Eleanor H. Porter, Pollyanna

KİŞİLER, KARAKTERLER:

POLLYANNA: İyimser, akılılı, canlı, konuşkan sarışın kız. Kötü durumlardan iyi sonuçlar çıkarır. Uzun saçlı, on bir yaşında.

POLLY TEYZE: Sabırlı, yaşlı. Varlıklı. Sevgisini göstermez.

BAYAN SNOW: Yardım kurumu yöneticisi.

JİMMY BEAN: Pollyanna’nın yardım ettiği çocuk, onurlu, çalışkan.

JOHN PENDLETON: Zengin yalnız yaşayan yaşlı adam.

OLAYLAR DİZİSİ, ÖZET:

Pollyanna, annesi ve babası ölünce teyzesinin yaşadığı kasabaya ve  konağa gelir.  Babasından öğrendiği mutluluk oyununu tanıştıklarına anlatır. Herkese yardım eder. Jimmy Bean ile Pendleton’la dost olur.

Araba kazasından sonra  Pollyanna’nın ayakları tutmaz. Mutluluk oyununu bütün kasaba kıza uygular. Jimmy’i Pendleton evlatlık alır. Dr. Chilton ile teyze on beş yıldır  konuşmaz. Polyanna’yı bu doktor iyileştirecektir. Teyze gururdan vazgeçip  doktora yeğenini iyileştirmesini rica eder. Chilton da Pollyanna’yı şehirdeki uzman doktorlara gönderir. Hastanede uzman doktorların kendisini iyileştireceğini anlayan kız, teyzesine mektupla bildirir.

METİN: JİMMY GELİYOR

Ağustos gelmişti. Ağustosun gelmesiyle de bazı değişiklik­ler ve beklenmedik şeyler oldu. Hoş bunların hiçbiri Nancy için beklenmedik şeyler değildi ya. Hizmetçi kız, Pollyanna geleli beri evdeki değişikliklere ve beklenmedik olaylara alışmıştı.

Önce kedi yavrusu çıktı ortaya.

Pollyanna, bu yavruyu yolun biraz gerisinde acı acı miyavlarken buldu. Çocuk kedinin sahibini bulamayınca bunu alarak çok doğal bir şey yaparmış gibi eve getirdi.

Teyzesine, son derece memnun bir tavırla, “Kedinin sahi­bini bulamadığıma da çok sevindim,” diye durumu açıkladı. “Onu eve getirmeyi aklıma koymuştum. Kedi yavrularına bayı­lırım. Onun burada kalmasına sevineceğinizi biliyordum.”

Polly Teyze çocuğun kollarındaki terkedilmiş kedi yavrusu­na baktı. Gri renkte tüyleri olan bitkin bir yaratıktı bu. Kadın, titredi, kedileri sevmezdi. Hatta sağlıklı, güze! ve temiz olanlardan bile hoşlanmazdı.

Yüzünü buruşturdu. “Öf, Pollyanna! Ne kadar pis bir yaratık! Onun hasta olduğundan eminim. Herhalde tüyleri de dökülüyordun Pireleri de vardır.”

Pollyanna şefkatli bir sesle mırıldandı. “Biliyorum... Zavallı kedicik. Üstelik tir tir titriyor. Çok korkmuş olmalı. Görüyorsunuz ya, kendisi daha onu bu eve alacağımızı bilmiyor.”

“Onun gibi kimse de bilmiyor zaten!”

Kediyi almayacağını söylemek istemişti. Fakat Pollyanna teyzesinin sözlerini ters anladı. “Hayır, hayır, herkes biliyor. Kedinin sahibini bulamadığım takdirde onu eve alacağımızı her­kese söyledim. Onu eve almakla memnun olacağınızı biliyor­dum. Zavallı, küçücük yalnız kedicik!”

Pollyanna devam etti. “Beni evinize aldıktan sonra bu küçük kedinin dolaşıp başka bir yer aramasına gönlünüzün razı olmayacağını biliyordum tabii. Sizin böyle düşüneceğinizi biliyor­dum.” Neşeli neşeli başını sallayarak koşup odadan çıktı.

Bayan Polly, “Fakat Pollyanna,” diye şikâyete kalktı. “Ben kesinlikle kedi...” Ama o sırada Pollyanna mutfağın yolunu tutmuştu bile.

Kız, “Nancy,” diye bağırıyordu. “Nancy, gel de Polly Tey­zemin benimle beraber büyüteceği şu küçük kedi yavrusunu bir gör!” Oturma odasında duran Polly Teyze de bu sözleri du­yunca üzüntüyle içini çekerek koltuğa çöktü. Kendisinde kızı azarlayacak kuvvet kalmamıştı.

Ertesi gün de bir köpek geldi. Bu kediden çok daha pisti. Belki kediden çok daha kimsesizdi. Polly Harrington kendisinin bir şefkat meleği ve kurtarıcı haline getirildiğini hayretle gördü. Pollyanna, bu rolü farkına varmadan teyzesine yakıştırıvermişti. Kedileri sevmeyen ve köpeklerden nefret eden Bayan Polly yine kendisinde karşı çıkacak kuvveti bulamadı.

Ama daha aradan bir hafta geçmeden Pollyanna eve üstü başı yırtık pırtık bir çocuk getirip onun için de aynı şeyleri isteyince” Bayan Polly konuşmak zorunda kaldı. Bu konu şöyle oldu.

Güzel bir perşembe günü Pollyanna, yine Bayan Snow’a paça götürmek üzere yola çıkmıştı... Bayan Snow’la Pollyanna çok iyi dosttular artık... Bayan Snow da küçük kızla birlikte mut­luluk oyunu oynuyordu.

Kadın o gün Pollyanna’nın paça getirdiğine çok memnun ol­duğunu söyledi. Çünkü canı paça istiyordu. O zaman çocuk bir hayli sevindi. Kadıncağız, kızı Miily’nin kapıda Pollyanna’yla ko­nuştuğunu ve bir gün önce rahibin koca bir tas paça tiridi getirdiğini söylediğini bilmiyordu.

Pollyanna bunu düşünüp yolda giderken birdenbire çocuğu gördü.

Küçük oğlan, yolun kenarına bitkin bir tavırla çökmüş bezgin bezgin bir tahta parçasını yontuyordu.

Pollyanna hemen sokulup, “Merhaba,” dedi.

Çocuk ona baktıysa da hemen başını çevirdi. “Sana da merhaba,” diye mırıldandı. Pollyanna biraz durakladı. Sonra kendisini otların üstüne atıp rahatça çocuğun yanına oturdu.

Nazik bir tavırla, “Adım Pollyanna Whittier,” diye söze baş­ladı. “Senin adın nedir?”

Bir sessizlik oldu. Çocuk istemeye istemeye, “Adım Jimmy Bean,” diye cevap verdi.

“İyi. İşte tanışmış olduk. Adını söylediğin için çok memnun oldum doğrusu. Bazı insanlar kendilerini tanıtmak istemiyorlar. Ben Miss Polly Harrington’un evinde oturuyorum. Ya sen ne­rede oturuyorsun, Jimmy?” “Hiçbir yerde.”

Pollyanna şaşırmıştı. “Hiçbir yerde mi? İyi ama buna im-kân yok. Herkes bir yerde oturur.”

Çocuk, “Şey...” dedi. “Şu sıralarda bir yerde oturmuyorum. Oturacak yeni bir yer aramaktayım.” “Ya! Peki nerede oturacaksın?”

Çocuk aşağı gören bir tavırla Pollyanna’yı süzdü. “Ne saç­ma soru bu! Oturacağım yeri bilseydim hiç böyle arar mıydım?” Pollyanna başını biraz gururla geriye attı. “Bundan önce!” diye söze başladı. “Bundan önce nerede oturuyordun?”

“Pekâlâ... O halde dinle bakalım. Adım Jimmy Bean. On yaşımı bitirip on bire basmak üzereyim. Geçen yıl Yetimler Evine girdim. Orada çok fazla çocuk vardı, bana da yerleri yoktu. Zaten orada oturmayı da hiç istemiyordum. Oradan ay­rıldım. Ama hâlâ yaşayacak bir yer bulamadım. Bir evim olsun isterim... Şöyle basit bir ev. Ama o evde annem olmalı. Yetimler Evinin Müdiresi değil. Eğer evin varsa ailen de var dernektir. Babam öldüğünden beri benim ailem yok. Onun için şimdi ken­dime bir ev bulmaya çıktım.”

Çocuk derin bir nefes aldı. “Şimdiye kadar dört eve uğrayıp şansımı denedim. Fakat kimse beni istemedi. Oysaki ben onlara çalışmaya razı olduğumu da söylemiştim. İşte. İstediğin her şeyi öğrendin sanırım.” Çocuğun sesi gitgide kısılıp titremeye başlamıştı.

Pollyanna ona çok acıdı. “Vah vah... Çok yazık. Demek hiç kimse seni istemedi. Neler duyduğunu çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de babam öldükten sonra yapayalnız kaldım. Benimle ilgi­lenen sadece Kadınlar Yardım Derneği oldu. Polly Teyzem beni yanına alacağını söyleyene dek,” Pollyanna birdenbire sustu. Heyecanla, “Sana bir yer buldum!...” diye bağırdı. “Polly Tey­zem seni yanına alır. Sonra Fluffy’le Buffy’i de yanına aldı. O za­vallıların da gidecek bir yerleri ya da kendilerini sevecek birileri yoktu. Onlar sadece kedi ve köpek. Haydi gel. Polly Teyzemin seni yanına alacağından eminim. Onun ne kadar iyi kalpli ve merhametli olduğunu bilemezsin!”

Jimmy Bean’in solgun yüzü aydınlandı. “Doğru mu söylü­yorsun? Sahiden beni evine alır mı? Çalışırım ben. Emin ol çok kuvvetliyim.”

“Tabii alır. Polly Teyzem dünyanın en iyi kadınıdır. Annem melek olmak için Cennete gittikten sonra dünyanın en iyi kadını Polly Teyzem oldu.” Ayağa fırlayarak çocuğun kolunu tutup çekti.

“Hem de çok kocaman bir evde oturuyor. Orada bir sürü oda var.” Birlikte yürürlerken biraz endişeyle ilave etti. “Ama belki tavan arasındaki odada yatarsın. Başlangıçta ben de orada kaldım. Ama artık pencerelerde sineklik telleri var. Onun için oda öyle sıcak değil.”

Eve geldikleri zaman küçük kız hiç tereddüt etmeden ar­kadaşını teyzesinin yanına götürdü. Kadıncağız şaşırdı tabii.

Pollyanna zafer dolu bir tavırla bağırdı. “Ah, Polly Teyze, Bak ne getirdim. Hem bu sefer getirdiğim Fluffy ve Buffy’den daha da hoş. Canlı bir çocuk o. Başlangıçta çatı arasında yat­maya razı. Sonra çalışacağını da söylüyor.”

Bayan Polly önce bembeyaz kesildi. Sonra kıpkırmızı oldu.

“Pollyanna, bunun manası nedir?... Bu pis küçük çocuk da kim?,.. Onu nerede buldun?” Kadının sesi son derece sertti.

Pis küçük çocuk bir adım gerileyerek kapıya baktı... Ama Pollyanna neşeli neşeli güldü. “Bu çocuğun adı, Jimmy Bean, Polly Teyze.”

“Ya... Peki kendisinin burada ne işi var?”

“Size bunu anlattım ya, Polly Teyze.” Pollyanna’nın gözleri hayretle büyüdü. “Size getirdim onu. Yani eve getirdim. Burada oturması için tabii. Çocuğun bir eve ve aileye ihtiyacı var. Sizin bana ne kadar iyi davrandığınızı anlattım. Fluffy’le Buffy’e de Öyle yaptığınızı söyledim... Ona daha da iyi davranacağınızdan eminim. Çünkü kendisi kedi ve köpeklerden daha iyi bir ya­ratık.”

Bayan Polly koltuğa çöküp titreyen elini boğazına götürdü. Yine o güçsüz duruma düşmek üzereydi. Ama kadın kendisiyle savaşarak dimdik oturdu.

“Bu kadarı yeter, Pollyanna. Şimdiye kadar yaptığın şey­lerin içinde en münasebetsizi bu. Pis kediler ve sokak köpekleri yetmiyormuş gibi bir de eve yolda bulduğun üstü başı yırtık di­lencileri getiriyorsun. Onlar...”

Birdenbire çocuk kımıldandı. Gözleri hiddetle parladı. Başını havaya kaldırarak İki adımda Bayan Polly’nin karşısına di­kildi.

“Ben dilenci değilim, efendim. Sizden de bir şey istediğim yok. Sadece karnımı doyurup yatabileceğim bir yer arıyorum. Bunun bedelini çalışarak ödeyeceğim... Bu kız sizin ne kadar iyi kapli olduğunuzu ve beni yanınıza almak isteyeceğinizi söylemeseydi kalkıp evinize de gelmezdim zaten. İşte böyle!” Çocuk dönüp adeta gülünç denilecek bir gururla odadan çıktı.

Pollyanna ağlar gibi konuşmaya başladı. “Ah, Polly Teyze, onu yanınıza almakla memnun kalacağınızı sanmıştım. Sizin çok sevineceğinize emindim ve...”

Bayan Polly kızın susması için elini kaldırdı. Kadının sinirleri sonunda bozulmuştu. Çocuğun sözleri ve özellikle “İyi kalpli” lafı kulaklarında çınlıyordu. Neredeyse karşı çıkmaktan vaz­geçeceğinin farkındaydı.

Sert bir sesle, “Pollyanna,” diye bağırdı. “Lütfen durmadan ‘memnunluk’ ve ‘sevinme’ sözlerini tekrarlamaktan vazgeç. Sa­bahtan akşama kadar ‘memnunluk’ sözünden başka bir şey duymuyorum. Bu gidişle çıldıracağım.”

Pollyanna hayretle mırıldandı. “Şey, Polly Teyze. Beni ya­nınıza aldığınız için memnun olduğunuzu... Oh!” Eliyle ağzını örterek sendeleye sendeleye odadan çıktı,

Daha çocuk bahçe kapısına gelmeden Pollyanna, ona yetişti.

“Hey çocuk! Çocuk, Jimmy Bean... Ne kadar üzüldüğümü söylemek istiyorum.”

“Üzülecek bir şey yok. Seni suçlu bulmuyorum.” Çocuğun kaşları çatılmıştı. “Ama ben dilenci değilim.”

Pollyanna yalvarmaya başladı. Tabii dilenci değilsin. Fakat teyzemi de suçlu bulma. Herhalde ben seni iyi tanıtamadım. Aslında teyzem çok iyi kalpli ve merhametlidir. Daima öyledir ken­disi. Herhalde ben durumu iyi açıklayamadım. Bununla birlikte sana oturabileceğin bir yer bulmayı çok isterdim!”

Çocuk omuz silkerek döndü. “Ziyanı yok. Herhalde ben ken­dime bir yer bulurum. Benim dilenci olmadığımı biliyorsun.”

Pollyanna kaşlarını çatmış düşünüyordu. Birdenbire neşeyle yüzü aydınlandı.

“Bak, aklıma ne geldi. Kadınlar Yardım Derneği bugün öğ­leden sonra .toplanıyor. Polty Teyzemden duydum bunu. Gidip senin durumunu onlara anlatırım. Babam da bir şey istediği zaman böyle yapardı zaten.”

Çocuk hırsla döndü.

“Hayır, bir şey söyleyecek değilsin. Belki sen o kadar ka­dının karşısında durup bana ‘Dilenci’ demelerine izin vereceğimi sanıyorsun. Ama çok yanılıyorsun.”

“Fakat sen orada olacak değilsin ki. Ben gidip onlara an­latacağım.”

“Sahi mi?” “Tabii. Hem bu kez her şeyi daha iyi anlatacağım.” Pollyanna, çocuğun yüzünden yumuşadığını sezerek çabuk çabuk devam etti. “Hem içlerinden bazılarını biliyorum. Onlar seni se­verek yanlarına alacaklardır.”

Çocuk tekrarladı. “Çalışacağım... Sakın bunu söylemeyi unutma.”

Pollyanna, “Unutur muyum hiç?” diye söz verdi. “Yarın da sana sonucu haber veririm.”

“Nerede?”

“Yolda. Seni bugün bulduğum yerde konuşuruz,”

“Pekâlâ, orada olacağım.” Çocuk bir an susup ağır ağır devam etti. “Bari ben bu gece için yine Yetimler Evine gideyim. Anlayacağın kalabileceğim başka bir yer yok.”

O sırada Bayan Polly, oturma odasının penceresinden iki çocuğu seyrediyordu. Ciddi bir tavırla çocuğun kapıdan çıkıp gözden kaybolmasına baktı. Sonra içini çekerek dönüp üzgün üzgün merdivene gitti. Polly Harrington hiç de yumuşak bir kadın değildi. Kulaklarında hâlâ çocuğun kafa tutar gibi söyledi­ği, “İyi kalpli” sözü çınlıyordu. Kalbinde de tuhaf bir boşluk vardı. Sanki bir şey kaybetmişti kadın.