Ceyhun Atuf KANSU, Balım Kız Dalım Oğul

0
713

CEYHUN ATUF KANSU (1919-1978). Liseden sonra İstanbul Ü. Tıp Fakültesini bitirdi (1944). Şeker fabrikalarında doktorluk yaptı. Şiir, deneme, radyo konuşmaları başarılıdır. Dergilerde Anadolu, öğretmenler, çocuklar, Kurtuluş Savaşının dönemleri işlediği temalardır.

ŞİİR: Yurdumdan, Sakarya Meydan Savaşı. DENEME: Köy Öğretmenine Mektuplar, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, BalımKız dalım Oğul, Cumhuriyet Ağacı. ÇOCUK: İyi İnsan Mehmet, Üvey Ana, Sihirli Değnek, Sevgi Elması(Tahir ile Zühre halk masalı). Balım Kız Dalım Oğul, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara Üniversitesi Basım evi, Ankara 1971, 164 s.

İÇİNDEKİLER: Muş Ovası;Erzurum; Sıvas; Konya; Türkçe’nin Beyliği; Sarıköy; Söğüt Kışlağı; Ankara Toprağı; Güneş tekeri; Bozkırdaki Kağnı; İzmir; Ürgüp Şenliği; Tebriz’den Trabzon’a; Bozkırda Sultan hanı; Akşehir’de Nasrettin Hoca; Toroslarda Karnacaoğlan; Bursa Yeşili; İznik Gölü; Çamlıca Tepesinden İstanbul; Yeşilırmak; Karadeniz’den; Anadolu Ozanları; Şekere Dönüşen Toprak; Demiryolu; Bir Orta Anadolu Köyü; Geyve Boğazı.

METİN: GÜNEŞ TEKERİ

Balım kız, Dalım oğul, Anadolu’yu can diliyle seven, Anadolu güneşini övmesin olur mu? Bu güneşin en övgülü ağacı, bana kalırsa zerdali ağacıdır. Bu ağaç, bir Orta Anadolu ağacıdır ki, küçük yemişleri, bozkır bebeleri gibi çilli çillidir. Soyu, gülgillerden gelmedir. Daha iri tanelisi ve de tatlı çekirdeklisi kayısıdır ki, Orta Anadolu bozkır köylerinde daha çok zerdali ağaçları bulunur. Zerdali, yoksul köy bahçesinin ağacıdır,

Ankara’nın, Yozgat’ın köylerinde, her evin önünde, üzüm bağlarında ve bayırlarda baharın ilk çiçek açan ağacı budur ki, nisan güneşine övgü; pembe çiçek, ak çiçek açar.Bu ağaç, Orta Anadolu köylüsü gibidir, az su ile yetinir, dayanıklıdır. Verimli, doğurgandır ve köy

evinin yazda kışta sulu, kuru en eski yemişini veren yoksul dostu, çocuk dostu bir ağaçtır.

Orta Anadolu bahçelerinin güzeli zerdali bu topraklara çok çok eskiden gelmiş, ta Etiler çağında yerleşmiştir. Bu ağaca, güneş övücü bir ağaç dememde bir anlam var, yetiştiği, tutunduğu yerler Anadolu güneşinin en bol yayıldığı yerlerdir de ondan, Nisan güneşinde çiçek açar, mayıs güneşinde yapraklanır taze gelin ışılar, haziran güneşinde doruk dalları ala kırmızıya çalar, temmuz güneşinde çekirdeklenip etlenir, kızarır güzelleşir, tatlı yemişlerini toprağa yumuşak yumuşak döker. Gölgesinde, otların arasında bakarsın, bir küçük altın küpe, sulu ko­kulu…Bir tane daha… Bir tane daha. Bu küpenin içi, Anadolu güneşiyle doludur, ısırsan bir küçük güneşi, ısırmış gibi olursun. Zerdali yemimi: “Ben,” der, “bu gü­neşin bebesiyim, beni o büyüttü, tat ile bal ile o doldurdu, ince derimi o pişirdi, sarı altın kızarttı, ve de, ben otların arasında ışılayan bir küçük güneşim. Yurdum, güneş bahçesi Orta Anadolu’dur.” Kalkın, güzel Balım kız, yiğit Dalım oğul, Orta Anadolu’ya varalım da, zerdali ağacı gibi Anadolu güneşinin övücüsü olalım ve bu güneşi binlerce yıl öven bir halkın bilicisi olalım.

Güzelim Türkiye haritasında, Sivas’ın Kızıldaği’ndan doğan bir ırmak bir yay gibi bükülüp, kıvrıla kıvrıla akar, bu ırmak yayı, Kızılırmak yayıdır, bu yayın kuy­tusunda Sivas toprakları, Kırşehir toprakları, Ankara toprakları, Çorum toprakları ve de Sinop’un deniz ardı’ toprakları ulanır. Buraları hep bozkır, hep güneş övüncesi gül kokulu, buğday ekili topraklardır. Zerdali bebesi, çoban abası topraklardır. Günümüzden 4000 yıl kadar Önce, bu Kızılırmak yayı içinde, güneş övücü bir halk yaşamıştır ki, bu halkın adı, çarık giyici, zerdali yiyici, üzüm devşirici Eti halkıdır. Anadolu tarihi de, bu Eti halkıyle başlar ki bilmeden olmaz. Üzüm, zerdali, kağnı, tek telli ağaç saz, Âşık Veysel’in dut ağacından yapılma sazı, çarık ve de en güzeli, demir işi güneş tekeri o gün­lerden kalmadır.

Çorum ilimizin güneyinde Boğazköy diye, söğüt gölge, tepelerdir, dalga, dalga bir yer vardır ki, bu tepelere tepe diye bakma hepsi üstü örtülü bir kenttir ki, adına höyük derler, kazdın mı, güneş toprağı altından tapınaklar, saraylar, yollar çıkıyor ki, aman bunlar nedir demene kalmadan, bir de bakıyorsun, elinde bir çember demirden, içi güneşin ışınlarıyle işlenmiş, bu Etilerin güneş tekeridir. . Balım kız, Dalım oğul, zerdali ağacı, ağaçlığıyle Anadolu güneşine Övücü olur da, buğdayı olduran, zerdaliyi dolduran güneşi gören Anadolu insanı bu güneşin, cümle otun anası, çiçeğin ala kınası buğdayın başağına konası güneşin övücüsü olmaz mı? İşte bu gün çemberi bu güneş tekeri, Anadolu güneşine bir övgüdür ki, Anadolu dağlarındaki demiri işleyen Etili demirci ustalım, bu övgünün ateşine tutup demiri kızdırmışlar, bükmüşler, eğitmişler ve de güneşin ışınlarına demirden Övgüler di/mis­ler kİ, çıkmış ortaya güneş tekeri. Anadolu deyince akla güneş ve Eti halkı denince de bu güneş tekerinin gelmesi hep bu toprakların güneşle dolup taşmasından. Bu halkta, iplik buldu mu çorabı nakışlayan, toprak buldu mu çiniyi çiçekleyen, çiçek buldu mu cicimi bahçelere çeviren Türk halkı gibi, sanatçı, ince uzan, kuru yonca çizen soyundan bir halk, ey sevgili Balım kız, ey övüncem Dalım oğul, kayaların başına oturup da, elde demir kalem, savaştır, geyik avıdır, tapınma törenidir, ne gördüyse taş diline düş dilini kazan bir halk. Böyle bir kabartmada, sıra sıra, Etili insanlar gidiyorlar ki, ayaklarına bakarsan, aman oğul, bunlar bizim Anadolu köylüsü müdür diye­ceğin gelir, neden ki, ayaklarımdaki çarık bizim eski köylü yollarımızın çarığıdır. Çarık onlardan kalmış demem bun­dandır. Sıcak toprağa böyle basmışlardır onlar ve güneşi böyle yürümüşlerdir, buğday ekeneklerine, üzüm bağlarına.

Bu insanlardan, bize kalan en güzel şey güneş tekeri demiştim. Şu güzelim yeryüzünün övülesi, yenilesi, giyilesi, gerçeği yalandan ayırası nesi varsa, güneşten gelmiştir diyen bir halktır bu Orta Anadolulu Eti halkı ve de güneşi Tanrı ana bilip, güneşe taptıklarından, onlardan bir de günümüze bu güneş tapınışı kalmıştır.

Şimdi Balım kız, Dalım oğul, gökyüzünün ateş tekerleği güneşe bir de biz bakalım da, tapınıdan bir gerçeğe varmanın, Anadolu güneşinin özünden, evren anası güneşin özüne erişmenin yolunu bulalım ki, bu gerçek dünyanın da, hayatın da, insanın da güneşten geldiği, güneşten oluştuğu gerçeğidir. Elbet o ilkel, coşkulu Eti demircisi, atom evrenini, atom çekirdeğini bilmiyordu, ama, güneş tekerini çok geniş bir benzetişle, bir atom tekerine benzetemez miyiz?…Güneşin ve ondan gelen can verici gü­cün de temeli atom tekerindeki o sonsuz değişim, dönüşüm değil midir? Soralım da, düşünelim.

Güneş tekerinin ta orta yerine hidrojen dediğimiz, ve evrendeki, doğadaki, hayattaki bütün oluşumların temeli olan su yapıcı atomu yerleştirelim. Etili demirci ustası bilmiyordu ya, biz bugün biliyoruz: Güneş tekerinin ortasında yayılan ışınlar hidrojen atomundan dağılan helyum atomunu, Türkçesiyle gün ışığı atomunu deyimliyor. Böylece güneşin göbeğindeki su yapıcı atomların dur durak bilmeden, gün ışığı atomuna değişmesinden, güneşin gücünü yayan ışınlar saçılıyor ki, bu ışınlar ışığa ısıya ve hayatın içinde birikmiş güneş gücüne dönüşüyor. Sayın ki, milyonlarca yıldır ve durmadan güneşin orta­sında atom bombaları patlıyor ve patlayan bu atom bombalarından bu sefer, yıkım getiren, kırım salan atom ışınları doğmuyor da, hayat ışınları, dünya ışınları, çiçek ışınları, gökyüzünü ala mavi boyayan, zerdaliyi çilli bebe beleyen, buğdayı başak yiğit dolayan gün ışınları doğuyor.

Güneş tekeri, milyonlarca yıl önceden, hayatın ta kendisi, güzelim ışık, ısı gücünden ve de buğdaya, petrole, kana, zerdaliye, yeşil yaprağa sinmiş o bitmek tükenmez güneş gücünden haber veriyor. Bu haberi aldık mı da, Etili halkın, güneş, güneş, diye nasıl hayatın, evrenin özüne taptıklarını anlıyor, görüyoruz. Bu güneş Tanrı, Etili halkın can anası, vermiş bir eline buğdayı, bir eline üzüm salkımını, bak nasıl ışığın ve gücün haberini, bolluk Tanrısıyle insanlara gönderiyor. Ben bu haberi İvriz suyunun başındaki bir kabartmadan aldım ki, Balım kız sana, Dalım oğul sana vermeden olmaz.Bu İvriz suyu, Torosların oralardan doğar ve güneş demircisi, dağların bağrındaki buz gizeneğini eritip, salar bir ışıltılı suyu yeryüzü­ne ki, su, kaynayıp kaynayıp, dünya budur deyip akar, İvriz’in kaynağından, Ereğli ovasına doğru. Bu suyu gör­mek, ilen, suyun başında bir kayaya kazılmış Eti kabart­masını görmek de bir olur ki, keçe külah ve de deri çarıklı bolluk Tanrısı, Eti halkına, bir eliyle başak, bir eliyle sal­kım sunmaktadır, bir yandan güneşin kızı su, bir yanda güneşin oğlu toprak, bu kabartmaya bakıp, üzüm de gü­neştir, buğday da güneştir, hamdolsun güneşi yaratan evrenler Tanrısına dememek olmaz.

Bu güneş Konya bozkırının buğdayını ve Ankara bağlarının üzümünü veren güneştir ki, gül üzümünü, çavuş üzümünü, erolan üzümünü, kuş üzümünü, kara gevrek üzümünü, yapıncak üzümünü, yumru kara üzümünü, bulut üzümünü, fesleğen üzümünü, Beylerce üzü­münü veren güneştir. Kızılırmak yayının oralarda, bin­lerce yıl önce, güneşe dua eden Eti köylüsü, bu üzümlere ve de san güneş taneli başağa dua etmekledir ki, hemi üzümü, hemi buğdayı ve de, Anadolu güzeli güneş anayı övmektedir. Türkçenin bal dilli bir ozanı, bir şiir arısı, Cahit, Sıtkı Tarancı, güneş çiçeğine konup konup, Ana­dolu güneşine övgü olsun diye dememiş mi şu dizeleri:

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!

Güneş tekeri, binlerce yıl önce, Anadolu köylüsünün dünyaya baktığı bir penceredir; Ben de bu tekerin, ışıl ışıl aralıklarından güneş yaylasına bakıp bakıp derim ki, hey Balım kız, hey Dalım oğul, Tann gün ışığını eksiltmesin yurdumuzdan.

(Ceyhun Atuf Kansu, Balım Kız Dalım Oğul, TDK, Ankara 1980, s.53-57)

CEYHUN ATUF KANSU (1919-1978). Liseden sonra İstanbul Ü. Tıp Fakültesini bitirdi (1944). Şeker fabrikalarında doktorluk yaptı. Şiir, deneme, radyo konuşmaları başarılıdır. Dergilerde Anadolu, öğretmenler, çocuklar, Kurtuluş Savaşının dönemleri işlediği temalardır.

ŞİİR: Yurdumdan, Sakarya Meydan Savaşı. DENEME: Köy Öğretmenine Mektuplar, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, BalımKız dalım Oğul, Cumhuriyet Ağacı. ÇOCUK: İyi İnsan Mehmet, Üvey Ana, Sihirli Değnek, Sevgi Elması(Tahir ile Zühre halk masalı).

 

(7208)