Serçekuş, Cahit Zarifoğlu

Serçekuş her sabah göklerde, ormanlarda, bahçelerde dolaşmaya başlar. Dikkatlidir. Çocukların sapanlarından uzak durur. Sezgisiyle kendisini korur. Bir çok kuşun vuruluşunu görür. Oysa dünya güzelliklerle doludur.

Avcı az konuşan, sert bir adamdır. Arkadaşlarıyla göl kıyısında avlanır. Serçekuş’u ağacın dalında görür. Dolu tüfeğini çevirir. Bakışırlar. Gözleriyle konuşurlar. Serçe silahın namlusuna kadar gider. Avcının dalgınlığından yararlanıp uçar, canını kurtarır.

Avcı gölün yakınındaki bataklığa kayar. Git gide batar. Serçe önce onunla konuşur, başı üstünde uçar. Sonra bir ip bulur, ağaca bağlar, ucunu da adama ulaştırır. Böylece kuş avcıyı kurtarır.

Serçekuş, Cahit Zarifoğlu, Gülücük Çocuk kitapları, İstanbul 1989, 96 s.

KİŞİLER, KARAKTERLER:

SERÇEKUŞ: Yaşama sevinci dolu. İyiliksever. Küçücük. Özgür yaşamayı ister. Avcı’dan kötü çocuklardan uzaklaşır.

AVCI: Kuşları, hayvanlarıavlar. Varlıklıdır. Öldürme ve ölüm üstüne düşünür.

OLAY DİZİSİ, ÖZET:

Serçekuş her sabah göklerde, ormanlarda, bahçelerde dolaşmaya başlar. Dikkatlidir. Çocukların sapanlarından uzak durur. Sezgisiyle kendisini korur. Bir çok kuşun vuruluşunu görür. Oysa dünya güzelliklerle doludur.

Avcı az konuşan, sert bir adamdır. Arkadaşlarıyla göl kıyısında avlanır. Serçekuş’u ağacın dalında görür. Dolu tüfeğini çevirir. Bakışırlar. Gözleriyle konuşurlar. Serçe silahın namlusuna kadar gider. Avcının dalgınlığından yararlanıp uçar, canını kurtarır.

Avcı gölün yakınındaki bataklığa kayar. Git gide batar. Serçe önce onunla konuşur, başı üstünde uçar. Sonra bir ip bulur, ağaca bağlar, ucunu da adama ulaştırır. Böylece kuş avcıyı kurtarır.

ELEŞTİRİ- DEĞERLENDİRME:

Çocuk kitaplarındakikahramanların çoğu hayvandır.Bütünü insan gibi düşünür. Böylece insanla bütünleşme kolaylaşır. Yazar çocukluk gözlem ve izlenimlerini eserlerinde başarıyla kullanır. Hem büyüklere hem de küçüklere çevre, insan, duygu ve düşünce ilişkilerini işleyen masal-öyküler yol gösterici, sezdiriciözelliktedir.

 

METİN:

…. “Fundalıklardaki gür çalıların dibinde, çevik adımlarla, serçe ivecenliğiyle dolanıp dururken üstündeki dallardan başına soğuk sular serpildikçe kikirdiyerek kaçıyor, havalanırken silkelenerek üzerindeki suları etrafa saçıyordu.

Sıcak ve kuru yerler daha yukarılardaymış gibi yükseklere uçuyordu. Sonra da ayaklarının al­tında, taa aşağılarda, tüller gibi yayılmış, sis de­metlerinin arasından geçmek istekleriyle kanatla­rını gövdesine yapıştırarak pike yapıyordu.

İyice doyduktan sonra geniş kavisler çizerek uçmaya başladı.

Horoz ötüşleri bitmişti.

Gölün oralardan silah sesleri geliyordu.

Horoz sesleri ve silah sesleri, garip sessizlikler içinde uzun uzun ve yankılanarak işitildikten sonra yeniden ama bu kez düşündürücü başka sessiz­likler doğurarak devam edip durmuşlardı. Şimdiy­se, sanki horozlar da bir köşeye çekilmişler ve onlar da serçeler ve diğer kuşlar gibi silah seslerini dinle­meye başlamışlardı.

Çoğu zaman onlar da insanlar gibi horozlarla komşudurlar.

Hatta horoz sesleri yerleşim yerlerinin içinden uzaklara gelirken titizliklerini yitirirler kulağa hoş gelen daha yuvarlak bir ses olurlar. Ve horozlar ağızlarım kapadıktan sonra da bir süre duyul maya devam ederler.

Serçekuş da yakın köyde yataklarındaki çocuklar gibi horozları tembelcekımıldayarak dinler. Ve sonra bilir ki horozlar hepten susarlar ve ortalığı kuş cıvıltıları kaplar.

Serçekuş Kocabağ’ın kıyısındaki evin damında o sarı buğday tanesini görüp oraya doğru alçalmaya başladığında ortalık iyice aydınlanmıştı. Fa­kat yine de buğday tanesi sapsarı olmaktan çok kır­mızımsı bir renkteydi. İlk güneş ışıklarının verdiği bu renkle biraz daha davetkar ve içi dolu görünü­yordu.

Dama konunca onu bir hamlede yuttu.

Ve süyüğün ucundan köyün dar yollarına baktı: Yerlerde, yumuşak, un gibi kalın bir toz tabakası.

Eşinen tavuklar.

Kurumuş gübreler.

Duvarın dibinde bir tek bir çocuk. Ayakkabısız ve yarı çıplak.

Sokakta şimdilik ondan başka kimse yok.

Ellerine sapan lastiklerini alıp damların süyüklerini, ağaçların dallarını araştırarak kuş bakan çocuklar kimbilir şimdi nerdeler?

Serçeler çocukların avlanma zamanını çok iyi bilir ve onların gezdikleri yerlerde eğleşmezler. Kimini uzaktan gördüğü,kimiyle bir çalılıkta burun buruna geldiği o çocukları Serçekuş sırtı ürpererek hatırladı.”….

(Cahit Zarifoğlu , Serçekuş, İstanbul 1989, s.38-39)