Johanna Spyri, Heidi

    0
    1575

    TANITIM: Tabiat, dağ ve insan sevgisi temalarının vurgulandığı eserde  öksüz  çocuk ile dedesi arasındaki ilişkinin değişmesi anlatılır. Yaşlı-çocuk, köy-şehir, serbest-kuralcı karşıtlığına dayanır. Küçük kızın saflığı, doğallığı tanıştığı herkese bulaşır. Eğitimde aşırı kuralcılık ve sertlik zararlıdır, tezi de ele alınmıştır.

     

    Çev: Merve Kotil, Ders Kitapları; Çev: Celal Eren Mercek Yayıncılık;

     

    KİŞİLER, KARAKTERLER:

     

    HEİDİ: Öksüz kız. Canlı, neşeli. Sevgisini yansıtır. Konuşkan. Küçük kız. Onurlu. Zeki. Oyun, doğayı çok sever.

     

     

    PETER: Heidi’nin arkadaşı, küçük keçi çobanı. Açgözlü, obur, saf, korkusuz ve becerikli.

     

    BÜYÜKBABA (ALM AMCA): Yetmiş yaşında.Oğlunun ölümünden sonra dedidokudulardan uzaklaşır. Az konuşur. Kendi ihtiyaçlarını görür. Uzun boylu, güçlü. Marangoz. Evleri, eşyaları onarır.

    CLARA: Heidi’nin Frankfurt’taki akrabası. Sakat kız.  Okumayı sever.

     

    BAY SESEMANN: Clara’nın babası. İşi gereği gezilere gider. Anlayışlı.

     

    BAYAN ROTTENMAİR: Kahya kadın. Otoriter, kuralcı, acımasız.

     

    BÜYÜKANNE: Yaşlı, sevgi dolu, anlayışlı. Küçük çocuklara öyküler anlatır, hediyeler alır, oyunlar oynar.

     

    OLAY DİZİSİ, ÖZET:

     

    İsviçre’nin dağ köyü Mainfeld’e gelen  teyzesi Detie, Heidi’yi dedesine götürmektedir. Tanıdıklarıyla aceleyle konuşarak bilgiler verir. Teyze, tepedeki evde yalnız yaşayan Alm Amca’nın geçmişini Barbie’ye anlatır.

     

    Damleschg kasabasından Dörfli’ye gelen adamın babası zengin çiftçidir.  Alm’in  kumar ve içki yüzünden çiftlik satılır. Annesi ve babası ölür. Kardeşi başka yere gider. Alm bir süre sonra küçük oğluyla kendi kasabasına döner. Çocuğuna kimse bakmaz. Alm de oğlu Tobias ile Dörfli köyüne yerleşir. İyi huylu ve çalışkan Tobias marangozluğu da öğrenir. Adelheid ile evlenir. İki sene sonra inşaatta başına kalas düşünce ölür. Bir  kaç ay  sonra annesi de ölünce Heidi bir yaşında yetim kalır.  Detie annesiyle küçük kızı büyütür. Köyde Alm’in asker kaçağı  ve katil olduğu dedikoduları dolaşır. Papaz tövbe etmesinde ısrar edince  o  dağın yamacındaki evini yapar orada tek başına yaşar.

     

    Dede torununu soğuk karşılar. Dört beş  yaşındaki küçük kız Peter ile hemen arkadaş olur.Teyze döner. Heidi tavan arasındaki odasını hazırlar. Sabahları Peter ile keçileri otlatmaya götürür. Her gün yeni bir olay ve varlıkla karşılaşır. Doğa, kuşlar, keçiler hakkında bilgi, görgüsü artar. Peter’in küçümsemesini de atlatır. Uyumlu iki çocuk olarak büyürler. Heidi köylülerle iyi geçinir.

     

    Frankfurt’taki akrabaları Heidi’nin yanlarında okula başlamasını isterler. Heidi’yi götürürler. Dede yalnız kalır. O sene zor geçer. Heidi şehirdeki büyük evde kapalı kalır. Kurallar ve cezalar vardır. Clara’yla iyi anlaşır. Okumayı da çabucak söker. Eve Büyükanne gelince  mutludur.

     

    Yazın dedesinin yanına döner, Peter’e okuma yazma öğretir. Dedesi köydeki evi onarır. Oraya yerleşirler. Kışın köydeki okula gider. Clara ile mektuplaşır. Doktor’dan sonra Büyükanne de gelir. Clrara’yı da getirirler. Yürüyemeyen kız  iki çocukla mutludur. Dedenin yardımıyla ayaklarını hareket ettiren Clara yere basar, doğrulur ve bir süre sonra yürür. Bunda doğal hayatın, beslenmenin ve sevginin etkisi fazladır.

     

     

     

    METİN: ALM’DEKİ ZİYARETÇİ

     

    Parıl parıl parlayan sabah göğü, ışıklarını dağlara saçmıştı. Tatlı bir meltem esiyor, çam ağaçlarının yaşlı dal­larını sallıyordu. Rüzgâr sesiyle uyanan Heidi bir sıçrayış­ta yatağından kalktı ve çabucak giyindi. Merdivenden indi­ğinde de büyük babasını kapı önüne çıkmış buldu. Yaşlı adam havayı anlamak için göğü incelemekteydi. Ufak kır­mızı bulutlar kayıp gidiyor, mavi lekeler giderek büyüyordu. Güneş yükselirken tepeleri altın sarısına boyuyordu.

     

    Heidi önce:

     

    —Ah! Ne güzel! diye haykırdı. Sonra “Günaydın, büyük baba!” dedi.

     

    Büyük baba, kızın başını okşayarak mırıldandı:

     

    —Uyandın demek?

     

    Yaşlı adam keçileri sağmaya gitti. Bu iş bitince hayvanları otlak yolculuğu için kapı önüne çıkardı. Peter’in ıs­lığı duyuldu ve hemen arkadan da sürü göründü. Keçiler Heidi’nin dört bir yanını çepeçevre sardılar. Peter, ikinci kere ıslık çalıp bir ses çıkarınca hayvanlar uzaklaştılar.

     

    Peter sordu:

     

    —Bugün bizimle gelmiyor musun?
    Heidi’nin cevabı:

     

    —Hayır,  Peter, oldu. “Bu gün gelemem.  Frank­furt’tan dostlarımı bekliyorum. Kulübede olup onları karşılamalıyım. Saat kaçta çıkar gelirler bilmiyorum.”

     

    Peter homurdandı:

     

    —Sen de hep aynı şeyi söylüyorsun. Amca nasılsa evde, onları karşılar.

     

    Tam o sırada amcanın sesi duyuldu:

     

    —Orduya ne oldu bugün? Hâlâ yola çıkmadı mı? Suç General’de mi, yoksa askerlerde mi?

     

    Peter hemen dönerek kamçısını şaklattı. Bu sesi iyi ta­nıyan keçiler yamaca tırmandılar. Peter de arkalarından gitti.

     

    Heidi döndükten sonra, daha önce aklına bile gel­meyen bazı işleri yapmaya başlamıştı. Her sabah özenle yatağını topluyor, aşağı inip mutfağı düzeltiyordu. İskem­leleri diziyor, ortada kalmış bir şey varsa dolaba yerleştiri­yordu. Derken toz bezi alıp iskemleye basıyor, masayı parlayana kadar ovuyordu. Yaptığı bütün bu işler büyük babanın çok hoşuna gidiyordu. Çevresine bakınarak:

     

    — Evimiz öyle derlî toplu ki her günü pazar sanıyo­rum artık! diyordu. “Heidi boşuna Frankfurt’a gitmemiş! Neler öğrenmiş, neler!”

     

    O gün de Heidi günlük işlerini yapmaya başlamıştı; ama güzel hava kendisini dışarıya çekiyordu. Açık pencere­den yanlamasına giren güneş ışığı sanki ona sesleniyordu:

     

    — Gelsene Heidi! Dışarı çıksana!

     

    Artık içeride kalamazdı, bir koşu dışarıya fırladı. Gü­neş ışığı dağlarda ışıldıyor, alttaki vadide yansıyordu. Heidi bir iki dakika oturup bakınmak gereğini duydu. Büyük baba barakada çalışıyordu. Arada bir çıkıyor, küçük kıza gülümsüyordu. İşine yeni dönmüştü ki Heidi’nin sesi yükseldi:

     

    —Büyük baba! Büyük baba! Çabuk gel!

     

    Yaşlı adam, çocuğun başına bir şey geldi korkusuy­la hemen dışarı çıktı. Küçük kızın bir yandan bağırıp bir yandan patikaya doğru koştuğunu gördü:

     

    —Geliyorlar! Geliyorlar! Doktor önde!

     

    Heidi, kendisini açık kollarla karşılayan eski dosta koş­maktaydı. Yanına varır varmaz uzanan eli içtenlikle sıktı.

     

    —Günaydın, doktor! Size öylesine borçluyum ki!

     

    —Günaydın, Heidi! Neden bana borçlu oluyormuşsun bakalım; haydi anlat!

     

    Çocuk açıkladı:

     

    —Eve dönmemi siz sağlamadınız mı?

     

    Doktorun  yüzünde sevinç parıtıları  belirdi.  Böyle candan bir karşılama beklemiyordu. Dik

     

    yamaca tırmanır­ken yalnız ve neşesizdi; çevresindeki güzel görünümlere bakmamıştı bile. Heidi’nin kendisini tanımayacağını sanmaktaydı. Beklenen dostların kendisine hayal kırıklığı ve­receğini düşünmüştü. Oysa küçük kız onu sevgi ve iyi di­leklerle karşılamıştı. Hâlâ kolunu tutmaktaydı’.

     

    Doktor da bir baba yakınlığıyla, Heidi’yi elinden tuttu.

     

    —Gel kızım, dedi. “Beni büyük babanın yanına gö­tür. Nerede oturduğunu görmek istiyorum.”

     

    Ancak Heidi, yerinden kımıldamıyordu. Gözleri dağ yoluna çevrilmiş bakıyordu. Küçük yüzünde hayal kırıklığı belirtileri vardı.

     

    —Clara ile büyük anne neredeler? diye sordu. Doktorun cevabı:

     

    —Anlatayım, Heidi, oldu. “Duyunca sen de benim gibi üzüleceksin. Gördüğün gibi bir ben geldim, kızım. Clara çok hastalandı, yolculuk yapacak durumda değil. Büyük anne de gelemedi. Ancak ilkbaharda günler ılınıp uzamaya başlayınca gelecekler.”

     

    Heidi şaşırdı. Beklediği şeyin gerçekleşmemesini bir türlü benimseyemiyordu. Doktor önünde konuşmaksızın durmaktaydı. Çam ağaçlarında hışırdayan rüzgârınkinden başka bir ses işitilmiyordu. Heidi, neden sonra durumu kav­radı; doktor gelmişti ya! Hiç yoktan iyi değil miydi? Başını kaldırıp yaşlı adamın yüzüne baktı. Ona çevrili bu bir cif göz yaşlıydı. Frankfurt’tayken doktor böyle değildi. Ona acıyıverdi birden; yüreği ezildi. Clara ile büyük annenin geleme­yişleri doktoru da üzmüştü. Heidi onu avutma yolları aradı:

     

    —Bahara ne kaldı ki! dedi. “O zaman gelecekler, öy­le değil mi?” diye sordu. “Kış burada uzun sürmez. Hem baharda gelince daha uzun kalabilirler. Clara köyümüzü sevecektir. Şimdi gelin büyük babamın yanına gidelim.”

     

    Yaşlı adamla el ele tutuşarak kulübeye çıktılar. Kü­çük kız sevinçle dedesine seslendi:

     

    —Ötekiler yakında geleceklermiş, büyük baba!
    Heidi doktordan o kadar çok söz etmişti ki, yaşlı adam yabancılık çekmedi. Konuğu içtenlikle karşıladı. Sonra iki adam, kulübe önündeki tahta sıraya oturdu. Doktorun yanında biraz yer vardı. Oraya da Heidi geçti. Herkes yerleşince, doktor açıklamaya girişti:

     

    —Bay Sesemann, ziyaretin tarafımdan yapılmasını isteyince öneriyi benimsedim. Bir süredir sağlığım fena. Temiz dağ havası yarar diye düşündüm. Doktor küçük kı­za doğru eğilerek devam etti. Heidi, Frankfurt’tan buraya kadar benimle yolculuk yapan koca bir paket yolda…” de­di. “Onu görünce, bu yaşlı doktorun gelişiyle duyduğun sevincin kat kat çoğunu hissedeceksin!”

     

    Heidi, pakette ne bulunabileceğini çok merak ediyor­du. Ancak doktor ipucu vermeye yanaşmıyordu.

     

    Büyük baba, doktorun kulübede kalabileceğini, hiç olmazsa iyi havada gidebileceğini söyledi. Güzel sonba­har günlerini Alm’de geçirebilirdi.

     

    —İlle de bizde kalın, demiyorum. Sizi rahat ettirecek olanaklardan yoksunuz. Ragatz’a gidecek yerde Dorfli kö­yünün küçük sevimli hanında oda tutarsanız da olur. Sa­bahları kalkar bize gelirsiniz. Çevrede size zevkle göste­rebileceğim güzel yerler var.

     

    Bu öneri doktorun hoşuna gidince Dorfli’de kalma fikrini benimsemesi uzun sürmedi.

     

    Vakit çok çabuk geçti, öğle oldu. Alm amca ayağa kalkıp kulübeye girdi. Küçük masayı dışarı çıkarıp bankın önüne yerleştirdi.

     

    —Şimdi iş başına, Heidi! dedi. “Yemek için gerekli olanları getiriver. Doktor ne bulursa onu yiyecek; ama yemek odasının güzelliğini beğenecektir sanırım.”

     

    Doktor da aynı şeyi düşündüğünü açıkladı:

     

    —Evet, gerçekten çok güzel… Güneşte parlayan vadiye bakışlarını dikerek ekledi. “Davetinizi severek ka­bul ediyorum. Böyle bir yerde her yemek güzeldir.”

     

    Heidi, küçük bir sincap gibi içeri dışarı koşarak do­lapta ne bulduysa masaya taşıdı. Büyük baba yemeği hazırladı. Buharı tüten süt ve koyu altın sarısı renkteki nefis peynirle sofraya dönmesi çok sürmedi. Kendi eliyle tuzladığı etten ince dilimler kesti. Doktor, koca bir yıl boyunca görmediği bir iştahla karnını doyurdu.

     

    —Evet, dedi. “Clara gelse iyi olacak. Burada gücü kuvveti yerine gelir. İştahı benim bugünkü iştahıma benzerse rahatça kilo alır.”

     

    Doktor konuşurken, dağ yolunda, sırtında koca bir paket taşıyan bir adam göründü. Adam, kulübeye vardığı zaman soluk soluğaydı. Yükünü yere bırakırken rahatladı­ğı belliydi. Doktor ayağa kalkarken mırıldandı:

     

    —İşte Frankfurt’tan buraya kadar benimle yolculuk yapan paket! Paket açılınca ekledi. “Yavrum, hediyelerimi sen kendi elinle teker teker çıkar.”

     

    Kâğıtlar açılırken Heidi şaşkın gözlerle armağanları süzüyordu. Doktor kutulardan birinin kapağını kaldırarak:

     

    —Bak, Heidi, dedi, “Bu, büyük anne için; kahve içe­rek kek yiyebilir.”

     

    Küçük kız keki kucakladığı gibi sevinçle sıçrayıp hoplamaya başladı.

     

    —Oh, oh! Büyük anneye kek gelmiş!

     

    Hemen koşup götürmek istiyordu; ama büyük baba engelledi. Akşama kadar beklemeliydi. Köye inerken dok­toru geçirir, o ara yaş! kadının armağanlarını verebilirler­di. Heidi, eline geçen tütün paketini büyük babasına uzat­tı. Yaşlı adam vakit geçirmeden piposunu doldurdu. İki adam kulübenin önüne geçip tahta sıraya oturdular. Heidi’yse bir başına kaldı ve Clara’nın paketini incelemeye koyuldu. İçindekileri beğeniyle elden geçirip çoğunu dola­ba kaldırdı. Sonra konukla büyük babanın yanına gitti. Konuşmaya ara verilir verilmez açıkladı:

     

    —Ziyaretinim çok sevindim, doktor.

     

    Küçük kızın tavrı pek ciddiydi. Çocuğun bu yetişkin davranışı erkekleri güldürdü. Güneş dağların ardında alçalırken konuk izin alıp kalktı ve Dorfli’ye yöneldi. Büyük baba, armağanları ku­cakladı. Kek kutusunu, salamı ve şalı aldı. Doktor da Heidi’yi elinden yakaladı. Üçü birlikte Keçi Çobanı Peter’in kulübesinin yolunu tuttular. Oraya varınca küçük kız dok­tora iyi geceler dileyerek sordu:

     

    —Yarın keçilerle otlağa çıkmak ister misin?

     

    —Olur, Heidi, karşılığını verdi doktor. “Gideriz birlikte.

     

    İki adam vadiden aşağı inerken küçük kız kulübeye girdi. Önce kek kutusunu götürdü, sonra da koca sala­mı… Sonuncu olarak şalı getirdi. Bütün hepsini büyük annenin çevresine yerleştirdi. Böylece yaşlı kadın arma­ğanlara dokunabiliyordu. Heidi şalı onun dizlerine yaydı. Şaşkın Brigitta, olan biteni büyük anneye açıkladı:

     

    —Bütün bunlar Frankfurt’taki Clara ile büyük anne­sinden geldi.

     

    Heidi öğrenmek istiyordu:

     

    —Nasıl, kek hoşuna gitti mi, büyük anne?

     

    —Evet, Heidi. Ne iyi insanlar bunlar! Sonra yünlü yumuşak şalı okşayarak ekledi. “Kışın iyi ısıtacak. Böyle pahalı bir şeye sahip olmak hayalimden bile geçmezdi.”

     

    Heidi, yaşlı kadının kekten çok şala sevinmesine şaşmıştı.

     

    Brigitta, salama taparcasına bakmaktaydı. Ömründe böyle koca bir salam görmemişti.

     

    Tam o sırada Peter rüzgâr gibi içeri daldı.

     

    —Alm amca arkamdan geliyor Heidi, dedi ve gözü salama ilişir ilişmez sesi soluğu kesiliverdi.

     

    Büyük baba her geçişte yaşlı kadının gönlünü almak için üç beş kelime söylerdi gerçi; ama o gün geç kalmışlardı. Heidi’yi çağırırken kapı aralığından iyi geceler diledi yalnızca. Küçük kızı elinden tuttu. Yıldızlı gökyüzü altında huzur dolu dağ kulübesine yollandılar.

     

    (Heidi, Çev: Merve Kotil, Ders Kitapları, 2000, s.154-160)

     

     

    JOHANNA SPYRI (1829-1901) İsviçreli. Zürih yakınlarında doğduğu köyde kırlarda çiçekler ve keçiler arasında büyüyüp yaşadı. 1880’de Heidi basıldı. Her yıl yeni baskısı yapıldı. Resimli kitap ve çizgi filmi de ünlüdür.

    (19528)