Cenap Şahabettin, Tiryaki Sözleri

0
1826
CENAP ŞAHABETTİN

CENAP ŞAHABETTİN (1870-1934). Askeri okuldan sonra Askeri Tıbbiye’den mezundur. 1890-1894 arasında Fransa’da uzmanlık eğitimi yaptı. Mersin,Rodos, Cidde vb. yerlerde kmarantina doktoru olarak görevliydi. Şiir ve deneme, sohbetleriyle tanındı. Bireysel duygu ve konuları işledi. Dil işçisidir.

GEZİ.: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, İstanbul’da Bir Ramazan.

—Beni korkutan öldükten sonra cehenneme gitmek değil, hiç bir yere gitmemektir!

— Sadakanı tercihen kör dilencilere ver: Lutufdîden seni gör­mezse nankörlüğünden emin kalabilirsin.

Mücadele-i hayatta ihraz-ı galebe için sağlam kafa lâzım­dır: İnsanlar koçlar gibi kafa kafaya döğüşürler.

Dünkü fikir küflü, yarınki fikir henüz hamdır: Bugünün adamına bugünün fikri yarar.

—Köpeğe gem vurma: Kendisini at sanır.

Bermutad gözünü açmalı: Fakat açık gözlülük sırasında göz yummağı bilmektir.

Büyük adam kıyamda iken veya yüksek makamlarda otu­rurken büyük, hâk-i mağlubiyette yatarken daha büyük görünür.

Pek tabii olmağa gelmez; terbiyesiz derler. Pek samimi ol­mağa gelmez, saygısız derler.

—Aç gözlüyü minnetdar edemezsin: Doymaz ki

Tembellik bir nevi vicdan uykusudur, onun için bir seyyie olduğunun farkına varamayız.

Her şey ve herkes yerli yerinde gerek: Mescidde sefihe, meyhanede fakihe emniyet etme.

—Kuzusuna kıyamayan kebap yiyemez.

Hiç bir zaman sevmemiş olduğumuz bir adamın ciddi bir düşmanı olmayız.

—Avam, koyun ruhu ile kaplan huyundan mürekkeptir.

—Havas beğendikçe alkışlar, avam alkışladıkça beğenir.

—Hakiki zarîf zerafetinden bihaber görünür.

—Mevtin acılığını sevdiklerimizin ölümünde tadarız.

Kavak ağacını beğenen ve seven pek az kişi gördüm; çün­kü dosdoğrudur.

Çok para ile aldığın her şeyi kıymetdâr zanetme: Pahalı baş­ka kıymetdâr başkadır.

Âşık sevdiğine bakar, fakat.,, görmez!

Her cemiyet lâyık olduğu edebiyatı sever.

Bir hokkabaz muvaffak olmak için iki şart lâzımdır: Ken­disinde biraz maharet, temâşageranda bir hayli hamakat.. Bu yal­nız hokka oyununda değil,kalem oyununda da böyledir!

Aşk, kalbimizin saygısız misafiridir: Bize sormadan gelir,bize sormadan gider.

İftirak her şi’r-i muhabbetin son mısradır.

Kalb ne mugfil bir saattir: Kâh bir günü bir ay kadar uzun, kâh bir ayı bir gün kadar kısa gösterir.

Yalanı söküp atmadan hakikati dikmeğe kalkışma: Tutmaz!

Herkese hak veren hiç haksız çıkmaz!

İyiliği yalnız iyiler anlar, fenalığı herkes!

Göz bazı dimağların penceresi, bazılarının dürbünü ve ba­zılarının aynasıdır.

Dimağların da oburu vardır: Pek çok yer, pek az hazmeder.

El, her iş gibi. alkıştan da yorulur.

Zarafet zekânın tellâlıdır.

İs adamı adama bakmaz işe bakar.

Makamına lâyık olan adam her ne yapsa makamına lâyık düşürür.

Akıl yaşta değil baştadır, fakat aklı başa yaş getirir.

Hiç bir vaade İnanmamak her vaade inanmaktan kârlıdır.

Düşmanlarını aldatmayanlar dostlarım aldatmayanlardan daha çoktur.

Şen adam güneşe benzer: Girdiği yer aydınlanmış gibi olur.

Aşk üstüne keder kor üstüne kömür gibi düşer, Evvelâ körletir, sonra alevlendirir.

Zarafetin iki büyük düşmanı çok İncelik ve çok kabalıktır.

Sofunun riyası dindarı kandırır, dinsizi değil.

Nüfuz, hüsn-i niyetle sarfedilmeli ki çok yaşasın.

Herkes parlamak ister ama tutuşma tehlikesi olmasa.

İnsan sevdiğinden korkar, fakat korktuğunu sevemez.

Sırasında bir güzel kostüm bir keskin kılıç kadar cesaret verir: Nasrettin Hoca nın kürkü bir silâhtır.

—Aynaya pek çok bakan kusurlarını pek az görür.

Eski ve yeni şeyler ne kamilen iyi ne kamilen fenadır; Ge­rek gençlerin ve gerek İhtiyarların en büyük hataları bunu bil­memekten neşet eder.

Mürebbi yüz vermeksizin mükâfat ve kalp kırmaksızın mücazaat etmeli

En müsmir rahmet alın teridir.

Daima ara: Bugün altın ararken bakır bulursun. Yarın ba­kır ararken altın.

Somurtmak istersen kendini düşün, gülmek istersen baş­kalarını hatırla!

Avam İyi anladığına değil, iyi işittiğine inanır; Ona bağırmalı

İhtiyar gibi hareket eden genç bir budala, genç gibi hare­ket eden ihtiyar bir delidir,

Korku bermutad karşısında cesareti olur.

Bir güzel eser vücuda getirmek ademi biraz idam etmektir.

Saklanan çirkinlik iki kat çirkin görünür.

Alem-i siyasette nüfuz gayet elastikî bir dairedir: Gevsek bırakmağa gelmez, derhal daralır.

Cemiyetler şehirler gibidir; Harap olsalar da büyük ve sağ­lam parçalan ayakta kalır.

Kendisini pek çok seven pek az sevdirir.

Revaç bulan çoğalır: Yalan, doğru, iyilik, fenalık, ilahire.,

Maziye kaza gibi rızadan başka çare yoktur: Ölenleri çekiştirmektense doğanları çekip çevirmeli.

Malumat, zekâ gibi hamakati de tevsî ederi

Tabiata galebe aklımın ermediği fütuhattandır.

Tebdil-i hissiyat ne kadar kolaysa tebdil-i efkâr o kadar zordur.

Uzun müddet için yazan yazısına uzun müddet feda et­meli: Çabuk yazılan çabuk unutulur

Bedava sirke baldan tatlıdır, deriz ama çoğumuza en pahalı şey en tatlı gelir.

Zarafetlerin en sa’bü’t-tassarufu zarafet-i müstehziyedir: Yaralanmaksızın tırmalamak, acıtmaksızın çimdiklemek

Altınla kazanılan muhabbetler kolaylıkla demir zincir sık­letini alır.

Nefsini düşünerek herkes için, yahut herkesi düşünerek nefsi İçin çalışmak: Bence hepsi bir yola çıkar.

Kalbin hacmini ihata ettiği muhabbetler tayin eder,

Hafıza dimağımızın kumbarasıdır.

Fikir uğradığı dimağın değil çıktığı dilin malıdır.

İnsan ilmine bile biraz huyunu karıştırır: Riyaziyeyi çetinleştiren alelekser riyaziye hocalarının tabiatıdır.

Çalışmak istirahatin hardalıdır.

Ağaçları severim, çünkü güneşe yazın siper olurlar, kışın elek.

Beşeriyeti düşünürken bedbin de nikbin kadar aldanır.

İnanmak istemeyeni hiç bir mantık inandıramaz,

Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar çok kusur ararız.

Söyleyecek bir şey bulamayan adamın ebkem doğmamış olması kendisi için bir musibettir.

Kendine gülen adamın handesi daima zekidir.

Görmemezlige gelmek isteyen için gözlük ne kıymetdâr si­perdir.

Ağaçların çiçekler gözü. kuşlar dilidir.

İnsan bermutad nefsinin dalkavuğudur.

Çok kerre muvaffakiyetimize dostlarımız kadar düşman­larımız da yardım eder, ancak ikisini de güzel intihap etmiş ol­malıyız

Avam bir çocuğa benzer: Gülmesinin ve ağlamasının se­bebi her zaman aranmağa değmez.

İhtiyarlarda mazimizi görürüz, halbuki iyi baksak istikba­limizi görmeliyiz.

Daima: “Bilirim! “mi diyor, gençtir; herşeye “Olabilir! “midiyor, ihtiyardır.

İnkâr ile yaşamamış olan iman temelsizdir: imanın inkârya mebdeidir, ya müntehâsı!

Dikkat ediniz: Bir adam iş görürken hiç çirkin görünmez; halbuki boş oturan pek nadiren güzel görünür.

Yerinde sayanlar yürüyenlerden ziyade ayak patırtısı eder.

Dinsizliğin en muktedir naşirleri iktidarsız ulemâ-yı dindir.

Avam çocuk gibidir, daima gürültü ister: Gürültülü eğlen­ceyi, gürültülü matemi ve hattâ gürültülü idareyi sever.

Zekâsız kuvvet yıkabilir, fakat yapamaz!

Her güzel çiçeğin etrafında kötü otlar türer.

Yüksek makamlar yüksek tepeler gibidir, koşarak çıkanlar nefes darlığı hisseder.

Yasak arzu doğurur.

Ressam, şair, yahut diplomat doğanlar olduğu gibi zengin doğanlar da var: Öylelerin cepleri boş olsa da gözleri ve gönülle­ri daima doludur. Zengin doğmayanların yiyecekleri arttıkça mi­deleri tevessü eder, her zaman açtırlar.

Fakirsiz memleket yoktur, zengin memleket ona derler ki fukarasını saklayabilir.

Hangi yasta olursak olalım, kendi çevirdiğimiz çemberin ar­kası sıra koşan çocuklarız.

Her nümayiş soğuktur, nümayiş-i ahlâk… iğrenç!

Istidad, dimağımızın âmir-i mücbiridir

Çocukken perde arkasındaki Karagöz’ü canlı sanırdım, şimdi perde önündeki canlıyı Karagöz sanıyorum!

Hayatta öyle Karagöz’lere tesadüf ettim ki kâğıttan oyulmuş adaşı daha zîruh addolunabilir, zira hiç olmazsa bir değnekle onun bir kolunu kımıldatabilirsiniz!

Şıpsevdilerin ruhu han odasını andırır: Her geçenden yadi­gâr olarak biraz süprüntü bulursunuz.

Her hatve-i terakki milyonlarla adam ezer: İşte kanun-ı tarih!

—Yüksek tepelerde hem yılana, hem kuşa tesadüf edebilir­siniz: fakat biri sürünerek öteki uçarak yükselmiştir.

Hayal, ruhun gizli kapısıdır: Kötü fikirler alelekser oradan girer.

Fen, din, ahlâk, menfaat; Bu dört şeyi uzlaştıran adam­dan, işte itiraf ediyorum, korkarım!

Bir kişi dinsiz yaşayabilir, fakat bir cemiyet için din bir lâzıme-i hayattır,

Yerleşmiş safsatayı mantık değil ancak zaman yıkabilir.

Politikada yanlış yola sapanlar daima hızlı yürürler.

Lafla peynir gemisi yürümez ama lafla yürüyen gemiler yok değildir: Ezcümle politika gemisi!

Şüphe, hummalı hastaya benzer: Uyumaz, uyuyamaz; dalsa da korkulu rüya görür!

Hülyasız yürek petrolsüz bir lambadır: Hiç bk şeyle parlatılamaz.

Ahalinin lokması hükümetin temelidir.

Tabiat her birimizin eline bir kemik verir, Ömrümüz olduk­ça iliğim çıkaracağız diye uğraşırız: İşte hayat!

Hakîki kurnaz herkesi kendisinden daha kurnaz addeder.

Âşıkların en kanaatkarı bile sevdiğinden ziyade sevilmek ister,

Çok yaşamak elimizde değil, fakat nâmımızı çok yaşatmak elimizdedir.

En metin nokta-ı istinad İnsanın kendi kuvvetidir.

Bir hata cezasız kaldıkça nazar-ı avamda sevaba yaklaşır

Çıplak söz edebî değildir, çıplak insan müeddeb olmadığı gibi.

Karnı açlardan ziyade kalbi açlara acırım, öyle yaşa ki az bile yaşasan yaşamış olasın.

Zavallı koyun sürüsü! Çobanı da o besler, çoban köpeğini de, kurdu da!

Bir güzel kıyafet iyi bir tavsiye mektubudur.

Ölümü sevmeyişimizin bir sebebi de hiçliğimizi meydana vurmasıdır.

El şakası fena, dil şakası daha fena, kalem şakası hepsinden beterdir.

(Cenap Şahabettin, hzl. Prof. Dr. İnci Enginün, Kültür Bakanlığı, Ankara 1989, s.104-109)

CENAP ŞAHABETTİN (1870-1934). Askeri okuldan sonra Askeri Tıbbiye’den mezundur. 1890-1894 arasında Fransa’da uzmanlık eğitimi yaptı. Mersin,Rodos, Cidde vb. yerlerde kmarantina doktoru olarak görevliydi. Şiir ve deneme, sohbetleriyle tanındı. Bireysel duygu ve konuları işledi. Dil işçisidir.

GEZİ.: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, İstanbul’da Bir Ramazan.

 

(13101)