryem ilahilerini söyler. Hemşire isteyince resim çizip verir ve kendisini araması için telefon numarasını bırakır. Fakat aranmaz. Eve dönen Cris eski sıkıcı günlük yaşayışı sürdürür.

 

10. Annemin Yaptığı Ev: Çocukken kendisini gören Dr. Collins onu ziyarete gelir. Beyin felcine yeni yöntemler uygulamaktadır. Annesi doktorun  kendisini tedavi edebileceği geniş evin yapımını tamamlatır. Chris kitaplar okur, bilgilenir.

 

11. Kısa Süreli Ziyaret: Londra’ya uçakla giden genç heyecanlıdır. Bayan Collins  Christy’nin tedavisine başlar. Hastanın sol ayağını kullanmasına izin vermez. Bu karara hasta üzülür.

 

12. Ne Olabilirdi?: Dublin Ortopedi Hastanesindeki hastaların çoğu çocuklardır. Christy de bunlardan biridir. Sheila adlı kızı sever ve çalışmalara istekle katılır. Mektuplaşırlar. Kahramanımız acı ve dertlerini yenmeye gayret eder.

 

13. Kalem:  Mektuplarını söyleyerek kardeşlerine yazdırır. Yazar olmak ister. Evdekiler yazma tekniğini ve yöntemini bilemez. Yardım istediği Dr. Collins onu destekler.

 

14. Acıma Değil, Gurur:  Hastanedeki doktorların bazısı ayrılınca Christy etkilenir. Hasta ile bakıcı ve doktorların arasındaki sevgi bağının önemi vurgulanır.

 

15. Klişeler ve Sezar:  Özürlü genç sabır ve çalışma ile yazarlıkta başarılı olur. Dr. Collins’in tuttuğu özel öğretmen onun klişelerden kurtulmasını ve kısa cümlelerle yazmasını önerir. Christy sol ayağını kullanarak yazılar yazmaya başlar.

 

16. Onun İçin Kırmızı Güller: Dr. Collins beyin felci hastaları yararına bir konser düzenler. Şarkıcı Buil Ives de katılır. Collins konserden sonra Christy’nin otobiyografik romanının ilk bölümünü okuyunca herkes yazarı alkışlar. Chris başarısından dolayı kendisine verilen kırmızı gülleri annesine sunar, onu onurlandırır.

 

 

 

METİN: V  KATRİONA DELAHUNT

 

Bu sefer ne terleme ne de titreme vardı. Gayet düzgün bir şekilde yapmıştım. Şimdi bir boya fırçası tutuyordum, kırık bir parça tebeşir değil. Ama aynı anlama geliyordu; dış dünyayla iletişim kurmak için yeni bir yol keşfetmiştim, sol ayağımla ko­nuşmak için yeni bir yol.

 

Zaman geçtikçe, küçük boya kutuma daha bağlanır ol­dum. Peder’in bir şeye karşı çıktığı zamanlarda suratının aldığı halden, komşu kedisi Tibby, yiyip bitirmeden önce çöp kutu­sunda duran, bir avuç ölü balığa kadar her şeyi çiziyordum.

 

Sonra annem bana daha çok boya, fırça ile bir iki resim defteri ve kalem alabilmişti. Doğal olarak bu benim ifade ala­nımı genişletmişti ve daha geniş konular seçmeme fırsat veri­yordu. İlk birkaç haftalık kararsızlıktan ve beceriksizlikten son­ra, yeni oyunumla iddialı bir şekilde ilgilenmeye başladım. Her gün, yukarıdaki arka yatak odasında tamamen kendi başı­ma resim yaptım.

 

Değişiyordum. O sıralar bunun farkında değildim; ama beni mutsuz eden şeylerin bazılarını unutmak ve yeniden mut­lu olmak için yeni bir yol bulmuştum. Her şeyden önemlisi kendimi unutmayı öğrenmiştim. Artık erkek kardeşlerimle dışa­rı çıkmayı özlemiyordum; çünkü zihnimi canlı tutacak, her gü­nümü dört gözle bekleyecek bir şey haline dönüştürecek bir şeylere sahiptim.

 

Saatlerce, ayak parmaklarım arasında fırçayı tutup, sağ ba­cağım sol bacağımın altına kıvrılmış, kollarım iki yanıma sıkı­ca dayanmış ve ellerim sıkılı bir şekilde yerde çömelip oturuyordum. Bütün boyalarım ve fırçalarım etrafımda olurdu. An­nemle babamdan resim yapacağım kâğıtları, sabit kalacak bir şekilde çiviyle tutturmalarını istiyordum. Tuhaf bir pozisyon gibi görünüyordu; kafam neredeyse bacaklarımın arasında ve sırtım bir tirbuşon kadar eğri duruyordu. Ama en güzel resim­lerimi bu şekilde yapmıştım. Tahta zemin benim tek resim sehpamdı.

 

Yavaşça, bunalımımdan çıkmaya başladım. Resim yapar­ken saf bir haz duyuyordum; daha önce hiç hissetmediğim, beni benden alan bir duygu. Bunalıma girdiğim ve evdeki her­kese sinirlendiğim tek anlar resim yapmadığım zamanlardı. Başlarda annem beni resim yapmaya teşvik ederken doğru şeyi yaptığını, mutsuz olmak için daha az zamanımın kalacağını düşünüyordu. Ama bir süre sonra endişelenmeye başladı; çün­kü yalnız başıma çok fazla zaman geçiriyordum. Yukarıdaki yatak odasında her şeye, hatta kendime bile kayıtsız bir halde saatlerce resim yaparak oturuyordum.

 

Annem sıkça yukarı gelip, odaya parmak uçlarında girerek bir şey isteyip istemediğimi sorardı. Orada beni bir resme eğil­miş, parmaklarımın arasında fırçayla bulurdu; sol ayağımı Peter ve Paddy’nin ellerini kullandığı kadar kolayca kullansam da bazen gözlerimin üzerine düşmüş saçımı düzeltmek ve alnımdaki teri silmek için gelirdi. Neredeyse tüm gün bir resmin önünde yerde eğilerek oturmaktan dolayı, vücudumun geri ka­lanında çok büyük bir gerginlik olurdu. Annemin, iyi olup ol­madığımı kontrol etmek için hemen her gelişinde basımı kısa­ca sallar ve homurdanırdım.

 

Sonra bir gün, ben yaklaşık on bir yaşındayken, annem hastalanarak yirmi ikinci ve son çocuğunu doğurmak üzere Rotunda Hastanesine götürüldü. Birkaç hafta sonra bir erkek çocuğu dünyaya getirdi. En küçük erkek kardeşim doğduktan sonra hastalandı ve durumu hızla kötüleşti. Hepimiz evde kötü bir durumdaydık. Annemin gitmesiyle sanki evin üstüne ölü toprağı serpilmişti. Bu bir saatin içini çıkarıp, akreple yelkova­nı hareketsiz ve güçsüz bırakmak gibi bir şeydi. Artık resim bi­le yapamıyordum; hiçbir şeye karşı ilgim kalmamıştı; çünkü annemin öleceğini düşünüyordum.

 

(Chiristy Brown, Çev. Kaan Mutlu,  Sol Ayağım, Nokta Kitap, İstanbul 2005, s.49-50)

 

 

CHRİSTY BROWN (1932- ). İrlandalı. Duvar ustası babanın 23 çoğundan biridir. Beyin felci geçirir. Sadece sol ayağını kullanabilir. Yüzmeyi, resim yapmayı  ve yazı yazmayı başarır.

(14043)