Carlo Collodi, Pinokyo

0
594

KİŞİLER, KARAKTERLER:

 

PİNOKYO: Küçük kukla.

 

GEPETTO: Yaşlı oyuncakçı. İyiliksever. Duygulu.

 

JİMİNİ: Çekirge. Pinokyo’nun arkadaşı.

 

MAVİ PERİ: Pinokyo’yu koruyan peri.

 

FİGARO: Kedi.

 

 

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

 

METİN: III PERİNİN ARMAĞANI

 

Alt katta, Çekirge Jimini uyumuyordu. Yattığı yer pek rahat değildi. Saatlerin hep birden çıkardıkları tıkırtı çekilir gibi değildi. Jimini tam uykuya dalacağı sırada bir guguk kuşu evinden çıktı, zafer türküsü söyler gibi öttü.

Jimini sinirli ve küskündü.

 

Tiktak, tiktak, sesleri sanki hızlanıyor, gürültü artıyordu Jimini’nin canı saatlerin hepsini kırmak istedi. Burası gerçekten rahat bir ev değildi. Ama nereye gidebilirdi? Dışarısı buz gibi soğuktu.

 

Birdenbire sabrı tükendi, doğruldu, minicik ciğerlerinin bütün gücüyle bağırdı:

 

“Susunuz!”

 

Hayret! Bütün saatler duruverdi…

 

“Bak hele! Meğer, biraz saygı görmek için öfkelenmek gerekiyormuş, diye düşündü. Ha, şimdi durum düzeldi, uyumağa çalışalım.”

 

Jimini keyifle uzandı, ellerini karnının üzerin­de kavuşturdu, gözlerini kapadı.

 

Tam rahata kavuştuğu sırada, göz kamaştırıcı bir ışık odaya yayıldı. Jimini korktu, gizlenecek bir yer aradı, bir şamdanın içine sokuldu, şemsiyesi­ni de başına açtı.

 

Bir kaç dakika titreyerek orada kaldı. Sonra, korkacak bir şey olmadığını görünce, gizlendiği yerden burnunu biraz çıkardı. Karşısına çıkan şe­ye hayretler içinde baktı :

 

Atölyeyi kaplayan, saatleri, guguk kuşlarının çıktığı evleri, raflardaki kuklaları, gerçek dışı gibi gösteren mavimsi ışığın içinde, uzun mavi elbiseli, çok güzel bir hanım, ayakları yere değmeden uçar gibi yavaş yavaş ilerliyordu. Çok uzun sarı saçla­rı bal rengindeydi. Su üzerinde uçuşan renkli ka­natlı kız böceklerinki gibi şeffaf kanatları vardı. Sağ elinde, bir çiçeğin nazik sapını tutar gibi, kris­tal bir değnek tutuyordu. Değneğin ucunda çiçek değil, bir yıldız vardı.

 

Esrarengiz genç kadın Gepetto’nun    tezgâhı önünde durdu, ses çıkarmadan tahta kuklaya baktı.

 

Gözleri kamaşan Jimini: “Bu Mavi Peri’dir” diye mırıldandı. Gizlendiği yerden farkına varma­dan çıktı.

 

Peri: “İyi kalpli Gepetto’nun sesi bana erişti” dedi, ve ustanın bıraktığı yerde hareketsiz duran kuklaya yaklaştı: “Gepetto başkalarına o kadar sevinç vermiştir ki, düşünün gerçeğe çevrilmesine hak kazandı. Onun dilediğini yapmak isterim.”

 

Kristal değneğiyle Pinokyo’ya yavaşça dokundu ve ağır ağır şu sözleri söyledi:

 

“Uyan, Pinokyo, bundan böyle canlısın, Sana verdiğim, yaşantı nefesidir. İyi yürekli Gepetto’ya mutluluk ver, Gerçekten bir küçük çocuk olacaksın,”

 

Odada yeniden ışık parladı, tahta kuklanın çevresinde ateş böcekleri gibi uçuşan binlerce yıl­dızlar ışıldadı.

 

Değnek kendisine deyip perinin tatlı sözleri işitilince, Pinokyo hemen canlandı. Önce göz kırp­tı, sonra kollarını kaldırdı, bacaklarını gerdi, ba­şını çevirdi. Yüzündeki muzip mana Jimini’nin çok hoşuna gitti.

 

Pinokyo:   “Kımıldıyorum, konuşabiliyorum!” diye bağırdı.

 

Jimini: Bu bir mucize! diye düşündü.   Artık korkmuyordu. Gizlendiği yerden çıkmış, bu ilginç sahneyi seyrediyordu :

 

“Gepetto düşünün gerçekleştiğini görünce sevincinden çıldıracak, dedi. Hele şükür, bir oğlu oldu! Etten kemikten değil, ama canlı bir çocuk.”

 

Peri sözlerine devam etti:

 

“Pinokyo, beni iyi dinle: Gepetto’yu mutlu et­mek için sana can vermek istedim. Şimdi canlısın, Gepetto senin baban, bunu biliyorsun. O bana bü­tün kalbiyle yalvarmış olmasaydı buraya gelmez­dim, sen de bir tahta kukla olarak kalırdın, seni yürütmek için iplerini çekmek gerekirdi. Bunu hiç bir zaman unutma. Daima iyi kalpli ol, ona sevgi göster, sözünü dinle. Baban seni sevdiği gibi sen de onu çok sev.”

 

Pinokyo bu sözleri dinlemiş ama henüz pek iyi anlayamamıştı.

 

“Ben gerçekten bir çocuk muyum? diye sordu.

 

“Tam olarak değil, küçük dostum. Sana can verdim, ama bu yeterli değil. Şimdi yaşamayı, na­sıl davranacağım öğrenmen gerekiyor. Bunu başar­manın yolunu bul.”

 

Pinokyo, Jimini’yi duygulandıran bir sesle yal­vardı :

 

“Ah, bana söyleyin, yaşamayı öğrenmek, tam bir çocuk olmak için ne yapmalıyım?

 

“Peki, söyleyeyim: cesur olmağa, hiç yalan söylememeye, etrafındakiler! sevmeğe çalış, içtenlikle, iyi huylu olmağa gayret et ki baban seninle gururlansın. Böylece, bir gün, tam bîr çocuk oldu­ğunu anlarsın.”

 

Köşesinde bu sözleri dinleyen Jimini: “Bütün bunlar çok kolay şeyler değil” diye düşündü.

 

Mavi Peri de, Pinokyo’ya verdiği görevin ne kadar güç olduğunu biliyordu.

 

“Dünya, insanın aklını çelen şeylerle doludur, dedi. iyiyi kötüden ayırt etmeği öğrenmelisin.”

 

Pinokyo perinin sözünü kesti:

 

“îyilik, kötülük mü? dedi. Ama ben bunları nasıl ayırd edebilirim?

 

Jimini susmak zorunda bulunduğuna üzülü­yor, lâfa karışmağa can atıyordu.

 

Güzel, akıllı peri, tatlı olmakla beraber karar­lı ses ile devam etti:

 

“İyi ile kötü arasındaki farkı sana vicdanın söyleyecek.”

 

Pinokyo şaşırdı:

 

“Vicdanım mı?” dedi.

 

“Evet…”

 

“Vicdan nedir?”

 

Bu kez Çekirge Jimini dayanamadı, gizlendiği yerden fırladı, sevinçle :

 

“Vicdan, dedi, kişilerin hiç bir zaman dinle­mek istemedikleri küçük bir sestir. Bugün her şeyin ters gitmesi de bu yüzdendir!”

 

Pinokyo yalvaran bir sesle sordu :

 

“Sen benim vicdanım mısın?”

 

Bu soru karşısında Jimini ne diyeceğini şasırdı. Mavi Peri onu bu zor durumdan kurtardı; Çekirgeye :

 

“Dinle, küçük dostum, dedi. Sen Pinokyo’nun dostu olmağı ister misin? Sen, dünyayı bilen tec­rübeli bir kişiye benziyorsun. Adın ne?”

 

Bu sözler Jimini’nin gururunu okşamıştı. Ken­dini tanıttı:

 

“Adım Çekirge Jimini” dedi.

 

Peri: “Lütfen diz çöker misin Bay Jimini,” dedi.

 

Jimini perinin önünde diz çöktü.

 

Peri eğildi, değneğinin ucu ile Jimini’nin omuzuna dokundu.

 

Değnek kendisine dokununca Jimini bir titre­me duydu.

 

Peri, ciddi bir sesle devam etti:

 

“Pinokyo’nun doğru yoldan ayrılmamasını, kötülükten sakınmasını sağlayacak şekilde davran­malısın. Ayağa kalkınız, Şövalye Jimini,”

 

Jimini kalktı, artık titremiyordu. Metin bir sesle devam verdi :

 

“Peri hanım, sorumluluklarımı çok iyi anlıyo­rum. Bu ödevi başarabileceğimi sanıyorum. Çünkü ben çok gezdim, çok kişi gördüm, erkekler, kadın­lar, çocuklar tanıdım. Çok tecrübe kazanmış oldu­ğuma inanıyorum. İyiliği kötülüğü ayırt etmeği öğrendim.”

 

“Pinokyo ile meşgul olurken büyük zorluklarla karşılaşacağını, yaşantının bir çok   sorunlarla yüklü olacağını biliyor musun?”

 

“Biliyorum. Ama Gepetto’yu gördüm, çocuğu olmasını ne kadar istediğini anladım. Çocuksuz ol­manın kendisini nasıl üzdüğünü gözlerimle gör­düm. Gepetto’nun mutlu olmasını istiyorum. Bu mutluluğu ona vermek için Pinokyo’ya yardım et­mek isterim. Hem de bu iş bana o kadar güzel ge­liyor ki!”

 

Peri duygulanmıştı. Sevgi dolu gözlerle kü­çük çekirgeye bakıyordu. “Pinokyo’ya. söz dinletmeyi başarabilmeni dilerim, .dedi. Kişiler vicdan­larının küçük sesini hiç dinlemezler dememiş miy­din?”

 

“Pinokyo beni dinler, bundan kuşkum yok. Ben onun yalnız vicdanı değil, arkadaşı da olurum.”

 

Küçük çekirge periden bir şey daha isteye­cekti ama buna cesaret edemiyordu.

 

Peri: “Ne istiyorsun, Jimini? diye sordu. Ba­kışında bir küçük alev görüyorum…”

 

Gerçekten bu peri her saklı şeyi bilebiliyordu,

 

Jimini:

 

“Bana nişan gibi bir şey veremeyecek misi­niz?” diye sordu.

 

Peri: “Bunu sonra düşünürüz” diye karşılık verdi.

 

Nişan altın olabilir mi?

 

İşini iyi yaparsan belki Öyle olabilir. Pinokyo’yu sana emanet ediyorum, tecrübenden yararlansın. Ona önerilerde bulun, gerçekten iyi bir ço­cuk olmasına yardım et.

 

Sonra peri Pinokyo’ya döndü :

 

“Küçük Pinokyo, bırak vicdanın sana yol gös­tersin. Şimdilik başkalarından farklısın, ama bu, cesaretini kırmasın. Şunu aklında tut:  kötü bir çocuk tahtadan da yapılmış olabilir.”

 

Sözünü bitirince peri yavaşça geriledi… atölyeyi aydınlatan, her şeyi pırıldatan o harika mavimsi ışık söndü. Peri sanki havada kayboluyor­du… Son bir müzik sesi duyuldu, sonra sessizlik tekrar ortalığı kapladı.

 

Pinokyo ile acayip vicdanı taş kesilmiş gibi birbirlerine baktılar, ne diyeceklerini bilemiyor­lardı. Perinin geri geleceğini ummuşlardı, ama öyle olmadı, ikisi yalnız kaldılar.

 

İlk önce, canlanan küçük tahta çocuk konuş­tu :

 

—Sen babamı tanıyor musun?

 

—Elbette tanıyorum. Onunla çok konuşmak fırsatını henüz bulmadım. O çok iyi bir insandır.

 

—Ben de çok iyi yürekli olmak istiyorum.
—Bana yardım eder misin Jimini?

 

—Tabiî. Ben niçin buradayım sanıyorsun? Sana yardımcı olmak için.

 

—Bunu nasıl yapacaksın?

 

—Görürsün. Bu şarkıyı dinle, ne dediğimi iyi hatırla, her şey yolunda gider.

 

—Ama sana ihtiyacım olursa bunu nereden bileceksin?

 

—Beni çağırmak için bir ıslık öttürürsün, işte böyle… düüüt!

 

—Böyle mi?

 

Pinokyo ıslık çalmaya çalıştı, hiç bir ses çı­karamadı.

 

—Zararı yok, sen şarkımı dinle.

 

—Şarkı nedir?

 

—Söz ve müzik. Bir şeyi öğrenmekte ve ak­lında tutmakta zorluk çekersen, bunu şarkı mı­rıldanarak, müzikle yapmağı dene. Çok kolayla­şacağını görürsün.

 

Ve Jimini şarkıya başladı:

 

“Eğer sıkıntıda kalırsan

 

İyinin kötünün nerede olduğunu bilmezsen

 

Kısa bir ıslık çal.

 

Kısacık bir ıslık.

 

Kötü bir şeyi canın çekerse,

 

Ve bunu yapmak isteğim duyarsan,

 

Kısa bir ıslık çal,

 

Kısacık bir ıslık…”

 

Ve çekirge, şemsiyesi koltuğunda, masadaki bir kemanın teli üstünde dansetmeğe başladı:

 

“Dar ve düz yolu tut,

 

Ama kaymağa başlarsan

 

Kısa bir ıslık çal,

 

Kısacık bir ıslık…”

 

Tam o sırada kemanın teli koptu, Jimini den­gesini kaybetti, arka üstü düştü. Ama çabuk aya­ğa kalktı, şarkısına devam etti:

 

“Her zaman ve her yerde

 

Vicdanın sana yol gösterir”

 

Pinokyo gözlerini açmış, sihirlenmiş gibi çe­kirgeyi seyrediyordu. Çekirge dansetmeğe devam etti. Pinokyo onu taklit etmek istedi, aynı tem­poyla dansetmek hevesiyle sıçramağa başladı. Ama tezgâhın kenarına çok yaklaşmış olduğundan, dengesini kaybetti, yere yuvarlandı.

 

Gürültü bütün evde duyuldu. Gepetto irki­lerek uyandı, kedisine sordu :

 

“Duydun mu, Figaro? Acaba ne oldu?”

 

Kedi yavrusu yatağın altına sığınmıştı. Kor­kudan titriyordu.

 

Gepetto: “Figaro, diye tekrarladı. Aşağıda bi­ri var, hırsızdır. Gel onu yakalayalım, bana yar­dım et.”

 

Mumu yaktı, sabahlığını giydi, aşağıya indi.

CARLO COLLODİ (1826-1890). İtalyan. Gazetece ve yazar. Gezi ve mizah yazıları da yazdı. Pinokyo ile ünlendi.

(9339)