Muallim Naci Ömer’in Çocukluğu

0
820
Muallim Naci Ömer'in Çocukluğu

Muallim Naci Ömer'in ÇocukluğuMUALLİM NACİ (1850-1893). Fevziye Mektebinde okudu. Varna’da medreseye devam etti. Sait Paşa ile memurluk etti. Kuralcı, klasik şiire bağlıdır.

ANI: Ömer’in Çocukluğu.

Abdullah Uçman, Muallim Naci, Toker Yayınları, İstanbul 198..

 

 

İÇİNDEKİLER: İyilik Unutulmaz; Babam Büyük İnsandı; Dost Kötü Günde; Suç Cezasız Kalmaz; Ne Güzeldi; Görünmez Kaza; Güzel Bir Kızdı; İlk İşittiğim Mısra; Bana Yazık Değil mi?; Bir Türlü Konuşamadım; Kayış; Mehmet, Şimdi Ha!; Vav Üstüne Ve; Odun Çeken Babacığım; Oku Ömer’im; Varna’da; Eden Bulur; Ömer Kaybolmuş; Merkez Efendi; Işık İstiyorum Işık; Bir Kurban Bayramı idi; Acı Biber

METİN: BABAM BÜYÜK İNSANDI

Geri dönelim:

Çeşmenin hemen karşısında dediğim sokağa girilerek, sol baştaki evin bahçe duvarı izlenince, iki katlı bir ev görülür. Kapısının önü, basamak taşlarıyla oldukça yükseltilmiştir.

Bu gün üzerinde 70 numarası okunur. Eskiden, alt ve üst katlarında dört oda ile iki sofa vardı. Arka tarafında yedi-sekiz basamak merdiven ile çıkılan genişçe bahçesi, görülmeye değerdi.

Bundan bir süre önce o evde oturanlar, şunlardı:

Baba: Ali

Anne: Fatma Zehra

Büyük oğul: Mehmed

Küçük oğul: Ömer.

İşte bu Ömer, benim

Babam kırk altı yaşında öldü. O sıralarda ben aşağı yukarı sekiz yaşında idim. Kıyafeti hâlâ gözümün önündedir. Orta boylu, geniş omuzlu, sağlam yapılı, büyücek başlı, değirmi çehreli, kalınca kara kaşlı, ela gözlü, irice kara bıyıklı, beyaz tenli, heybetli görünüşlü..

Başına giydiği büyük Tunus fesinin üzerine büyücek bir yemeni sarar. Geniş göğsünü zor kapayabilen, kaytan ve sırma işlemeli çuha yelekteki düğmelerin büyük kısmı, yaz kış çözük bulunur.

Yeleğin üzerindeki sade çuha saltanın kolları biraz kısadır. İri, dolgun bilekleri her zaman göze çarpar. Belinde, en iyisinden zemini beyaz, çiçekli bir Acem şalı görülür. Bunun sarı zeminli bir eşi de omzunda ya da kolunda bulunur. Bunu daha çok mendil olarak kullanır. Beldeki şalın içinde saklı olan, muhafazalı, iri Corci Piryol saatin, sırma örme işlemeli, ortası düğmeli kösteğini, yeleğin üst kısmındaki düğmelerin birine iliştiriverir.

Dizlerinden az aşağı inen çuha şalvarın alt taraflarını Ahıska tozlukları örtmüştür. Ayakları; Ga­lata işi, üstü az, zarif, kırmızı yemenilere alışıktır.

Üzerinde değil eski, rengi solmuş bir şey bulunmaz. Pek yakışıklı, dolgun vücutlu bir Osmanlıdır. Bununla birlikte şişman değildir. İstanbul’da doğmuş büyümüştür. Gelgelelim kendisini bilmeyenler onu İstanbullu sanmazlar. Saraçhane halkından Ali Bey’i tanıyanlar, şu anda bile az değildir.

Ahlâkına ilişkin de birkaç söz söyleyeyim:

Terbiyeli bir İslâm ailesi içinde yetişmiş, güzel yaratılışlı bir adamın kalbi, duyguları nasıl olur? Babamın kalbi, duyguları da işte öyledir. Kimseye kötülük etmemiştir. Fakat pek çok kimseye iyiliği dokunmuştur. Doğruluk, mertlik kendisine, babası Ahmet Ağa’dan miras kalmıştır. Biraz öfkeli görünür. Ama sebepsiz öfkelenmez. Kızmasını gerektiren olaylar, kesinlikle İslâm terbiyesine ve insanlığa yakışmayan şeylerdir. Yüreği aile sevgisiyle doludur. Hiçbir zaman şımartıcı davranışlarda bulunmadığından ev halkı, kendisinden biraz çekinir. Bu çekinme, dövüp sövmek gibi bazı sebeplerle ortaya çıkmamıştır. Kişiliğinin doğal bir sonucu olarak meydana gelmiştir.

Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar büyük mutluluk olamayacağına inandığından; çalışmayı, işleriyle uğraşmayı pek sever.

O evden başka bir de Saraçhanebaşı’nda küçük dükkânı vardır. Kendi dükkânında saraçlık eder. Sabahleyin erkenden dükkânına gider. Akşam olunca da doğruca evine gelir. Ömründe içki içmemiştir. Günde bir iki lüle tütün içer. Alışkanlığı yoktur. Bazen tütün kesesini dükkânda unutur. Evde zaten tütün bulunmadığından o gece içmeyiverir.

Kazancı bir iki ev daha idare edebilecek ölçüdedir. Buna rağmen, büyük bir ev edinmek, hizmetçi tutmak, halayık almak gibi şeyleri düşünmez. Bu evi kendim yaptırdım. Severim. Kalabalığımız yok. Bize yetip gidiyor. Dükkân da kendi malımız. Çalışıp kazanıyoruz. Güzel güzel geçiniyoruz. Allah’a şükredelim. Bize verdiklerinin değerini bilelim.. İçimizde yabancı bulunmasın. Hizmetçi, halayık derdi çekilmez. Kendi işinizi kendiniz görün. Allah yardım eder. Merak et­meyin. Hizmetçili, köle ve cariyeli evlerde bu mut­luluk bulunmaz, der…

Evine o kadar güzel bakar ki, bilen aileler hayran kalırlar, “keşke bizim de öyle babamız olsa” derler. Her şeyin iyisinden satın almaya meraklıdır. Evde, ihtiyacımız olan her şeyin en iyisi bulunur. Biz çocukların isteyebileceği yemiş gibi şeylerin her türlüsü dolaplarda durur.

Pirinç, yağ gibi şeyleri her zaman toptan alır. Öyle ki, komşuların dikkatini çekmemek için bunları, akşamdan sonra eve getirir. O küçük ev, büyük bir mutluluk yuvası halindedir. Orada insan, gerçekten mutlu olur. Fakat, sahibinin isteğine aykırı bir harekette bulunmamak şartıyla. Meselâ kendisinin izni olmaksızın komşuya gitmek mümkün değildir.

Bu adam, kendisi gibi adamlara oranla, eşsiz bir derecede, dünyada olup bitenleri bilir. Boş şeylerle uğraşmadığı gibi, uğraşanları da sevmez. Zamanı­nı ciddi ve faydalı şeylere harcamak ister. Geceleri gereği olmadıkça bir yere gitmek, adeti değildir. Bununla beraber, bir yerde yangın olsa, o tarafa bildiği varsa, ne kadar uzakta olursa olsun, hemen giyinir, çıkar, yardıma koşar. Bu davranış, yiğitler arasında öteden beri bir gelenek imiş..

MUALLİM NACİ (1850-1893). Fevziye Mektebinde okudu. Varna’da medreseye devam etti. Sait Paşa ile memurluk etti. Kuralcı, klasik şiire bağlıdır.

ANI: Ömer’in Çocukluğu.

Abdullah Uçman, Muallim Naci, Toker Yayınları, İstanbul 198..

 

 

(8329)