Abbas Sayar, Yılkı Atı

TANITIM:

1970 yılı TRT Roman Ödülü yarışmasını kazanan Yılkı Atı, edebiyatımızda hayvan karakterli en başarılı eserdir. Dorukısrak adlı atın Orta Anadolu’nun yoksul bir köyündeki atların kışın tabiata bırakılmasının öncesi ve sonrasındaki olaylar dizisi sıralanır. At insanlaşır, sevgi, ilgi, bakım beklerken nankörce hareketlere isyan eder. Betimleme, öyküleme, olay kurgusu, kişileştirme yönlerinden eksiksiz olan uzun hikâye ile roman arasında sınıflandırılan bu kitap dili ve üslubuyla da beğenilmektedir. Ancak şehirlerde büyüyenler, köylünün dilini, ağız özelliklerini kolayca anlayamamaktadır. Otuz yıldan beri sürekli okunan bu roman bizi hayvan sevgisi konusunda sarsar.

ÖZET .

Orta Anadolu’nun bir köyünde çiftçilikle uğraşan Üssüğünoğlu İbram (İbrahim) tarladan döner. Hava serinlemesine rağmen kışlık yiyeceklerini, hazırlıklarını tamamlayamadığı için düşüncelidir. Öküzleri eve götürürken tatlı hayal kurar: Tarladan çok buğday kaldırıp satmış, yeni tarlalar almış, topraklarında bostan, sebze yetiştirip zengin olmuştur. Kendine gelir. Öfkelenir. Kışın ne yapacağını bilemez. Ailesinin yiyeceğini temin edememiş, ahırdaki hayvanlarının yiyeceği de yetersizdir. Eve gelince küçük oğlu Hasan ile abisi Mustafa’yı sürüyü karşılaya gönderir ama yaşlı Dorukısrak’ı sürüden ayırıp ovaya kovalamalarını söyler.

Dorukısrak çocukların davranışını anlayamaz. Çocuklar köye ve eve gelir. Dorukısrak da gece evin kapısına burnuyla vurur. Kimse açmaz. Karnı aç yılkılık at soğuk havada titrer. Ahırdaki yavrusu Altay da huysuzlanır, kişner, yemini yemez.

Sabah sürüye katılan Dorukısrak yavrusuyla koklaşır. İbram çoban Tombak Emmi’ye kendi atını köye getirmemesini söyler. Çoban da yaşlı atı döverek köye sokmaz. Gece gelen ve inleyen, kişneyen Dorukısrak’ı İbraam döverek köyden çıkarır.

Dorukısrak sekiz yıldır bu evdedir. Anası belli babası ise vahşi fakat soylu görünüşlü bir attı. Gençliğinde çevrenin en ünlü atıdır. At yarışlarında birinci gelerek sahibine çok para kazandırdı. O zaman İbram da Dorukısrak’ı sever ve ona iyi bakardı. Son üç yıldır sadece yük hayvanı olan yarış atı buna da zor alışır. Yılkılık olmuştur. Yavrusu Altay da kendisine benzer.

Gece tekrar köye dönen at, şiddetli yağmur yağınca bir kuru yere sığınır. Sabah erkenden ovaya yönelir, tepeler aşar. Ertesi gün düz bir ovadadır. Çamurlu yerlerde yiyecek arar, bulamaz. Bir kişneme sesi duyar. Bir süre sonra kendisi gibi kışı geçirmesi için tabiata bırakılmış, yılkı olmuş aygır Çilkır ile karşılaşır. Koklaşarak arkadaş olurlar, birbirlerine yaslanıp ısınırlar.

Ovadaki öteki atlarla buluşurlar. Yılkı sürüsünün en güçlü aygırı Demirkır adlı attır. Dorukısrak dişilik arzusuyla kişner. Demirkır beygire yaklaşır.Çilkır da Dorukısrak’a sahiplenir, iki aygır dövüşürler. Çilkır yenilince erkeklik gururu da kırılır ve sürüyü geriden izler. Demirkır’ın önderliğinde atlar tipiye, fırtınaya dayanırlar. Geceleyin Demirkır’ın uzun kişnemesini duyan atlar tedirgin olur. Çünkü canavar denilen kurtlar sürüye saldırmak üzeredir. Demirkır ile iki arkadaşı kurtlara saldırılar. Çilkır geridedir. Demirkır bir kurdun çenesini kırıp arkadaşlarını kurtarır ve dere yatağında geceyi geçirirler. Çilkır görülmez. Dorukısrak da hastalanır, atların ters yönüne doğru gitmeye başlar, arabaların teker izlerinden ağır ağır yürüyerek bir köye varır ve kuru bir yere yığılır.

Sabahleyin köylüler ata şaşkın bakarlar, çocuklar taş atar. Yoksul Hıdır Emmi, İstiklal Savaşı’nda seyislik yapmış, atları çok seven bir iyi ihtiyardır. Hemen Dorukısrak’ın halini anlar, ahırına getirip sıcak yiyeceklerle iyileştirir.Bir hafta kendi hayvanlarının yiyeceklerinden yedirdiği yaşlı at semirir, gözleri ve tüyleri parlar. Sağlığına kavuşan at huysuzlanır. Ama dışarıda hava uygun değildir.

Gökyüzü açılır, karlar erir. Hımdır Emmi de atı salıverir. O da geldiği yoldan ovaya döner. Dereyi geçince öteki atları bulur, kişneyerek selamlaşırlar. Çil kır’ı göremeyen atcağız onun kurtlara yem olduğunu anlar.

İlkbahar gelince yeni çıkan yeşil otlarla beslenen yılkıların sevinçleri kısa sürer. Alıcı ve satıcılar ovaya gelirler. Demirkır ile güçlü atları kementle yakalayıp sürüden ayırırlar.

Nisan’da İbraam’ın aklına atı gelir. Oğluyla ova inince Dorukısrak’ı görüp yakalamak isterler. Altay’ı da yanlarında getirmişlerdir. Erkek tay ile anası koklaşırlar, karşılıklı kişnerler. Mustafa Dorukısrak’ı yakalamak için kement atınca at şahlanır kurtulur, tepeye doğru koşunca Altay da arkasından gider. İbram peşlerinden koşar, küfürler savurur. Ertesi günlerde de bütün ovada atları arayan kötü İbraam’ın soruşturması da fayda etmez. Dorukısrak ile Altay bir daha görünmez.

METİN:

YILKI ATI: ALTI

Çilkır, Doru'nun yokluğunu nice sonra sezin­ledi. Yanındaki atlar arasında göremedi. Bakışları dört bir yöne kaydı. Irmağın kıyısındaki heykele doğru yürüdü. Kısrak’a yaklaştı, boynunu kokladı. Yanında bir süre kıpırdamadan durdu. Yeniden baktı, yeniden eşindi ve acı acı kişnedi. Sağa sola bakındı, ikinci kez hareketsiz kaldı. Kısrak'ın dur­gunluğu bir türlü bitmiyordu. Bekledi, fakat bir şey değişmedi.

Öğleye doğru atlar hem uykularını almışlar hem de doymuşlardı. Aygır'ın kişnemesi duyuldu. Yeniden tepelere yöneldiler.

Aygır'ın kişnemesi, Çilkır'ı telaşa düşürdü. Ye­rinde duramaz oldu. Doruya "Haydi yürü!" der gi­bi baktı. Kısrak hiç oralı değildi. Fazla duramadı, tepeye yönelen atların peşinden yürüdü...

Doru yine hiç oralı gözükmedi. İkindi olmuştu. Hafiften oynadı. Sonra birkaç adım attı. Ön ayakları ırmak kıyısının tatlı inişine kaymışta. Arka ayaklar peşinden geldiler. Kayar gibi aşağı indi. Durdu, durgunlaştı.

Batıya kayan güneş, alaca bulutlu gökyüzün­de kulaç atıyordu. Fersiz ışıklar düşüyordu Kıs­rak'ın gözüne... Bir süre sonra gerisindeki ırmağın kıyı dikliğine ve suya baktı. Ağırlaşmış göz kapak­larını kaldırdı. Kendinde olmadan ırmağın suyun­da birkaç adım attı. Su, sıcak geldi ayaklarına. İncik boyu batıyordu. Güçlük çekmeden karşı kıyıya geçti, hafif dikliği aştı. Ovanın öbür geçesindeki düzlüğe çıkmıştı. Bitkinliğine rağmen durmak istemiyordu. Hiçbir şey hatırlamıyordu. Arkadaşlarından ayrıldığını, tam ters yola düştüğünü sezin­lemedi bile... Ağır ağır yürüdü. Başı önüne eğik, zar zor gidiyordu. Birden gözüne araba tekerlekle­rinin kar üzerindeki izleri çarptı. Kulaklarını dikti, gözleri ışıklandı, başını yukarı kaldırdı ve adımla­rını sıklaştırdı. Bir güç gelmişti üstüne.

Kendini bir arabada koşulu gördü. Sağındaki Kırat'ı görür gibi oluyordu. Yan kayışlarını iyice ge­riyor, göğsünü hamuta iyisinden veriyordu. Araba hafif geliyordu. Boşa benziyordu. Çiftten mi, har­mandan mı, kazadan mı dönüyorlardı bilemiyor­du? Boyunlarındaki ziller tatlı tatlı sesler çıkarı­yordu... Poyralar cin cin ötüyordu. Gemleri gevşek bırakmıştı İbrahim. Yalandan da olsa kamçı bile vurmuyordu. Hafif meyilli yokuş bitti. İnişi iniyor­lardı. Yan kayışları gevşemiş, ok kayışları, gemler hafiften gerilmişti. Doru başını dikti. Bu kez de ge­risine binen arabayı tutuyor, frenliyordu. Hafiften bir kırbaç vuruldu kıçına. Kırat’la birlikte tırısa geçtiler. Poyraların cin cinleri arttı. Ziller daha sık, daha ahenkli sesler çıkarmaya başladılar. Doru, iyisinden keyiflenmiş ti.

Bir dönemeçten sonra karşıda köy göründü. Tek tuk, sönük ışıklar çarptı gözüne. Tırısı bozma­dan köye girdiler. İbrahim'in evinin önüne gelmiş­lerdi. Kısrak durdu. Bakışı avlu kapısına doğruy­du. İbrahim'in arabadan inmesini, ok kayışlarını, yan kayışlarını çözmesini bekledi. Ama arabadan kimse inmiyordu. Kıpırdamadan duruyordu. Başı dikti, gözleri kapıya çivilenmişti. Böylece bir çey­rek saat geçti. İbrahim bir türlü arabadan inmedi.

Başını çevirip yanındaki Kırata baktı, göremedi. Hırıltılı bir kişneme attı. Kişnemesi bitmeden orta yapılı bir köpeğin üzerine saldırdığını gördü. Kö­pek, bütün azgınlığı ile kıpırdamadan duran atın arka butlarından birini ısırdı. Biteviye havlıyordu. Süreli havlayış diğer köpeklere geçti. Köylüler:

—  Zahar köye bir yabancı geldi, dediler.

Ardı arkası kesilmeyen köpek sesleri Doru'yu kendine getirdi. Güçlükle önündeki kapıya başıyla vurdu. Kapının açılmasını bekledi. Nafile... Her bir yönün yabancısıydı. Işık görünen bir aralığa yö­neldi. Ayaklan artık kendisini taşımıyordu. Yerler kısmen kar, kısmen buzdu. Nalsız tırnaklan hiç bir ses çıkartmıyordu. Bir otluk çarptı gözüne. Altı kuruydu. Günler Öncesi köyünde gecelediği otluk gibiydi. Otluğun altına girdi. Birden ön dizleri ve boynu üstüne yıkıldı. Arka ayaklan yıkılışına uy­dular. Sağ böğrünü soğuk toprağa dayadı ve öylece kaldı. Başı sağ yanına düştü, nerdeyse yere de­ğecekti.

Tek şansı vardı. O da, havanın yeniden yumu­şaması idi. Hava lodosa çevirmişti. Isı birden yük­seldi. Bir yumuşaklık, bir ılıklık başladı.

Kısrak, gece boyu kıpırdamadı, kıpırdayamadı. Yavaşlayan soluk alışında hafif hırıltı duyuluyor­du.

Alaca bulutlu tan yerinde ağarma başladı. Bu­lutlar pembe pembe gerindiler. Köyün sokakları bomboştu. Birden bir fino köpeği çıktı ortaya. Kısrak'a doğru hırladı, sonra havladı. Üç beş köpek koşuşarak geldiler. Şakadan dalaştılar. Biri Doru'ya yaklaştı, karın boşluğunu kokladı. Öbür kö­pekler birden üzerine üşüştüler. Kavgaya tutuş­muşlardı. Gürültülerine birkaç çoban köpeği koş­tu. İri köpeklerin üzerlerine geldiğini gören finolar çenileyerek sağa sola kaçıştılar. Bu kez ata yakla­şan bir çoban köpeğine diğerleri hırladı. Sonra üzerine saldırdılar. Şimdi de onlar birbirlerine gir­mişlerdi. Şamata ve gürültüleri çocukları dışarı fırlattı. Beş on çocuk sesin geldiği yöne koştular. Eline taş geçiren köpeklere fırlatıyordu. Kanaralar, çocuk taşlarına boyun eğdiler ve birbirlerine hırla­yarak dağıldılar.

Meydan çocuklara kalmıştı... Çoğuncası sekiz on yaşında görünüyorlardı. Heyecanla Dorukısrak'a yaklaştılar. Biri:

—  Gebermiş, dedi.

Bir diğeri atladı:

- Ne gebermesi, soluğunu görmüyon mu?

(Abbas Sayar, Yılkı Atı, Ardıç, 1996.)

 

Abbas SAYAR ( 1923-1986) Roman ve hikâye yazarı, şair

Yozgat Lisesi’nden sonra İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde başladığı yüksek öğrenimini tamamlayamaz. Öğretmen ve matbaacılık yaptı. 1952’den 1996’ya kadar Bozok gazetesini memleketinde çıkardı.Gazetesinde eserlerini yayımladı.Taşra, kır ve köy hayatını insanın sıcaklığıyla birlikte anlattı.

Roman: Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır. Hikâye: Yorganını Sıkı Sar. Şiir: Gönül Sandalı, Şey.

KAYNAKÇA: