Ruşen Eşref ÜNAYDIN, Damla Damla

0
754

RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN (1892-1959). Galatasaray ve Edebiyat Fakültesi mezunu. Edebiyat ve Fransızca öğretmeni. Milletvekili. Dışişlerinde büyükelçilik görevinde bulundu. Yaşamöyküsü, görüşmeve denemeler yazdı.

ESERLERİ: Diyorlar ki.., Tevfik Fikret, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le Mülakat.

Damla Damla, Mensur şiir, Düşünce yazıları

TANITIM:

METİN: DAMLA DAMLA’DAN

Gazi Mustafa Kemal bir gün sofrasında, temrin olarak bana şu kelimeleri verdi.

“İnsan, bî-hudut, beşeriyet, tezahür eder, aşk, ruh, ten, dudak, saç, hayat, hayat, şefekat, muhabbet, ölüm, hayat, ha­yat, bilmem”.

— Bu kelimeler sana ne ilham eder, dedi.
Şunu yazdım ;

“İnsan isen, sevginde bî-hudut ol.. Beşeriyetin kemâli bun­da tezahür eder… Bunu anlamayan hiç bilmeyecek güzel saç, berrak ten, duygulu dudak nedir!… O bilmeyecek aşk nedir, ruh ne!…

Böyle biri için hayat bile ölümdür.

Fakat beşeriyet bunu istemez. O hayat diler, hayat hayat!… Gel, ey fani, anla ve gör ki hayat nedir… Şefekattir o, muhab­bettir o… Hayat budur.., ötesi ölümdür, onu ben’ bilmem… Ha­yat isterim, hayat…”

Dinledi ve beğendi.

* **

Bir yaz gecesi sevdiğimle sohbete daldık. Sonunda gördük ki duvar göz göz olmuş, cam yerlerinden içeriye her an değişen renkler vuruyor.

Dedik :

— Bari güneşin altın neşteri tenimize değsin de öyle ya­talım.

O kadar mecalsizdik ki vücutlarımız -bizi, ruhlarımızın gö­türeceği istikametten ayırmak dileyen birer feryattı.

O güzel:

—Artık bizimki de delilik! dedi.

—Niçin?

Görelim dediğin güneş bile gece çekiliyor… Bak şu ta­ze doğuşuna!,..

Bana vücudum için güneşle ders verme. Vücutlar, ne yazık, mahdut sağlamlıkta birer yapıdır.

Bu gece onların darlığından ayrıldık, tükenmeyen hazza vardık.

Yarı yolda kesildikse güneşe eş olan ruhlarımız mı suçlu? Dinle :

“Bir şû’lesi var ki şem’-i canın”

“Fanusuna sığmaz asumanın”

Canan bizi sorarsa de ki:

— Güneş yaylasındayız. Çadırımız bir çınar, gölgesi de ha­lımız..

Derse :

— Neyle oyalanıyor?
De ki :

—Hep umarak bekliyor. Derse :

—Gül mü diliyor? De ki :

—Onun gönlü rüzgârlı, gül bir anda dağılır.
De ki:

—Bir al karanfil için can yakutu veriyor.

Derse :

—Ya karanfilin kıvılcımı yok mudur?
De ki:

—Her pervaneye ayrı bir alev gerek!

Madem ki karanfilsin, alevini al getir; oyaların solmadan düşkününü yak, bitir.

* **

Vuslat anını içim titreyerek bekledim. Sandım ki ömrüm o lezzet deminde ebedîleşecek. Ne boş şeyler ummuşum!., iş­te o da tıpkı ötekiler gibi geldi geçti…

Niçin sen mütemadî bir ayrılıksın, hayat?

* **

Durgunluğu bütün İbretlerden dokunaklı o kan, ölüm ve şan dehlizini Edirnekapı’dan Yedikule’ye kadar geçtim…

Kertenkele koşusunu andıran kıvrım kıvrım yarıklar sur­ların böğrüne Ölüm yıldırımını saplamış… Burçlar şerha şer­ha…

Şu bedenler ebedîliğe kadar ayakta dursun diye perçin­lenmemiş miydi? Çiçeklere ve başkalara renk ve koku veren güneşle rüzgâr, yağmurla kar bunların horasanlarından da, mimarlarından da, fatihlerinden de üstünmüş.

Bir vakitler göz yıldıran bu kuşak, artık bir yolun kenarın­da dağılan bir taş leş olmuş…

Karşısında da yazılar yosundan muammalaşmış mermer­ler, eriyen vücutların sessiz sözlü bekçileri!… Seyrek servilerin ah ü vahh endamı üstlerine gam gölgesi bile salmıyor…

Bunların ortasından geçiyordum da gene yok olacağıma inanmıyordum. Bu dipdiri duygu nasıl dinecek?

İçimden kırgın bir ses : “Vuslatta aklıma gelme firak!… Sen gelince onu düşündürtecek misin ki o, şimdi kendi gününde şu remizlerle seni düşündürtsün!” diye haykırıyordu!…

(Necat BİRİNCİ, Ruşen Eşref ÜNAYDIN, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara 1988, s.164-166)

RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN (1892-1959). Galatasaray ve Edebiyat Fakültesi mezunu. Edebiyat ve Fransızca öğretmeni. Milletvekili. Dışişlerinde büyükelçilik görevinde bulundu. Yaşamöyküsü, görüşmeve denemeler yazdı.

ESERLERİ: Diyorlar ki.., Tevfik Fikret, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le Mülakat.

(7287)